Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Câna geldim neyleyem kim çâre yok olaydı kâc
Ey mu‘âlic ‘âlem içre derd-i ‘aşka bir ‘ilâc
Sıhhat ümîdin götür benden ki müşkildir bana
İstikãmetden ki düşmüş münharif olmuş mizâc
Meclis-i agyârdan geçdim ki bildim nekbetin
Sohbet-i hârâya zâhirdir ki tâb itmez zücâc
Ey fakîh-i medrese matlab hüveydâdır bana
Neylerem ‘illet gezüp kim ana yokdur ihticâc
Bir perî-peyker melek-ruhsâr sevdâsında cân
Teslim itdim yerde gökde buldu sermâyem revâc
Hıdmet itdim bir cünûn-ı ‘aşka buldum bir makâm
Sıdkıla kıldım itâ‘at gayrden aldım harâc
Ey Nigârî dâg-ı sevdâ içre evvel bend bend
Yandım alışdım dutuşdum âhir itdim imtizâc

Günümüz Türkçesiyle

1. Cana geldim, ne yapayım ki çare yok; ey hekim, keşke dünyada aşk derdine bir ilaç olsaydı.

2. Sağlık umudunu benden götür, çünkü bu bana zordur; mizaç doğruluktan düşmüş, sapmıştır.

3. Ağyar meclisinden geçtim, çünkü uğursuzluğunu bildim; açıktır ki cam taşla sohbete dayanamaz.

4. Ey medrese fakihi, maksat bana apaçıktır; illet arayıp ne yapayım, buna delil getirmeye gerek yok.

5. Peri yüzlü, melek yanaklı birinin sevdasına can teslim ettim; sermayem yerde de gökte de rağbet buldu.

6. Bir aşk deliliğine hizmet ettim, bir makam buldum; sadakatle itaat ettim, başkalarından haraç aldım.

7. Ey Nigârî, sevda dağında önce boğum boğum yandım, alev aldım, tutuştum; sonunda (onunla) karışıp bir oldum.

Edebî ve Tarihî Yorum

Son beyit yanmanın aşamalarını üç fiille sayar: "yandım, alışdım, dutuşdum". Ortadaki "alışmak" fiili burada "alev almak, tutuşmak" anlamındadır; bu anlam Azerbaycan Türkçesinde yaygındır, Türkiye Türkçesinde de "ocak alıştı" gibi söyleyişlerde yaşar. Üç fiil aynı şeyi üç kez söyler ve âşığın yanışını adım adım büyütür. Sonunda gelen kelime ise başka bir yere varır: "imtizâc", karışıp kaynaşma, bir olma. Ateşe düşen şey önce yanar, sonra ateşin kendisine dönüşür; tasavvufta fenâ, yani kulun varlığının ilahî varlıkta erimesi böyle bir benzetmeyle anlatılır.

İlk beyitteki "kâc" kelimesi kafiye için biçim değiştirmiş bir kelime gibi görünür. Farsça "kâş", keşke demektir; cim harfiyle biten gazellerde kafiye "-âc" sesine dayandığı için şairin bu kelimeyi "kâc" biçiminde kullandığı düşünülebilir. Aynı kelime divanın bu bölümündeki naatlardan birinde de "âh olaydım ben kâc", keşke ben de olaydım anlamında geçer. Bu okuma kesin değildir, ama iki yerde de anlamı tamamlar.

Gazelin orta beyitleri divanın bu bölümünde sık görülen tartışmayı sürdürür. Mizaç bozulmuştur ve sağlık umudu yoktur; ağyarın meclisi bir taştır ve gönül camı ona dayanamaz. Dördüncü beyitte medrese fakihine seslenilir: aşkın maksadı apaçıktır, onun için "illet", yani hükmün sebebi aranmaz, "ihticâc", delil getirme gerekmez. Fıkıh ve mantık terimleri yine aşkın karşısında gereksiz bir yük olarak gösterilir. Kafiyenin iki ucunda yukarıda üzerinde durulan iki kelime vardır, kâc ve imtizâc; ‘ilâc, mizâc, zücâc, ihticâc, revâc ve harâc aradaki "-âc" sözleridir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar