Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Dâğ-ı sevdâ ile uğraşmak vefâdandır sana
Daşa çalmak tîşe[y]i şirîn-safâdandır sana
Dâğ-ı dîdâr ile yanmak dem-be-dem bî-ihtiyâr
Ey dil-i şûr âyet-i rü’yet-nümâdandır sana
Bâdesiz peymânesiz her lahza nûş-â-nûşlık
Sâkî-i rûz-ı ezel kãlû belâdandır sana
Sabr kıl gel iştikâdan çek kadem kim ‘âkıbet
Zevk-ı bâkî rütbe-i ‘âlî belâdandır sana
Her biri bir bâğdır ferdâ bugün kim sînede
Dâğlar kim teşne-gân-ı Kerbelâdandır sana
Tâ kıyâmet kãf-ı kalb üzre ma‘a temkîn-bâl
İstikãmet devlet-i âl–i ‘abâdandır sana
Levha-i sînende ey Seyyid Nigârî dem-be-dem
Bî-kalem nakkãşlık meşk-ı Bahâdandır sana
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül, sevda dağıyla (yarasıyla) uğraşmak sana vefadandır; taşa külünk vurmak sana Şirin'in tatlı safasındandır.
2. Ey coşkun gönül, elinde olmadan her an sevgilinin yüzünün dağıyla yanmak, sana görmeyi müjdeleyen bir ayettendir. (Mısra yaklaşık olarak anlaşılmıştır.)
3. Şarapsız, kadehsiz her an kana kana içmek, sana ezel gününün sâkîsinden, "Kâlû belâ" sözündendir.
4. Sabret, gel, şikâyetten ayağını çek; çünkü sonunda kalıcı zevk ve yüce rütbe sana beladan gelir.
5. Bugün göğsündeki dağların her biri yarın sana bir bağ olacaktır; çünkü onlar Kerbelâ susuzlarından gelir.
6. Kıyamete dek gönlün Kaf dağı üzerinde temkinle, sükûnetle dosdoğru durmak sana Âl-i abânın devletindendir. (Mısra yaklaşık olarak anlaşılmıştır.)
7. Ey Seyyid Nigârî, göğsünün levhasında her an kalemsiz nakkaşlık sana Bahâ'nın meşkindendir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Son beyit, Nigârî'nin bağlı olduğu yolun adını bir sanat terimiyle söyler. "Nakkâşlık", resim ve süsleme yapma işidir; "meşk", bir hocanın öğrencisine örnek vererek yazı ve resim öğretmesidir. Şairin göğsünün levhası üzerinde kalemsiz bir nakkaşlık yapılmaktadır ve bu, "Bahâ'nın meşki"nden gelmektedir. Nakşibendî tarikatının kurucusu Bahâeddin Nakşibend'in lakabı, "nakş"ı (resmi, işlemeyi) bağlayan, kalbe nakşeden diye açıklanır. Kalemsiz nakış, kalbe yazılan zikirdir; Nakşibendî yolunda zikrin kalpte, sessizce yapılması esastır. Şair bu beyitte hem ustasının adını hem yolunun yöntemini bir resim atölyesinin diliyle anlatır. Divanın yirmi yedinci şiirindeki "silsile-i zülf-i Bahâ" ifadesiyle birlikte okununca, Bahâ adının Nigârî'de bilinçli bir işaret olduğu daha açık görülür.
Gazelin ortasındaki iki beyit iki büyük dinî hatırayı çağırır. Üçüncü beyitte şarapsız ve kadehsiz içilen şarap, "rûz-ı ezel"in, ezel gününün sâkîsinden gelir. Bu gün, A'râf suresinde anlatılan ve ruhların Allah'ın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna "Kâlû belâ", evet dedikleri Elest bezmidir. Aşk, o günde içilmiş bir şaraptır. Beşinci beyitte göğüsteki yaralar Kerbelâ'nın susuz şehitlerine bağlanır. "Dâğ" kelimesi hem yara hem de sesçe "bâğ"a, bahçeye yakındır; bugün göğüste yara olan dağlar, yarın birer bahçe olacaktır.
Birinci beyitte Ferhat'ın hikâyesi bir kelime oyunuyla anılır: taşa külünk vurmak, "şirîn-safâ"dandır; Ferhat'ın dağı delmesi Şirin içindir ve bu işin safası tatlıdır. Altıncı beyitte sözü edilen doğruluk (istikamet), Âl-i abânın, yani Peygamber ailesinin devletinden gelir; Nigârî'nin iki bağlılığı, Nakşibendî silsilesi ve Ehl-i Beyt sevgisi, bu gazelde de yan yana durur. Bu iki bağlılık kafiyede de görünür: "Kerbelâ", "‘abâ" ve "Bahâ", "vefâ, şirîn-safâ, rü’yet-nümâ" ve iki kez gelen "belâ" ile birlikte uzun "â" kafiyesini kurar.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 42, s. 37-38. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






