Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Mübtelâ-yı firkatem bes çâre ne cân ey tabîb
Cânıma kâr eylemiş âzâr-ı hicrân ey tabîb
Çâk kılgil sîne-i sûzânım içre bağrıma
Cem‘ olup gör kim nice cân ey tabîb kan ey tabîb
Dâğ-ı dildendir mücerred âh gönlüm yoksa kim
Eylemez bî-dâğ-ı dil feryâd u efgãn ey tabîb
Var mı tayyiblerde yâ gördün mi hikmet hânede
Söylemiş mi derd-i ‘aşka çâre Lokmân ey tabîb
Gam bucağında vücûdum pâymâl itmiş firâk
‘Ârız-ı gül-çehredir def‘ine dermân ey tabîb
Çekmegil bî-câ emek bî-hûde efkâr itme kim
Çâre-i derd-i dilimdir la‘l-i cânân ey tabîb
Eylegil Mîr Nigârî hastenin hâlin suâl
İntizâr-ı makdemindir dîde-giryân ey tabîb

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey hekim, ayrılığa tutulmuşum; peki çare ne, can ne yapsın, ey hekim; ayrılık hastalığı canıma işlemiş.

2. Ey hekim, yanan göğsümün içinde bağrımı yar da gör: ne canlar, ey hekim, ne kanlar toplanmış.

3. Ey hekim, ahım düpedüz gönül yarasındandır; yoksa gönlünde yara olmayan feryat ve figan etmez.

4. Ey hekim, hekimler arasında var mı, ya da hikmet evinde gördün mü; Lokman aşk derdine bir çare söylemiş mi? (Neşirdeki "tayyiblerde" kelimesi "tabîblerde", hekimler arasında, diye anlaşılmıştır.)

5. Ayrılık, gam bucağında varlığımı ayaklar altına almış; ey hekim, onu defetmenin dermanı gül yüzlünün yanağıdır.

6. Ey hekim, boşuna emek çekme, boş düşüncelere dalma; gönlümün derdinin çaresi sevgilinin la'l dudağıdır.

7. Ey hekim, hasta Mîr Nigârî'nin hâlini sor; ağlayan gözleri gelişini bekliyor.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bir önceki gazelde hekime "zahmet çekme" diyen şair, bu gazelde onunla uzun bir konuşmaya girer. "Ey tabîb" redifi her beyti bir sesleniş olarak kapatır; ikinci beyitte bu sesleniş mısraın ortasında da tekrarlanır: "nice cân ey tabîb kan ey tabîb". Şiir, bir hastanın başucundaki hekime derdini anlatışı gibi kurulmuştur, ama anlatılan derdin hekimlikle tedavi edilemeyeceği her beyitte yeniden söylenir.

Dördüncü beyit tıbbın efsanevî ustası Lokman'ı anar. Lokman, Kur'an'da adına bir sure bulunan hikmet sahibidir; halk geleneğinde ise her derde deva bulan hekim olarak bilinir. "Hikmet-hâne" kelimesi de iki anlamlıdır: hikmet hem bilgelik hem de eski dilde tıp demektir. Şair, hekimlerin ve hikmet evlerinin bilgisine rağmen Lokman'ın bile aşk derdine bir çare söylemediğini ima eder. Beşinci ve altıncı beyitler çareyi kendisi koyar: derdin dermanı sevgilinin gül yüzü ve la'l dudağıdır; hekimin emeği boşunadır.

İkinci beyitteki sahne gazelin en sert yeridir. Âşık hekimden göğsünü yarıp içine bakmasını ister; orada toplanmış "nice cân" ve "kan" görecektir. Canın ve kanın aynı mısrada yan yana gelmesi, bu ikisinin ses yakınlığını da kullanır. Son beyitte hekimden hastanın hâlini sorması istenir; hastanın ağlayan gözleri, hekimin değil sevgilinin gelişini bekler gibidir. Can ile kanın ses yakınlığı kafiyeye de taşınır: "cân" ve "kan", hicrân, efgân, Lokmân, dermân, cânân ve giryân ile birlikte "-ân" dizisini kurar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar