Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Tûtiyî-tab‘ meger nûş kılup âb-ı nebât
Şekker-efşânlık ider böyle bu şîrîn kelimât
Her zaman ‘arş ile oynar yere düşmez nazarın
Ne yüce rütbedir ey ‘âşık-ı ‘âlî-tabakãt
Yeter ey vâ‘iz-ı ahmak bize mi‘râc-ı vüsûl
Sizin olsun elem-i firkat ü zevk-i derecât
Nezr ü yâ hums vü yâ înki zekât her ne ise
Bî-nevâyam bana bahş eyle nigârım sadakât
Aç der-i hüsnünü ihsânını şâyân eyle
Bahş kıl ‘âşık-ı miskînine feyz-i hasenât
Koymadı sabr u sükûn aldı karârım ne ‘aceb
Bu ne cilve bu ne işve bu ne şîrîn harekât
Gevher-efşânlık ider Mîr Nigârî meger ol
Kân-ı deryâ-yı kerâmetden alupdur kelimât
Günümüz Türkçesiyle
1. Tabiatımın papağanı meğer şeker şerbeti içmiş ki bu tatlı sözler böyle şeker saçıyor.
2. Ey yüksek tabakalı âşık, bakışın her zaman Arş ile oynar, yere düşmez; ne yüce bir rütbe.
3. Ey ahmak vaiz, bize vuslatın miracı yeter; ayrılık acısı ve cennet derecelerinin zevki sizin olsun.
4. Adak mı, humus mu, yoksa zekât mı, her ne ise; sevgilim, yoksulum, bana sadakaları bağışla.
5. Güzelliğinin kapısını aç, ihsanını layık kıl; yoksul âşığına iyiliklerin feyzini bağışla.
6. Sabır ve sükûn bırakmadı, kararımı aldı; ne şaşılacak şey, bu ne cilve, bu ne işve, bu ne tatlı hareketler.
7. Mîr Nigârî meğer kelimeleri keramet denizinin madeninden almış ki böyle inci saçıyor.
Edebî ve Tarihî Yorum
Dördüncü beyit fıkıh kitaplarından bir sıralama yapar: "nezr", adak; "hums", beşte bir; "zekât" ve sonunda "sadakât", sadakalar. Bunlar İslâm hukukunda malın bir bölümünü başkasına vermenin türleridir. Âşık bunların hangisi olursa olsun, sevgilinin güzelliğinden kendisine bir pay düşmesini ister. Güzellik ile zenginliğin, âşık ile yoksulun bu eşleşmesini divan daha önce de kurmuştu. "Hums" kelimesi üzerinde ayrıca durmaya değer: Enfâl suresine göre savaş ganimetinin beşte biri ayrılır ve bu payın bir bölümü Peygamber'in yakınlarına verilir. Soyca seyyid olan bir şairin bu kelimeyi seçmesi bir rastlantı olmayabilir, ama beyit bu bağlantıyı açıkça kurmaz.
Üçüncü beyit vaize bir ayrım teklif eder. Âşıklara "mi‘râc-ı vüsûl", kavuşmanın miracı yeter; vaize ve onun gibilere ise ayrılık acısı ve "zevk-i derecât", cennet derecelerinin zevki kalsın. Vaizin cenneti dereceler ve ödüllerle ölçülen bir yerdir; âşığın aradığı ise sevgiliye ulaşmanın kendisidir. Beyit bu iki dinî tasavvuru yan yana koyar ve âşığın tarafını tutar.
İlk ve son beyitler şiirin kaynağını anlatır. İlk beyitte şairin tabiatı bir papağandır; şeker şerbeti içtiği için sözleri şeker saçar. Son beyitte kelimeler "kân-ı deryâ-yı kerâmet", keramet denizinin madeninden alınmıştır ve inci gibi saçılır. "-ât" kafiyesinde (nebât, kelimât, tabakãt, derecât, sadakât, hasenât, harekât) en çok iş gören kelime kelimât'tır: hem matlada hem son beyitte kafiye olur ve gazeli bir söz çerçevesine alır.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 88, s. 63-64. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar




![Gazel 85 — ‘Uşşâk ile [ey] vâ‘iz-i bed-gû ne ‘adâvet](https://amasya05.com/storage/gallery/9e2b7e1d8926436b21885df248de8039.jpg)

