Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Gãlib olmuş derd-i sevdâ muhtelif olmuş mizâc
Ey habîbim şerbet-i şehdâb-ı la‘lindir ‘ilâc
Nükte-i Kur’ânı idrâk eylemez bilmez fakîh
Zümre-i ‘uşşâk-ıla kılmaz anun-çün imtizâc
Bâr-ı hüccetden mu‘arrâdır kadeh-hârân-ı ‘aşk
Mezheb-i rindânîde burhâna yokdur ihtiyâc
Gayr güftâra ne hâcet kâfîdir harf-i sükût
Vâ‘izin iskânına çün nef‘ virmez ihticâc
Zülf tek pâ-mâl olaydım subh u şâm âyine tek
Bir göreydim cân vireydim ‘ârızın ey mâh-kâc
Zühre ey meh müşterîdir gevher-i eş‘ârıma
Mihr-i la‘linden bulup tâ zerre-i tab‘ım revâc
Sanma ey Seyyid Nigârî gördüğün gül-gûn külâh
Şu‘le-i âhımdır ol dilden çıkup başımda tâc

Günümüz Türkçesiyle

1. Sevda derdi galip gelmiş, mizaç bozulmuş; ey sevgilim, ilacı la'l dudağının bal şerbetidir.

2. Fakih Kur'an'ın inceliğini kavramaz, bilmez; bu yüzden âşıklar topluluğuyla kaynaşmaz.

3. Aşkın kadeh içenleri delil yükünden muaftır; rintlik mezhebinde kanıta ihtiyaç yoktur.

4. Başka söze ne gerek, susmanın harfi yeter; çünkü vaizi susturmaya delil getirmek fayda vermez.

5. Keşke zülüf gibi sabah akşam ayaklar altında kalsaydım, ayna gibi (karşında dursaydım); ey hilal kaşlı ay, yanağını bir görseydim de can verseydim. (Mısradaki "mâh-kâc" kesin anlaşılmamaktadır.)

6. Ey ay, Zühre şiirlerimin incisine müşteridir; çünkü tabiatımın zerresi la'l dudağının güneşinden parlaklık bulmuştur.

7. Ey Seyyid Nigârî, gördüğün gül renkli külâhı (külah) sanma; o, gönülden çıkıp başımda taç olan ahımın alevidir.

Edebî ve Tarihî Yorum

İlk beyit eski tıbbın diliyle konuşur. Ahlat-ı erbaa, yani dört hılt öğretisine göre insanın sağlığı kan, balgam, safra ve sevdanın dengesine bağlıdır; "sevdâ", kara safra, ağır bastığında mizaç bozulur ve insan hüzne düşer. Aşk anlamındaki sevda kelimesi de bu tıp teriminden gelir. Nigârî bu iki anlamı birleştirir: "derd-i sevdâ" galip gelmiş, mizaç bozulmuştur; ama ilacı hekimin şurubu değil, sevgilinin la'l dudağındaki bal şerbetidir.

İkinci, üçüncü ve dördüncü beyitler ilim ehline karşı rindin tavrını üç adımda söyler. Fakih, yani fıkıh âlimi, Kur'an'ın "nükte"sini, ince anlamını kavrayamaz ve âşıklarla kaynaşamaz. Rintlik mezhebinde "burhan", kanıt gerekmez; aşkın kadeh içenleri delil getirme yükünden muaftır. Vaizi susturmak için de tartışmak işe yaramaz; "harf-i sükût", susmanın harfi yeter. Mantık ve kelâmın terimleri (hüccet, burhan, ihticâc) burada sırayla bir kenara bırakılır.

Altıncı beyit bir yıldız oyunu yapar. Zühre, yani Venüs, divan şiirinde göğün çalgıcısıdır; burada şairin şiir incilerine "müşteri"dir. Müşteri hem alıcı hem de Jüpiter gezegeninin adıdır; bir gezegen öteki gezegenin adıyla anılır. Son beyitte şairin başındaki gül renkli külah, gönülden çıkan ahın alevidir. Külah ve taç, dervişlerin başlıklarına da verilen adlardır; şairin başındaki taç, aşkın ateşidir. Gazelin "-âc" kafiyesi eski tıbbın mizâc ve ‘ilâc kelimeleriyle başlar, alevden tâc ile biter; arada imtizâc, ihtiyâc, ihticâc, mâh-kâc ve revâc vardır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar