Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Gãlibâ reng-i lebinden ey sanem gül-gûn şarâb
Şerm-sâr olmuş ki ol tutmuş tarîk-ı ihticâb
Pâymâl it pertevin boz revnakın bir subh-dem
Şerm-sâr olsun ki çık bî-perde ey meh âf-tâb
Eylemiş sad-pâre urmuş bağrımı âteşlere
Çeşm-i hûn-hârın şarâb içmez meger kim bî-kebâb
Gördüm agyârı sürülmüş âstânından bu şeb
Berk-ı âhım nâle-i sûzum ana atmış şihâb
Yok mudur câize-i tab‘ım [ki] ey büt subh u şâm
Nazm ile şehnâme-i vasfını yazmış bâb bâb
Bârgâhından kenâr olmak ne mümkin beyle kim
Gerdenim ol turra-i tarrârdandır bir tınâb
Lutf-ı Mevlâdır ki ey Mîr Nigârî yohsa kim
Gayr-i mümkindir sana bulmak kemâl-i âf-tâb
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey sanem, galiba gül renkli şarap dudağının renginden utanmış ki örtünme yolunu tutmuş.
2. Ey ay, bir sabah vakti perdesiz çık da güneş utansın; onun ışığını ayaklar altına al, parlaklığını boz.
3. Kan içen gözün bağrımı yüz parça edip ateşlere atmış; meğer o, şarabı kebapsız içmez.
4. Bu gece ağyarı kapından kovulmuş gördüm; ahımın şimşeği, yanık iniltim ona yıldız atmış.
5. Ey put, sabah akşam vasfının şehnamesini bölüm bölüm nazımla yazmış olan tabiatımın bir ödülü yok mu?
6. Bu durumda senin otağından ayrılmak ne mümkün; boynum o hilekâr perçemden bir iple bağlıdır.
7. Ey Mîr Nigârî, bu Mevlâ'nın lütfudur; yoksa senin güneşin kemaline erişmen imkânsızdır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Dördüncü beyit Kur'an'dan bir sahneyi aşk meclisine taşır. Mülk ve Cin surelerinde göklerin yıldızlarla süslendiği ve bu yıldızların gökten haber çalmaya çalışan şeytanlara atılan "şihâb"lar, ateş topları olduğu anlatılır. Nigârî'nin beytinde kapıdan kovulan ağyar, yani rakipler, bu şeytanların yerine geçer; onlara atılan şihâb ise âşığın ahından çıkan şimşek ve yanık iniltisidir. Sevgilinin kapısı korunan bir gök, ağyar da oraya sızmaya çalışan şeytanlar olur.
Beşinci beyitte şair sevgilinin karşısına bir saray şairi gibi çıkar. "Câize", Osmanlı sarayında bir kaside ya da eser sunan şaire verilen ödüldür. Şair sevgilinin vasfını bölüm bölüm bir "şehnâme" gibi yazdığını, yani onu destan ölçüsünde övdüğünü söyler ve bunun ödülünü ister. Övgü şiiri ile hami arasındaki bu ilişki, burada aşkın diline aktarılmıştır.
İlk üç beyit şarap ve kan arasında gidip gelir. Gül renkli şarap sevgilinin dudağının renginden utanıp örtünmüştür; güneşin de perdesiz çıkan ay yüzlünün karşısında utanması istenir. Üçüncü beyitte ciğer kebabı mazmunu vardır: şarabın yanında meze olarak kebap yenir ve âşığın yanmış ciğeri sevgilinin şarabına kebap olur. Kan içen göz, şarabı ancak bu kebapla içer. Altıncı beyitte âşığın boynu sevgilinin perçeminden bir "tınâb", çadır ipiyle bağlıdır ve otağdan ayrılamaz. Kafiyeye iki kez giren "âf-tâb" (güneş), gazelin utanan güneşini öne çıkarır; öteki kafiyeler de (şarâb, ihticâb, kebâb, şihâb, bâb, tınâb) yukarıda anılan sahnelerin kelimeleridir ve "-âb" sesinde birleşir.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 51, s. 42. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






