Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Uyma ey dil yile kılma til-i berbâd ile bahs
‘Ukalâ eylemez elbette perî-zâd ile bahs
Hazer it çeşm-i çep-endâz ile kec söylemegil
Kıymagil cânına gel eyleme cellâd ile bahs
Her ne söyler sana mug söyle belî yok dime kim
Kılmaz erbâb-ı hired sâhib-i irşâd ile bahs
Kadh-i erbâb-ı kadehden hazer eyle zîrâ
Deşt-i hırmâna düşer eyleyen evtâd ile bahs
Gamzeye kem bakanın çeşmine ağlar gelür
Eyleyen pâ-zede-i kahr olur üstâd ile bahs
Şems rûyunla hüsün bahsine girmez ne ‘aceb
Ağzına sığmaz anun Hudâ-dâd ile bahs
Var sünbülde eger bûy-ı dil-âvîz ammâ
Başına düşmez anun kâkül-i gülzâr ile bahs
Şevk-i şîrîn-leb ile ağlayarak olmaz ‘aceb
Duta dağlar eteğin dil ide Ferhâd ile bahs
Kanı ey Mîr Nigârî kadeh-endâz-ı elest
Taraf-ı ‘aşk tutup eyleye zühhâd ile bahs

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, rüzgâra uyma, dağınık zülüf teliyle tartışma; akıllılar elbette peri soylu biriyle tartışmaz.

2. Yan bakan gözden sakın, ona ters söz söyleme; canına kıyma, gel, cellatla tartışma.

3. Mug sana ne söylerse "evet" de, "yok" deme; çünkü akıl sahipleri irşat sahibiyle tartışmaz.

4. Kadeh ehlini kınamaktan sakın; çünkü evtâd ile tartışan mahrumiyet çölüne düşer.

5. Gamzeye kötü gözle bakanın gözüne ağlamalar gelir; üstatla tartışan kahrın ayağı altında kalır.

6. Güneşin yüzünle güzellik tartışmasına girmemesi şaşılır mı; Allah vergisi (güzellik) ile tartışmak onun haddi değildir.

7. Sümbülde gönül çeken bir koku varsa da gül bahçesi gibi kâkülle tartışmak onun başına düşmez.

8. Tatlı dudaklının (Şirin'in) şevkiyle ağlayarak dağların eteğini tutsa ve gönül Ferhat'la tartışsa şaşılmaz.

9. Ey Mîr Nigârî, Elest kadehini içen o kişi nerede ki aşkın tarafını tutup zahitlerle tartışsın?

Edebî ve Tarihî Yorum

Se harfli gazeller "bahs" redifiyle açılır ve gazel, kiminle tartışılmayacağının bir listesi gibi ilerler. Bahs, medrese geleneğinde bir meselenin karşılıklı tartışılması, ilmî münazaradır; bir önceki sâkî rubaisinde de aynı kelime kafiye olmuştu. Gönül rüzgârla, peri soyluyla, cellat bakışlı gözle, irşat sahibi mugla, kadeh ehliyle, üstatla tartışmamalıdır. Her beyit bir edep kuralı gibi kurulur ve aşk meclisinin hiyerarşisini çizer: sevgilinin ve meyhane pirinin sözüne itiraz edilmez.

Hiyerarşinin tarikat dilindeki karşılığı üçüncü ve dördüncü beyitlerde verilir. Mug, meyhaneyi işleten Mecusi, burada "sâhib-i irşâd", yol gösterme yetkisi olan bir mürşittir; ona "belî", evet denir, "yok" denmez. "Belî" kelimesi ruhların Elest bezminde Allah'a verdiği cevabı da hatırlatır. Kadeh içenler ise "evtâd"dır: tasavvufta dünyayı ayakta tuttuğuna inanılan dört velinin adı. Onlarla tartışan "deşt-i hırmân", mahrumiyet çölüne düşer.

Son beyit tartışma yasağını tersine çevirir. Bütün gazel boyunca tartışmaktan kaçınması öğütlenen gönül, en sonda bir tartışmacı arar: "kadeh-endâz-ı Elest", Elest kadehini içen, ezelde aşka "evet" diyen biri nerededir ki aşkın tarafını tutup zahitlerle tartışsın? Edep sevgiliye karşıdır; zahide karşı ise tartışma bir görevdir. Kafiyenin "-âd" düzeni (berbâd, perî-zâd, cellâd, irşâd, evtâd, üstâd, Hudâ-dâd, Ferhâd, zühhâd) yalnız yedinci beyitte bozulur; orada kafiye yerinde "gülzâr" durur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar