Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Şehd-i la‘lindir şifâ-ender-şifâ kim ey habîb
Derd-i sevdâya hemîn sensin tabîb sensin tabîb
Eylesün mevlâ seni fi'l-cümle ‘aşka mübtelâ
Kurtaram tâ kim elinden yandı cânım ey rakîb
Hansı bir gül kaydına salmış seni kılmış esîr
Mübtelâsın ey dil-i sevdâ-zede v’ey çâk-i ceyb
Çâre ne pervâne-i dil-sûzı al gel yanıma
Derd-i ‘aşkı dem-be-dem yanup dimek ey ‘andelîb
Bâde-i sevdâ-yı cânım öz ayağıylan gelür
Hamdü li’llâh böyledir kısmet beni arar nasîb
Kılmagil bu bende-i bî-tâ‘atın senden cüdâ
İltifâtın kesme benden ey bana benden karîb
Bulmak istersen eger mecnûniyetden bir nişân
Söylegil dil-teşne ey Seyyid Nigârî yâ habîb

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sevgili, dudağının balı şifa üstüne şifadır; sevda derdinin hekimi yalnız sensin, hekim sensin.

2. Ey rakip, Mevlâ seni de büsbütün aşka tutsun ki ben de elinden kurtulayım; canım yandı.

3. Ey sevdaya tutulmuş, yakası yırtık gönül, hangi gül seni bağına salıp esir etti ki (ona) tutulmuşsun?

4. Ey bülbül, çare ne; gönül yakan pervaneyi al da yanıma gel; aşk derdini her an yanarak söylemek gerek.

5. Can sevdasının şarabı kendi ayağıyla gelir; elhamdülillah, kısmet böyledir, nasip beni arar.

6. Ey bana benden yakın olan, bu itaatsiz kulunu kendinden ayırma, iltifatını benden kesme.

7. Ey Seyyid Nigârî, eğer delilikten bir nişan bulmak istersen, susamış dille "yâ habîb" de.

Edebî ve Tarihî Yorum

Altıncı beyitteki hitap gazelin ağırlık merkezidir: "ey bana benden karîb", ey bana benden yakın olan. Kur'an'ın Kaf suresinde Allah'ın insana şah damarından daha yakın olduğu söylenir; tasavvuf şiiri bu yakınlığı sevgiliye hitabın en ileri noktası olarak kullanır. Nigârî burada sevgiliyi açıkça Tanrı'ya yönelen bir hitapla anar ve "bende-i bî-tâ‘at", itaatsiz kul olarak kendini onun önüne koyar. Gazelin önceki beyitlerindeki rakip, bülbül ve gül dünyası bu beyitle bir duaya dönüşür.

Beşinci beyitte divan şiirinin "ayak" kelimesi iki anlamıyla oynar. Şarap "öz ayağıylan", kendi ayağıyla gelir; ayak hem yürüyen ayak hem de kadeh demektir. Şarabın kendi kadehiyle âşığın yanına yürüyüp gelmesi, kısmetin aranmadan bulunmasını anlatır: nasip âşığı arar, âşık nasibi değil. "Öz" (kendi), "hansı" (hangi) ve "-ylan" (-la) gibi biçimler Azerbaycan Türkçesine özgüdür ve gazelin dilini şairin doğduğu bölgeye bağlar.

İkinci beyitte rakibe yine aşk bedduası edilir: Mevlâ onu da aşka tutsun ki âşık onun elinden kurtulsun. Aynı dilek birkaç sayfa önceki "Derd-i sevdâdır âzârım" gazelinde de geçer; iki gazelin kafiye kelimeleri de neredeyse ortaktır. Dördüncü beyitte bülbül ile pervane, divan şiirinin iki büyük âşığı, bir araya çağrılır: biri sesle, öteki ateşle âşıktır ve aşk derdi ancak yanarak söylenebilir. Son beyit delilikten nişan arayana bir parola verir: susamış dille "yâ habîb", ey sevgili demek. "Habîb" iki kez kafiyeye girer, biri matlada, biri son beytin parolasında; tabîb, rakîb, ceyb, ‘andelîb, nasîb ve karîb öteki "-îb"lerdir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar