Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Devr kılgil dem-be-dem ey mug şarâb-ender-şarâb
Lutf kıl zîrâ ki bağrımdır kebâb-ender-kebâb
‘Âşık-ı dil-teşne[y]em yandım ki biryân ‘aşkına
Sun bir Allâh ‘aşkına ey büt şarâb-ender-şarâb
Teşne-gân-ı Kerbelâ ‘aşkına bir devr it tamâm
Kâse-i ser-şârıla ger cânın ister bin sevâb
Çekmegil bî-câ emek ey dil hüveydâdur bu kim
Sâf olmaz kalb bî-peymâne vü bî-bâde-nâb
Sohbet-i agyârlar ‘âşıklara düşvârdır
Eylesem ma‘zûram er ehl-i vera‘dan ictinâb
Rind ü rüsvâlıkla olmaz ehl-i sevdâ muztarib
Eylemez bed-nâmlıkdan ‘âşık-ı Leylâ hicâb
Hüsn-i hâlindir didi ey nîk-baht ol vakt kim
Tîg-i ‘aşkınla suâl itdim şehîdem me'l-cevâb
Seyr kıl Mîr Nigârî bî-tereddüd dem-be-dem
Şîr-i sevdâ yâverindir sanma kendin bî-sıhâb

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey mug, her an şarap üstüne şarabı dolaştır; lütfet, çünkü bağrım kebap üstüne kebaptır.

2. Gönlü susamış bir âşığım, aşkının kebabı olarak yandım; ey put, Allah aşkına şarap üstüne şarap sun.

3. Eğer canın bin sevap istiyorsa Kerbelâ susuzlarının aşkına dolu kâseyle tam bir devir yap.

4. Ey gönül, boşuna emek çekme; şu apaçıktır ki kadehsiz ve saf şarapsız kalp arınmaz.

5. Yabancıların sohbeti âşıklara ağır gelir; aşırı sakınanlardan uzak dursam mazurum.

6. Sevda ehli rintlikten ve rüsvaylıktan ıstırap duymaz; Leylâ'nın âşığı kötü addan utanmaz.

7. Aşkının kılıcıyla şehit oldum, "cevabı nedir" diye sorduğum vakit (sevgili) "ey bahtı açık, bu senin iyi hâlindir" dedi. (Beyit yaklaşık olarak anlaşılmıştır.)

8. Mîr Nigârî, tereddüt etmeden her an yolunda yürü; sevda arslanı yardımcındır, kendini arkadaşsız sanma.

Edebî ve Tarihî Yorum

Üçüncü beyit meyhane dilini bir yas hatırasına bağlar. Şair sâkîden "teşne-gân-ı Kerbelâ", Kerbelâ'nın susuzları aşkına dolu kâseyi bir kez baştan sona dolaştırmasını ister ve bunun bin sevap getireceğini söyler. Kerbelâ'da Hz. Hüseyin ve yanındakilerin Fırat'ın kıyısında susuz bırakılarak şehit edildiği bilinir; su içerken ya da su dağıtırken onları anmak, Ehl-i Beyt sevgisinin halk arasında yaşayan bir âdetidir. Nigârî bu âdeti şarap kadehine taşır: dolaşan kadeh, susuz kalanların hatırasına sunulan bir ikram olur.

Gazelin ilk iki beyti "-ender-" kalıbını iki kez kullanır: "şarâb-ender-şarâb" ve "kebâb-ender-kebâb". Şarap ile kebabın yan yana gelmesi divan şiirinin meclis sahnesinden gelir; âşığın yanmış bağrı şaraba meze olur. Dördüncü beyitte bu meclisin anlamı söylenir: kadeh ve saf şarap olmadan kalp arınmaz. Burada şarap, gönlü arındıran aşkın adıdır.

Rindin iki düşmanı beşinci ile altıncı beyitte adlarıyla anılır: yabancıların sohbeti ve "ehl-i vera‘", şüpheli olan her şeyden titizlikle kaçınanlar. Âşık onlardan uzak durursa mazurdur; Leylâ'nın âşığı da kötü addan utanmaz. Yedinci beyit kısa bir konuşma sahnesidir: aşkın kılıcıyla şehit olan âşık sonucu sorar, sevgili de bunun onun "hüsn-i hâli", iyi hâli olduğunu söyler. Son beyitteki "şîr-i sevdâ", sevda arslanı, âşığa yoldaştır; "Şîr-i Hudâ" lakabıyla bilinen Hz. Ali'yi çağrıştırıyor olabilir, ama beyit bir isim vermez. Matlada şarâb ile kebâb'ın kurduğu "-âb" kafiyesi sevâb, nâb, ictinâb, hicâb, cevâb ve sıhâb ile devam eder.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar