Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Ey nigâr-ı nâzenînim cân nisâr itdim sana
Perde-i ‘aynımı ferş-i reh-güzâr itdim sana
Çeşm-i Âdem kıble-i ‘âlem Muhammed hakkı-çün
Âşikârâ secde-i şükr-güzâr itdim sana
Cân-ı Şîrînden geçüp Ferhâd-âsâ bî-garaz
Bî-‘ivaz sıdk-ıla kurbân ey nigâr itdim sana
Perde-i dîdârı ey gül gonçe-i bahtım gibi
Açmadın ger rû-be-rû sad âh u zâr itdim sana
Kılmadın bir dem terahhum şerha şerha sînemi
Pâre pâre eyleyüp dâğ âş-kâr itdim sana
Pây-mâl itmiş beni firkat meded hengâmıdır
Bir nazar kıl ‘arz-ı hâl ey şehr-yâr itdim sana
İmdi nâdimsin Nigârî zülf-i sevdâsında ben
Kılmadın yâver nasîhat bî-şümâr itdim sana
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey nazlı sevgilim, sana can saçtım; gözümün perdesini geçtiğin yola döşedim.
2. Âdem'in gözbebeği, âlemin kıblesi Muhammed hakkı için sana açıkça şükür secdesi ettim.
3. Ey sevgili, tatlı candan (Şirin'in canından) geçip Ferhat gibi çıkar gözetmeden, karşılık beklemeden, sadakatle sana kurban oldum.
4. Ey gül, yüzünün perdesini bahtımın goncası gibi açmadın; yüz yüze gelmediğin için sana yüz ah ve inilti ettim.
5. Bir an bile acımadın; göğsümü dilim dilim, parça parça edip dağımı (yaramı) sana açıkça gösterdim.
6. Ayrılık beni ayaklar altına almış, yardım vaktidir; ey şehriyar, bir bak, sana hâlimi arz ettim.
7. Nigârî, şimdi pişmansın; ben sana zülfün sevdası hakkında sayısız öğüt verdim, sen (öğüdü) yardımcı edinmedin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Son beyitte konuşan ses değişir. Altı beyit boyunca âşık sevgiliye "itdim sana" (sana ettim) diye kendi fedakârlıklarını sayar; yedinci beyitte ise aynı redifle Nigârî'ye seslenen başka bir ses duyulur: "Nigârî, şimdi pişmansın; ben sana zülfün sevdası hakkında sayısız öğüt verdim." Bu ses şairin aklı ya da vicdanı olabilir, onu sevdaya karşı uyarmış ama dinletememiştir. Gazelin tamamı böylece bir çerçeveye oturur: âşık her şeyini vermiş, ama sonunda kendi içindeki bir öğütçü tarafından pişmanlıkla yüzleştirilmiştir. Kimin konuştuğu açıkça söylenmediği için bu bir okumadır.
İkinci beyit divanın en cüretli sözlerinden birini söyler. Âşık, Muhammed hakkı için sevgiliye "secde-i şükr", şükür secdesi ettiğini söyler. Şükür secdesi, sevindirici bir haber ya da nimet karşısında Allah'a yapılan secdedir. Peygamber burada "çeşm-i Âdem", Âdem'in gözü, gözbebeği ve "kıble-i ‘âlem", âlemin kıblesi diye anılır. Tasavvufî okumada sevgili ilahî güzelliğin aynası olduğu için bu secde ona değil, onda görünen tecelliye yöneliktir; ama beytin söz düzeyindeki cesareti, Hüsameddin'in Nigârî'nin "şatahât" denen coşkun sözlerinden söz etmesini hatırlatır.
Üçüncü beyit Ferhat hikâyesine bir söz oyunuyla bağlanır: "cân-ı Şîrîn", hem tatlı can hem de Şirin'in canıdır. Ferhat Şirin için canından geçmiştir; âşık da "bî-garaz, bî-‘ivaz", çıkarsız ve karşılıksız kurban olur. Beşinci beyitte göğüs dilim dilim yarılır ve dağ açıkça gösterilir; dağ, aşkın göğüste bıraktığı yanık izidir. Matladaki "nisâr" (saçı) ile sondaki "bî-şümâr" (sayısız) arasında kafiye hep "-âr"da kalır: reh-güzâr, şükr-güzâr, nigâr, zâr, âş-kâr, şehr-yâr.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 44, s. 38-39. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, Amasya: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, s. 270-300 (e-kitap s. 87-95). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page87.html
Çevrimiçi kaynaklar






