Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Sôfî bilmez mey-i sâfânı salâh ey sâkî
Açmayup rûyine yüz reng-i felâh ey sâkî
Mey-i sâfınla sen ashâb-ı safâ gönlünü gör
Göresin hayr du‘â şâm u sabâh ey sâkî

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sâkî, sofu saf şarabın iyiliğini (salâhını) bilmez; yüzüne kurtuluşun (felâhın) yüz rengi açılmamıştır. (Mısra yaklaşık olarak anlaşılmıştır.)

2. Ey sâkî, sen saf şarabınla safa ehlinin gönlünü gözet; sabah akşam (onlardan) hayır dua göresin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Dörtlüğün kafiye kelimeleri ezanın iki çağrısını hatırlatır: "salâh" ve "felâh". Ezanda "Hayye ale's-salâh, hayye ale'l-felâh", namaza gelin, kurtuluşa gelin denir. Ezandaki "salâh", namaz anlamındaki "salât" kelimesinin duraklı okunuşudur; şiirdeki "salâh" ise iyilik, doğruluk demektir; iki kelime farklıdır ama kulağa aynı gelir, "felâh" ise iki yerde de kurtuluştur. Nigârî bu ses yakınlığını sofuya karşı kullanır: sofu saf şarabın "salâh"ını, iyiliğini ve doğruluğunu bilmez, yüzüne "felâh"ın, kurtuluşun rengi açılmamıştır. Dördüncü mısradaki "sabâh" ise ezan seslerinin duyulduğu vakitlerden birini, sabahı anar. Namaza çağıran kelimeler, meyhanenin dilinde saf şarabın iyiliğini anlatmak için kullanılır.

İkinci beyit sâkîye bir öğüt verir: saf şarabıyla "ashâb-ı safâ", safa ehlinin, yani gönül ehlinin gönlünü gözetirse sabah akşam onlardan hayır dua alacaktır. Sofu şarabın değerini bilmez, ama safa ehli onu bilir ve karşılığında dua eder. "Sâf" ile "safâ" kelimeleri aynı kökten gelir ve beyitte yan yana durur; saf şarap safa ehlinindir.

Cim bölümünün son dörtlüğüdür; salâh, felâh ve sabâh kafiyeleri hâ (ح) harfiyle biter ve hemen ardından "Harfü'l-hâ" başlığıyla hâ harfli gazeller başlar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar