Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Başın ey servim ayağından getürmez âftâb
Hâk-i pâyün feyzine yüz koymuş eyler intisâb
Pâs-bân-ı reh-güzârındır meger kim rûz u şeb
Nevbet-âne bekler ey büt âf-tâb u mâh-tâb
‘İşvelik resminde veh çeşmin ne hâlet gösterür
Kim geçüp mestânelikden mât olmuş şeyh u şâb
Tâlib-i dîdârlar almaz cemâlinden nasîb
‘Arş-ı dîdârın ne çok bâlâdır ey ‘âlî-cenâb
Seyr-i dîdârın ki ey gül ‘âşıka düşvârdır
Bes ne hâcet vech ne âyâ nikãb-ender-nikãb
Bî-nevâyam fakr-ender-fakr kâr itmiş bana
el-‘Atâ muhtâcım ey hüsnî nisâb-ender-nisâb
Eyle hâlet buldum ey meh za‘flik bâbında kim
Dâhil oldum bî-tekellüf ‘arşına bî-feth-i bâb
Kâse-i ser-şâr ile mest eyledim zâhidleri
Sâye-i mihrinde ey büt eyledim bir hoş sevâb
Saymak olmaz ey sanem Mîr Nigârî hastenin
Der-hem olmuş dâğ-der-dâğı cigerde bî-hisâb

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey servim, güneş başını ayağından kaldırmaz; ayağının toprağının feyzine yüz sürmüş, ona bağlanmıştır.

2. Ey put, güneş ile mehtap meğer gece gündüz nöbetleşe bekleyen, geçtiğin yolun bekçileridir.

3. Vah, gözün işvebazlık âdabında ne hâller gösterir ki yaşlı da genç de sarhoşluğu aşıp mat olmuştur.

4. Yüzünü görmek isteyenler cemalinden nasip alamaz; ey yüce şanlı, yüzünün Arşı ne kadar yüksektir.

5. Ey gül, yüzünü seyretmek âşık için zaten güçken yüzünde peçe üstüne peçeye ne gerek var?

6. Yoksulum, fakirlik üstüne fakirlik bana işlemiş; ey güzelliği nisap üstüne nisap olan, bağışına muhtacım.

7. Ey ay, zayıflık kapısında öyle bir hâl buldum ki kapı açılmadan, zahmetsizce senin Arşına girdim.

8. Ey put, dolu kâseyle zahitleri sarhoş ettim; sevginin gölgesinde güzel bir sevap işledim.

9. Ey sanem, hasta Mîr Nigârî'nin yaralarını saymak mümkün değil; ciğerinde dağ üstüne dağ sayısızca birbirine karışmıştır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Altıncı beyit, divan şiirinin zekât mazmununa dayanır. İslâm hukukunda nisap, bir malın zekâta tabi olması için ulaşması gereken en düşük miktardır; nisabı aşan zengin, yoksula zekât vermekle yükümlüdür. Divan şairleri bu kavramı güzelliğe uygular: güzelliği nisabı aşmış sevgili, "hüsnün zekâtı"nı yoksul âşığa vermelidir. Nigârî bu mazmunu "-ender-" kalıbıyla güçlendirir: kendisi "fakr-ender-fakr", fakirlik üstüne fakirliktir, sevgilinin güzelliği ise "nisâb-ender-nisâb", nisap üstüne nisaptır. Hesap açıktır; borçlu sevgilidir, alacaklı âşık.

İlk iki beyit gökyüzünü sevgilinin hizmetine sokar. Güneş başını sevgilinin ayağından kaldırmaz, onun ayağının toprağına yüz sürer; "intisâb", bir şeyhe ya da büyüğe bağlanmak demektir ve güneşi bir mürit gibi gösterir. İkinci beyitte güneş ile ay, gündüz ve gece nöbet tutan iki bekçidir. Beşinci beyitteki "nikâb-ender-nikâb", peçe üstüne peçe, altıncı beytin kalıbını önceden duyurur ve sevgilinin zaten görülmesi güç yüzünü bir de perdelerle örtmesine sitem eder.

Yedinci ve sekizinci beyitler âşığın iki küçük zaferini anlatır. Zayıflık bir kapıdır; âşık onun sayesinde, kapı açılmadan sevgilinin Arşına girmiştir. Kendini yok sayanın yüceye zahmetsizce ulaşması, tasavvufun alçakgönüllülüğü yücelik sayan düşüncesine uyar. Sekizinci beyitte ise şair zahitleri dolu kâseyle sarhoş etmiş ve bunu bir sevap saymıştır; rint, zahidi kendi meclisine çekerek ona iyilik yaptığını düşünür. Zekât beytinin "nisâb"ı ile sekizinci ve son beyitlerin "sevâb" ve "hisâb"ı, hesap dilini kafiyeye de taşır; öteki "-âb"lı kafiyeler âftâb, intisâb, mâh-tâb, şâb, cenâb, nikâb ve bâb'dır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar