Özgün Metin
Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün
‘Aceb nakş u ‘aceb nakkãş ‘aceb pergârdır sevdâ
‘Aceb meşk ü ‘aceb meşşâk ‘aceb hoşkârdır sevdâ
‘Aceb bî-yâr u bî-yâver ‘aceb bî-tîr ü bî-hançer
Bahâdır şîr-i cenk-âver ‘aceb serdârdır sevdâ
‘Aceb hâlet ki bî-âlet ‘aceb hikmet ki bî-zahmet
Meşakkatsız dil-i vîrâneyi i‘mârdır sevdâ
Açılmaz bir mu‘ammâdır bilinmez ‘ilm-i kimyâdır
Mücerred gaybdır düşvâr-ter-esrârdır sevdâ
Delîl-i râh-ı Leylâ mahrem-i esrârdır ammâ
Ebü'l-‘uşşâkdır ferzend-i hüsn-i yârdır sevdâ
Miyân-ı âşık u ma‘şûka dâir bir peyemberdir
Nebiyyü'l-âşıkãndır cibrîl-i dildârdır sevdâ
Edîb-i kûdekân-ı mekteb-i ‘ilm-i ma‘ârifdir
Ki Rabbü'l-‘ârifândur perveriş-kerdârdur sevdâ
Sırât-ı müstakîm râh-ı kavîm mi‘râc-ı bî-tâdır
Hidâyetdir tarîk-ı Ahmed-i Muhtârdır sevdâ
Nigârî dâmenin tut hâk–i pâyin öp ki merdâna
Yed-i Hayber-güşâdır fâtih–i dîdârdır sevdâ
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevda ne şaşılacak bir nakış, ne şaşılacak bir nakkaş, ne şaşılacak bir pergeldir; ne şaşılacak bir meşk (yazı dersi), ne şaşılacak bir meşk hocası, ne şaşılacak hoş bir iştir.
2. Dostsuz yardımcısız, oksuz hançersiz, savaşçı bir aslan gibi yiğit; sevda ne şaşılacak bir komutandır.
3. Aletsiz şaşılacak bir hâl, zahmetsiz şaşılacak bir hikmet; sevda yıkık gönlü zahmetsizce onarır.
4. Sevda çözülmez bir muamma, bilinmez bir kimya ilmidir; düpedüz gayptır, sırların en çetinidir.
5. Leylâ'nın yolunun kılavuzu, sırların mahremidir; ama âşıkların atası, sevgilinin güzelliğinin de evladıdır sevda.
6. Âşıkla maşuk arasında gidip gelen bir peygamberdir; âşıkların nebisi, sevgilinin Cebrail'idir sevda.
7. Marifet ilmi okulundaki çocukların edep hocasıdır; çünkü onu ariflerin Rabbi yetiştirmiştir. (İkinci mısra iki türlü anlaşılabilir: "sevda, ariflerin Rabbinin eseridir, terbiye eden odur" diye de okunabilir.)
8. Sevda doğru yol, sağlam yol, eşi olmayan bir miraçtır; hidayettir, seçilmiş Ahmed'in (Hz. Muhammed'in) yoludur.
9. Nigârî, onun eteğini tut, ayağının toprağını öp; çünkü sevda, Hayber'i yiğitçe açan eldir, sevgilinin yüzünü fetheden odur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Gazelin her beyti "sevdâ" redifiyle biter ve şiir boyunca bu kelimeye unvanlar yağdırılır. Tasavvuf şiirinde sevda, kara sevda anlamındaki dünyevî tutkudan çok, insanı aklın sınırlarından çıkarıp sevgiliye götüren aşk hâlidir. Nigârî onu tanımlamaz; bir dizi meslek, rütbe ve makamla anlatır. Sevda sırasıyla bir ressam ve resim, bir hattat ve hat dersi, bir komutan, bir kimyager, bir kılavuz, bir peygamber, bir öğretmen, en sonunda da bir fatihtir.
İlk beyit sanat atölyesinden alınmış kelimelerle kuruludur. "Nakş" (resim, süsleme) ile "nakkâş" (onu yapan), "meşk" (hattat öğrencisinin örnek üzerinden yazı alıştırması) ile "meşşâk" (meşk veren hoca) aynı kökten çiftlerdir; "pergâr" da bu atölyenin aletidir. Sevda hem eser hem de onu yapan elin kendisidir. İkinci ve üçüncü beyitlerdeki "bî-" (-sız) ekli kelimeler bu ustalığın ne kadar araçsız olduğunu vurgular: oksuz hançersiz bir savaşçı, aletsiz bir iş, zahmetsiz bir onarım. Dördüncü beyitte sevda kimyaya benzetilir; kimya, divan şiirinde bakırı altına çeviren gizli ilimdir ve gönlü dönüştüren aşkın en eski benzetmelerinden biridir.
Beşinci ve altıncı beyitler gazelin en cesur benzetmelerini taşır. Sevda hem "âşıkların babası" hem de "sevgilinin güzelliğinin çocuğu"dur; yani âşığı doğuran da sevgilinin güzelliğinden doğan da aynı duygudur. Hemen ardından sevda âşıkla maşuk arasında haber taşıyan bir peygamber, sevgilinin Cebrail'i olur. Divan şiirinde sevgiliyle âşık arasındaki elçi çoğu zaman sabah rüzgârıdır; Nigârî bu rolü vahyin diline taşıyarak aşkı bir tür vahiy aracı gibi gösterir.
Son iki beyit sözü dinin merkezine bağlar. Sevda, Fâtiha suresinden bilinen "sırât-ı müstakîm", yani doğru yoldur ve Hz. Muhammed'in yoludur. Mahlas beytindeki "Yed-i Hayber-güşâ", Hayber kalesinin kapısını açtığı rivayet edilen Hz. Ali'ye bir telmihtir. Nigârî'nin divanında Hz. Ali sevgisi sık geçer; burada sevda, Ali'nin Hayber'i açan eli gibi sevgilinin yüzünü "fetheden" bir güce dönüşür. Atölyenin "pergâr"ından son beyitteki "dîdâr"a kadar kafiye hep "-âr" sesinde durur: pergâr, hoşkâr, serdâr, i‘mâr, esrâr, yâr, dildâr, kerdâr, Muhtâr, dîdâr.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 5, s. 15-16. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






