Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fe‘ûlün
Ey şûh-ı sitem-pîşe nedir bunca ihânet
Yok sizde meger mihr-i vefâ eyleme âdet
Ben ‘âşık-ı sûzânı da bir su ile kandır
Ahbâbına eyler lebin ey şûh ziyâfet
Ter ter ne ki deryâ-yı firâvân eser itmez
Sînemdeki âyâ bu harâret ne harâret
Güftârına dil-dâde idim lîk şirîn-ter
Reftâr-ı kadin aldı karârım ne kıyâmet
İtdin beni peymâne-perest ey büt-i nev-res
Kıldın beni rüsvâ-yı melâmet ne kerâmet
Bî-gãyedir efsânemiz ey mâh dükenmez
Tâ kim ne kadar var bu ‘âlem bu hikâyet
Ey Mîr Nigârî yere koy aşk u yâ in
Terk eyle nedir ‘arşa irişmiş bu şikâyet
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey eziyete alışmış şuh, bu kadar ihanet nedir; meğer sizde sevgi ve vefa gösterme âdeti yok.
2. Ey şuh, dudağın dostlarına ziyafet verir; ben yanan âşığı da bir su ile kandır.
3. Bol bir deniz bile yaşlığını gösteremiyor; acaba göğsümdeki bu harâret nasıl bir harârettir.
4. Sözüne gönül vermiştim, ama boyunun daha tatlı yürüyüşü kararımı aldı; ne kıyamet.
5. Ey yeni yetişmiş put, beni kadeh tapıcısı ettin; beni melâmetle rüsvay ettin; ne keramet!
6. Ey ay, efsanemizin sonu yok, bitmez; bu dünya ne kadar var olursa bu hikâye o kadar sürer.
7. Ey Mîr Nigârî, ... (mısranın bu kısmı bozuktur); bırak, Arş'a ulaşmış bu şikâyet de nedir? (İlk mısraın sonundaki "aşk u yâ in" sözleri anlam vermemektedir; neşirde bir bozulma olduğu anlaşılıyor.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Beşinci beyit bir tasavvuf kelimesini alaycı bir ünleme çevirir: "ne kerâmet". Keramet, velilere Allah tarafından bağışlanan olağanüstü hâldir; menkıbelerde bir velinin denizde yürümesi, uzaktaki bir şeyi bilmesi keramet olarak anlatılır. Nigârî'nin âşığına gösterilen keramet ise farklıdır: sevgili onu "peymâne-perest", kadeh tapıcısı yapmış, melâmetle rüsvay etmiştir. Gazelin üç beyti "ne" ile biten küçük ünlemlerle kapanır: "ne harâret", "ne kıyâmet", "ne kerâmet". Âşık, başına gelenlere şaşkınlıkla ve biraz da alayla bakar.
Altıncı beyit aşk hikâyesini zamanın ölçüsüne vurur: bu efsanenin sonu yoktur, dünya var oldukça sürecektir. Divan şiirinde Leylâ ile Mecnun, Ferhat ile Şirin hikâyeleri dillerde dolaşan efsanelerdir; şair kendi aşkını da böyle bitmeyen bir hikâye olarak görür. Üçüncü beyitte ise harâret, göğüsteki aşk ateşi, bol bir denizin bile söndüremeyeceği kadar büyüktür.
Son beytin ilk mısraı neşirde "Ey Mîr Nigârî yere koy aşk u yâ in" biçimindedir ve sonu anlam vermez; vezin bakımından da eksik görünür. Bir dizgi ya da okuma hatası olduğu anlaşılıyor; metin burada neşirde olduğu gibi bırakılmıştır. İkinci mısra açıktır: şair kendi şikâyetinin Arş'a kadar ulaştığını söyler ve kendine bu şikâyeti bırakmasını öğütler. İhânet ile açılan "-et" kafiyesi, şairin bırakmayı öğütlediği şikâyet ile kapanır; arada âdet, ziyâfet, harâret, kıyâmet, kerâmet ve hikâyet vardır.
Kaynakça
- Nigârî, Nigârî Dîvânı, haz. A. Azmi Bilgin, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2017 (e-kitap, Kültür Eserleri Dizisi 482), şiir 86, s. 62. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194361/nigari-divani.html
Çevrimiçi kaynaklar






![Gazel 85 — ‘Uşşâk ile [ey] vâ‘iz-i bed-gû ne ‘adâvet](https://amasya05.com/storage/gallery/9e2b7e1d8926436b21885df248de8039.jpg)