Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Hasretinle sanemâ sîneme dâğlar çekilüp
Yanmışam ağlamışam ‘aynıma ağlar çekilüp
‘Aşk-ı dildâr-ı ezel bârıdur ey dil eknûn
Kimse bilmez hele ol bârı ne câğlar çekilüp
Şânelenmiş görünür zülf-i girih-gîr-i nigâr
Gãlibâ bağlamağa ‘âşıka bağlar çekilüp
Kâr ebrûlara çekmiş yine ol mâh bugün
Hâzır ol hançere ey dil yine zâğlar çekilüp
Böyle ol bülbül-i şûrîde ki feryâd eyler
Görünür eyle ki gülzârına zâğlar çekilüp
Zülfe saykal virilüp tâze zerâfşân olmuş
Meger ol mürg-ı dili tutmağa ağlar çekilüp
Kûy-ı dildâreye ‘azm eylemiş erbâb-ı gönül
Rişte-i cânlar ile yüklere bağlar çekilüp
Hasret-i yâr ile ey Mîr Nigârî heme dem
Yanmışam sîneme eyvâh ne dâğlar çekilüp

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sanem, hasretinle göğsüme dağlar basılıp yandım, ağladım; gözüme ağlamalar çekildi.

2. Ey gönül, ezel sevgilisinin aşkı şimdi taşıdığın bir yüktür; o yükün hangi çağlarda çekildiğini kimse bilmez.

3. Sevgilinin düğüm düğüm zülfü taranmış görünüyor; galiba âşığı bağlamak için bağlar çekilmiş.

4. O ay yüzlü bugün yine kaşlarına sürme çekmiş; ey gönül, hançere hazır ol, yine bıçak ağızları bilenmiş. (Mısradaki "kâr" kelimesi kesin anlaşılmamaktadır; kaşlara çekilen sürme olarak tahmin edilmiştir.)

5. O perişan bülbül öyle feryat eder ki sanki gül bahçesine kargalar doluşmuş.

6. Zülfe cila verilip yeni yaldızlanmış; meğer o gönül kuşunu tutmak için ağlar (tuzak ağları) gerilmiş.

7. Gönül ehli sevgilinin mahallesine doğru yola çıkmış; yükler can iplikleriyle bağlanıp çekilmiş.

8. Ey Mîr Nigârî, yârin hasretiyle her an yandım; eyvah, göğsüme ne dağlar basıldı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazelin bütün kafiyeleri "-ağlar" sesinde birleşir ve kafiye kelimelerinin çoğu iki anlamlıdır. "Dâğlar", göğse basılan aşk yaralarıdır, ama aynı ses dağları da hatırlatır. Birinci beyitteki "ağlar" ağlamaktır; altıncı beyitte aynı kelime "ağ"ın çoğuludur ve kuş tutmak için gerilen tuzak ağlarını anlatır. Üçüncü beyitteki "bağlar" âşığı bağlayan bağlardır, yedinci beyitte ise yükleri bağlayan iplerdir. Dördüncü ve beşinci beyitlerdeki iki "zâğ" kelimesi ise iki ayrı kelimedir: biri bilenmiş bıçak ağzı, öteki kargadır. Aynı sesin farklı anlamlarla kafiyeye girmesine divan şiirinde cinas denir; Nigârî bu gazelde cinası bir oyun düzeni hâline getirir.

Redif "çekilüp", çekilerek, her beyitte başka bir eylemle birleşir: dağ çekmek, ağlama çekmek, yük çekmek, bağ çekmek, zağ çekmek, ağ çekmek. Türkçenin "çekmek" fiilini bu kadar farklı deyimlerde kullanabilmesi gazelin asıl malzemesidir. Dördüncü beyitte kaşlar hançere, hançerin ağzı da bilenmiş bir "zağ"a benzer; sevgili kaşlarına sürme çekince âşığın hançere hazır olması gerekir. Beşinci beyitte bülbülün feryadı, gül bahçesine kargaların doluşmasıyla açıklanır. Karga, divan şiirinde güzelliği bilmeyen, bahçeyi kirleten rakibin ya da ağyarın simgesidir.

İkinci beyit gazelin tek açıkça tasavvufî yeridir. "‘Aşk-ı dildâr-ı ezel", ezel sevgilisinin aşkı, gönlün taşıdığı bir yüktür; bu yükün hangi çağlarda yüklendiğini kimse bilmez. Ahzâb suresinde göklerin, yerin ve dağların taşımaktan kaçındığı, insanın ise yüklendiği "emanet" anlatılır; beyit bu emaneti hatırlatıyor olabilir, ama şair ondan söz etmez.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar