Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Âteş-i hasretle bağrım der kebâb-ender-kebâb
Merhamet hengâmıdır ey mug kücâ câm-ı şarâb
‘Arsa-i sevdâda cevlân eyler esb-i himmetim
İştiyâkım yer-be-yer gerçi tamâm olmuş şebâb
Mest-i bezm-i ‘işretem bî-mey-durur keyfiyyetim
Hâsılımdır zevk-ı bî-teşvîk u bî-bâng-i rebâb
Anlamaz ehl-i nazar keyfiyyetin ma‘zûrdur
Sôfî zîrâ kâr-ı bî-dâr anı bilmez mest-i hâb
Yaşım artar gam hücûmundan saçar âhım şerer
Böyledir kim berk-ı lâmi‘ yağmur olmaz bî-sehâb
‘Ârif olmaz kâr-ı erbâb-ı vera‘dan münfa‘il
Kim olur ashâb-ı temkîn bî-hatar bî-ıztırâb
Âşkârâsın hüveydâ şems tek ammâ sana
Ey Nigârî güft ü gûy ‘âşıkãnendir kıbâb
Günümüz Türkçesiyle
1. Hasret ateşiyle bağrım kebap üstüne kebaptır; ey mug, merhamet vaktidir, hani şarap kadehi?
2. Gençliğim yer yer sona ermiş olsa da himmet atım sevda meydanında koşar, özlemim sürer.
3. Meclisin şarapsız sarhoşuyum, keyfim şarapsızdır; bana hâsıl olan, kışkırtmasız ve rebap sesi olmadan gelen bir zevktir.
4. Nazar ehli bu keyfi anlamaz, mazurdur; çünkü uykunun sarhoşu sofu, uyanık olanın işini bilmez.
5. Gamın hücumundan gözyaşım artar, ahım kıvılcım saçar; işte böyledir, parlayan şimşek de yağmur da bulutsuz olmaz.
6. Arif, verâ ehlinin işinden etkilenmez; çünkü temkin sahipleri korkusuz ve ıstırapsız olur.
7. Ey Nigârî, güneş gibi apaçık, ortadasın; ama sana âşıkların sözü kubbelerdir (örtüdür). (Mısra kesin anlaşılmamaktadır.)
Edebî ve Tarihî Yorum
İkinci beyit, divanın bu bölümünde şairin yaşına değinen nadir yerlerden biridir: "gerçi tamâm olmuş şebâb", gençlik bitmiş olsa da. Nigârî'nin doğumu kaynaklarda 1797 ile 1815 arasında farklı yıllara konur ve divanı 1884'te, ölümünden kısa süre önce basılmıştır; şiirlerinin çoğunun olgunluk yıllarında yazıldığını düşünmek yanlış olmaz, ama bu gazelin tarihi bilinmez. Beyitte yaş bir engel olarak değil, aşılan bir sınır olarak anılır: gençlik gitmiştir, ama "esb-i himmet", himmet atı sevda meydanında hâlâ koşmaktadır.
Üçüncü ve dördüncü beyitler şarapsız sarhoşluğu anlatır. Âşık meclistedir, ama keyfi şaraptan gelmez; bu zevki ne bir kışkırtma ne de rebap sesi uyandırmıştır. Bu hâli "nazar ehli", dışarıdan bakanlar, anlayamaz ve mazurdur. Şair burada sofuyu "mest-i hâb", uyku sarhoşu diye anar: uykunun sarhoşu, uyanık olanın işini bilemez. Tasavvufta "uyanıklık" (bîdârî) gönlün Allah'a açık olması demektir; şair, kendi sarhoşluğunu uyanıklık, sofunun ayıklığını uyku olarak gösterir.
Beşinci beyit bir doğa gözlemini kanıt gibi kullanır: şimşek ve yağmur buluttan gelir, öyleyse gözyaşı ve kıvılcım saçan ah da gam bulutundan gelir. Altıncı beyitte "verâ‘", şüpheli şeylerden titizlikle sakınmak demektir; "temkîn" ise hâlden hâle savrulmayan sükûnettir. Arif, aşırı sakınanların işinden etkilenmez. Matladaki "kebâb-ender-kebâb", "Ravza-i gülşende" gazelinin bütün kafiyelerini kuran ve "Başın ey servim" gazelinde zekât beytini güçlendiren "-ender-" kalıbının bir başka örneğidir. Gençliği anan "şebâb" da, rebap da, sofunun uykusu "hâb" da "-âb" ile kafiyelenir: kebâb, şarâb, şebâb, rebâb, hâb, sehâb, ıztırâb, kıbâb.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 53, s. 43. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
- A. Azmi Bilgin, "Hamza Nigârî'nin Hayatı, Eserleri ve Edebî Kişiliği", Nigârî Dîvânı içinde, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 4-7. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






