Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Kıl siyâset nefse kılsun tâ‘at ey erbâb-ı tâc
Bende kim havf eylemezse şâhına virmez harâc
Âteş oldum bend bend yandım ki yakdım ‘âlemi
Yanmadın pervânesin elbette yandırmaz sirâc
Pâk kıl şîşe-i kalbi menzil-i rindâne gel
Bâde koymazlar ana kim sâf dil olmaz zücâc
Ey viren sevdâya dil pâk eyle dil pâk eyle dil
‘Aşk bâzârında olmaz sâf kim bulmaz revâc
Ol reh-i ‘anber-feşân kim reh-güzârındır senin
Raht-hâb itdim has ü hârın gubârın başa tâc
Ey ki her dem ‘âşıkãne ben senin kurbânınam
Âteş-i hicrânıma şehd-âb-ı la‘lindir ilâc
Bâğ-ı sevdânın Nigârî bülbül-i şeydâsıyam
Bağr-ı pür hûnum gülümdür âh-ı gül-gûnum ağac

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey taç sahipleri, nefse ceza verin ki itaat etsin; korkmayan kul şahına haraç vermez.

2. Ateş oldum, boğum boğum yandım da âlemi yaktım; kandil kendisi yanmadıkça pervanesini elbette yakmaz.

3. Kalbin şişesini temizle, rintlerin konağına gel; gönlü saf olmayana, o cama bade koymazlar.

4. Ey gönlünü sevdaya veren, gönlünü temizle, gönlünü temizle; aşk pazarında saf olmayan rağbet bulmaz.

5. Senin geçtiğin o amber saçan yolun çerçöpünü yatak, tozunu başıma taç ettim.

6. Ey her an âşıkça kurbanı olduğum, ayrılık ateşime ilaç la'l dudağının bal suyudur.

7. Nigârî, sevda bahçesinin çılgın bülbülüyüm; kan dolu bağrım gülüm, gül renkli ahım ağacımdır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazel nefis terbiyesini saray dilinde anlatarak açılır. "Erbâb-ı tâc", taç sahipleri, yani hükümdarlar, nefse "siyâset" etmelidir; siyaset, Osmanlı dilinde ceza vermek, cezalandırmak anlamına da gelir. Korkmayan kul şahına haraç vermez; nefis de cezadan korkmadıkça itaat etmez. Tasavvufta nefsin terbiyesi bir isyancının boyun eğdirilmesine benzetilir; Nigârî bu benzetmeyi devletin vergi ve ceza düzeniyle kurar. Taç sahibi burada gönlünü yöneten kişidir.

İkinci beyit mum ile pervane mazmununa bir mantık ekler: kandil kendisi yanmadıkça pervanesini yakamaz. Âşık önce kendisi boğum boğum yanmış, ateş olmuş, sonra âlemi yakmıştır. Başkasını tutuşturmak için önce yanmak gerekir; bu, bir mürşidin müridini ancak kendi yanışıyla yetiştirebileceği düşüncesine de yakındır. Üçüncü ve dördüncü beyitler arınmayı ister: gönlün şişesi temiz değilse rintlerin meclisinde ona şarap konmaz; aşk pazarında saf olmayan revaç bulmaz. Dördüncü beyitte "pâk eyle dil" sözü üç kez tekrarlanır ve öğüdü bir yakarış gibi pekiştirir.

Son beyitte şair kendini sevda bahçesinin bülbülü olarak tanıtır: kanlı bağrı gülü, gül renkli ahı ağacıdır. "Ağac" kelimesinin cim harfiyle yazılan bu biçimi kafiyeye uyar ve Azerbaycan Türkçesindeki söylenişe de yakındır. Kafiyede tâc iki kez geçer; harâc, sirâc, zücâc, revâc, ilâc ve ağac ile birlikte uzun "-âc" ile kısa "-ac" yan yana kullanılmıştır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar