Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Gel ey serv-i revânım dilberâne eyle reftâr it
Güzel reftârına kebk-i hırâmânı giriftâr it
Giriş bahs-i kelâma vir nizâm elfâz nûşına
Şirîn-gû tûtiyi ol dem esîr-i kand-i güftâr it
Tutuşmuş âteş-i hicrânıla dil hastedir imdi
Şarâb-ı nâb-ı la‘linle devâ-yı derd-i bîmâr it
Leb-i la‘lin temennâsıyla kanlar ferş idüb ey dil
Döküp yaşlar dem-â-dem yeryüzün lü’lü’-i şehvâr it
Dem-â-dem bâd gül-ruhsâr-ıla ey merdüm-i çeşmim
İzâr-ı kûh u sâhrâyı döküb hûnâb-ı gülzâr it
Esîrin câna gelmiş ey sabâ feryâd-ile her dem
Ola rahm eyle ‘arz eyle bu güftârı tekrâr it
Geçüp âlâm-ı ‘âlemden düşüp meyhâne küncünde
Dilâ fikr eyle dildârı dem-â-dem şevk-i dîdâr it
Kalem al destine ey tab‘-ı şîrînim habîbâne
Yazup esrârı eş‘âr-ı ciger-sûz-ıla iş‘âr it
Gezer Mîr Nigârî vahşiyâne ey çep-endâzım
Urup bir tîr-i merdâne esîr-i zülf-i serdâr it
Habîbin hürmetiyçün vir murâdım her dü ‘âlemde
Beni bî-çâre-i me’yûs kılma lutfun izhâr it

Günümüz Türkçesiyle

1. Gel ey salınan servim, gönül alıcılar gibi yürü; güzel yürüyüşüne salınarak yürüyen kekliği tutsak et.

2. Söz tartışmasına gir, sözlerinin tatlılığına düzen ver; o an tatlı konuşan papağanı söz şekerinin esiri et.

3. Gönül ayrılık ateşiyle tutuşmuş, şimdi hastadır; la'l dudağının saf şarabıyla hastanın derdine deva et.

4. Ey gönül, la'l dudağın arzusuyla yollara kan ser; her an yaşlar döküp yeryüzünü şahane incilerle doldur.

5. Ey gözbebeğim, gül yanaklı (sevgilinin hasretiyle) her an dağın ve çölün yanağına kanlı yaş dök, onu gül bahçesine çevir. (Beyit yaklaşık olarak anlaşılmıştır.)

6. Ey saba, esirin feryat ederek her an cana gelmiş; belki acır, (bu hâli ona) arz et, bu sözü tekrarla.

7. Ey gönül, dünyanın acılarından geçip meyhane köşesine düş, sevgiliyi düşün, her an yüzünü görme şevkiyle yan.

8. Ey tatlı tabiatım, dostça elini kaleme al; sırları gönül yakan şiirlerle yazıp bildir.

9. Ey yan bakışlı sevgilim, Mîr Nigârî yabanıl bir hâlde dolaşıyor; mertçe bir ok at da onu serdar zülfünün esiri et.

10. Habibin hürmeti için iki dünyada muradımı ver; beni çaresiz ve ümitsiz kılma, lütfunu göster.

Edebî ve Tarihî Yorum

Sekizinci beyit, Nigârî'nin şiirinin nereden geldiğine dair söylediklerine bir yenisini ekler. Şair kendi "tab‘"ına, yaratılışına seslenir ve ona kalemi eline almasını, sırları "eş‘âr-ı ciger-sûz", gönül yakan şiirlerle yazıp "iş‘âr" etmesini, bildirmesini söyler. Eş‘âr (şiirler) ile iş‘âr (bildirmek) aynı Arapça kökten gelir ve mısrada yan yana durur; şiir, bir şeyi haber vermenin, sezdirmenin yoludur. Şiirin şaire ait olmaktan çok tabiatın ve aşkın sözü sayılması, divanın okuruna daha önceki sayfalardan tanıdıktır.

Gazelin ilk beyitleri bir güzellik sahnesi kurar. Sevgili salınan bir servidir ve yürüyüşü "kebk-i hırâmân", salınarak yürüyen kekliği tutsak eder; keklik, divan şiirinde zarif yürüyüşün örneğidir. İkinci beyitte sevgilinin konuşması papağanı şekerle tutsak eder; papağan şekerle konuşur, ama sevgilinin sözünün şekeri onu susturur. Üçüncü ve dördüncü beyitlerde aynı dudak bir ilaçtır ve âşığın kanlı gözyaşları yeryüzünü inciyle doldurur. Beşinci beyitte gözyaşı dağı ve çölü gül bahçesine çevirecek kadar bol ve kırmızıdır.

Gazel bir duayla biter. Onuncu beyitte hitap birden Tanrı'ya döner: "Habibin hürmeti için", yani sevgili kulun Peygamber'in hatırı için iki dünyada murat verilmesi istenir. Divanın birçok gazelinde sevgili dili ile dua dili böyle tek bir beyitte buluşur. On bir kafiye sözünün hepsi "-âr" ile biter ve ardından "it" redifi gelir: reftâr, giriftâr, güftâr, bîmâr, şehvâr, gülzâr, tekrâr, dîdâr, iş‘âr, serdâr, izhâr. Sekizinci beyitte üzerinde durulan iş‘âr da bunlardan biridir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar