Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Ey felek ben tek giriftâr-ı belâ gördün mü hîç
Derd-keş-i mihnet-zede bir mübtelâ gördün mi hîç
Var mı gam-hâne-i ‘âlemde âyâ ben gibi
Mübtelâ gayr ez Hüseyn-i Kerbelâ gördün mi hîç
Var seyrin bunca kim ‘âlemde devrân eyledin
Kec gidiş kendin gibi bir bî-vefâ gördün mi hîç
Ey gönül gamlar çeküp hâlin perîşân itme kim
Bî-elem bir şâhı yâ în bir gedâ gördün mi hîç
Öyle sanam yokdur ammâ var ise bir söyle kim
Bir güli bî-hâr u bâli bî-belâ gördün mi hîç
Ey dil-i şûrîde-i şehr-i cünûn kendin gibi
Kişver-i ‘âlemde rüsvây-ı hevâ gördün mi hîç
Dil tek ey Seyyid Nigârî bunca kim ‘âlemde sen
Dem-be-dem yildin yügürdün bir belâ gördün mi hîç

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey felek, benim gibi belaya tutulmuş birini hiç gördün mü; dert çeken, mihnete uğramış bir tutkun hiç gördün mü?

2. Dünyanın gam evinde acaba benim gibi biri var mı; Kerbelâ'daki Hüseyin'den başka (böyle) belaya uğramış birini hiç gördün mü?

3. Dünyada bunca dolaştın, devrettin; kendin gibi eğri gidişli, vefasız birini hiç gördün mü?

4. Ey gönül, gam çekip hâlini perişan etme; elemsiz bir şah ya da elemsiz bir dilenci hiç gördün mü?

5. Öyle sanmam, yoktur; ama varsa söyle: dikensiz bir gül, derdi olmayan bir gönül hiç gördün mü?

6. Ey delilik şehrinin çılgın gönlü, dünya ülkesinde kendin gibi hevese rüsvay olmuş birini hiç gördün mü?

7. Ey Seyyid Nigârî, dünyada gönül gibi her an koştun, yürüdün; bu kadar bir bela hiç gördün mü? (Beyit yaklaşık olarak anlaşılmıştır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

"Gördün mü hîç" redifi gazeli bir sorgulamaya çevirir ve sorular önce feleğe yönelir. Felek, divan şiirinde insanın talihini döndüren ve çoğu zaman âşığa düşmanlık eden göktür. İkinci beyitte sorunun ölçüsü konur: Kerbelâ'daki Hüseyin'den başka âşık kadar belaya uğramış biri var mıdır? Hz. Hüseyin'in çektiği acı burada belanın en büyük örneği olarak anılır; âşık kendi derdini ancak onunla karşılaştırabilir. Üçüncü beyitte soru feleğin kendisine döner: kendin gibi eğri gidişli, vefasız birini gördün mü?

Dördüncü ve beşinci beyitlerde soruların tonu değişir ve bir teselliye dönüşür. Gönül gam çekip hâlini perişan etmemelidir, çünkü elemsiz ne bir şah ne de bir dilenci vardır. Dikensiz gül, belasız gönül olmaz. Böylece âşığın yakınması evrensel bir kurala bağlanır: dert, insan olmanın şartıdır. Altıncı beyitte soru yeniden gönle yönelir; gönül "şehr-i cünûn", delilik şehrinin halkıdır ve "hevâ", heves uğruna rüsvay olmuştur.

Gazelin kafiyesi uzun "â" sesine dayanır (belâ, mübtelâ, Kerbelâ, bî-vefâ, gedâ, hevâ), ama gazel cim bölümünde yer alır. Bunun sebebi redifin son kelimesidir: "hîç" kelimesi Farsçadaki "çim" harfiyle biter. Osmanlı alfabe sıralamasında Farsçaya özgü harfler (pe, çim, je, gâf) en yakın Arapça harfle birlikte sayıldığı için çim harfiyle biten gazeller cim bölümüne konmuştur; divanın bu bölümündeki "görgeç" redifli gazeller de aynı sebeple buradadır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar