Özgün Metin
Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün
Benem pervâne-i pervâ benem sûzâne-i bî-âb
Benem leb-teşne-i sevdâ benem ‘atşân-ı bî-eşrâb
Benem bî-reh-nümûn ey nâka seyr it ey ceres feryâd
Cünûn-ı râh-ı Leylâyam meded yâ Zeyd yâ ahbâb
Enâniyyet hicâbım mâni‘-i cem‘iyyetim agyâr
Dem-i imdâd[d]ır yâ ehl-i himmet yâ ülü'l-elbâb
Müheyyâdır bu dem cem‘iyyet esbâbı gel ey sâkî
Kadeh mey-hâr u mey mahbûb mutrib cem‘dir ashâb
Zarîfân ârzû-dârım kadeh-hârân hem-kârım
Harîfân içre makbûlam nedür güftârın ey bevvâb
Dem-â-dem tûtî-âsâ tab‘-ı hoş-ter güft ü gû eyler
Nigârî nâzenînimden şirîn şirîn saçar şehd-âb
Pey-â-pey safha-i sînende nakş it bir güzel şeklin
‘Aceb ser-hatdır ey Mîr Nigârî ey güzel elkãb
Günümüz Türkçesiyle
1. Ben tutku pervanesiyim, ben susuz yananım; ben sevdaya susamış dudaklıyım, içecek bulamayan susuzum.
2. Ben kılavuzsuzum; ey dişi deve, yürü; ey çan, feryat et; Leylâ yolunun delisiyim; yetişin ey Zeyd, ey dostlar.
3. Benlik perdemdir, ağyar gönlümün toplanmasına engeldir; ey himmet sahipleri, ey akıl sahipleri, yardım vaktidir.
4. Ey sâkî, gel, toplanmanın sebepleri şu an hazırdır; kadeh, şarap içen, şarap, sevgili, çalgıcı hazır, dostlar toplanmıştır.
5. Zarifleri arzularım, kadeh içenler iş arkadaşımdır; ben rintler arasında makbulüm; ey kapıcı, söyleyeceğin nedir?
6. Tabiatım her an papağan gibi hoş konuşur; Nigârî, nazlımdan tatlı tatlı bal şerbeti saçar.
7. Ey güzel lakaplı Mîr Nigârî, göğsünün sayfasına peş peşe güzel bir şekil nakşet; ne güzel bir başlıktır bu. (Mısranın anlamı kesin değildir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Gazel bir kendini tanıtmayla açılır: "Benem", benim, kelimesi ilk iki beyitte beş kez tekrar edilir. Şair kendini pervane, susuz yanan, sevdaya susamış, kılavuzsuz bir yolcu olarak sayar. İkinci beyitte bu yolcu Leylâ'nın kervanına katılır. "Nâka", dişi devedir ve Leylâ'yı taşıyan deve olarak Arap aşk şiirinin bilinen imgesidir; "ceres", kervandaki devenin boynuna asılan çandır. Mecnun kılavuzsuz kalmıştır, deveye yürümesini, çana çalmasını söyler ve "yâ Zeyd" diye yardım ister. Zeyd, Arap şiirinde ve dilbilgisi kitaplarında herhangi bir kişi yerine kullanılan bir addır; beyit Arap çölü şiirinin havasını Türkçe bir gazele taşır.
Üçüncü beyitte yolun asıl engeli söylenir: "enâniyyet", benlik. Benlik bir perdedir ve ağyar, yani yabancılar, gönlün toplanmasını engeller. Şair "ehl-i himmet" ile "ülü'l-elbâb"tan, himmet sahipleriyle akıl sahiplerinden yardım ister. Ülü'l-elbâb, Kur'an'da düşünüp ibret alan akıl sahipleri için kullanılan bir ifadedir. Benliğin bu kadar açık bir dille perde sayılması, tasavvufun temel öğretisini iki mısraa sığdırır.
Dördüncü ve beşinci beyitlerde sahne bir meclise döner. Meclisin bütün unsurları hazırdır: kadeh, şarap, içenler, sevgili, çalgıcı ve dostlar. Âşık zariflerin arasında makbuldür ve kapıdaki "bevvâb", kapıcı, artık ona engel olamaz. Son beyit "nakş" kelimesiyle kapanır: şair göğsünün sayfasına güzel bir şekil işlemeye çağrılır. Bu nakış, "Dâğ-ı sevdâ" gazelinde Bahâeddin Nakşibend'e işaret eden "kalemsiz nakkaşlık" imgesini hatırlatır; ama beyitte isim geçmez. Kafiyelerin dördü Arapça çoğuldur (ahbâb, elbâb, ashâb, elkãb); bî-âb, bî-eşrâb, bevvâb ve şehd-âb ile birlikte hepsi "-âb" ile biter.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 48, s. 40. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






