Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Subha dek yandı gönül kanı sabûh ey sâkî
Kanı ol kût-ı gönül kuvvet-i rûh ey sâkî
La‘line leyte vü le‘al sözin alma zîrâ
Bizde yok ‘ömr-i Hızır müddet-i Nûh ey sâkî

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sâkî, sabaha dek gönül yandı, hani sabah şarabı; hani o gönlün azığı, ruhun kuvveti?

2. Ey sâkî, dudağına "keşke" ve "belki" sözlerini alma; çünkü bizde Hızır'ın ömrü, Nuh'un süresi yok.

Edebî ve Tarihî Yorum

Dörtlüğün ikinci beyti Arapça dilbilgisinden iki kelimeyle oynar. "Leyte", keşke; "le‘alle", belki demektir ve Arapça gramer kitaplarında yan yana anılan edatlardır. Şair sâkîye bu iki sözü dudağına almamasını söyler: "keşke" geçmişe, "belki" geleceğe ait bir oyalanmadır. Âşığın vakti yoktur; ne Hızır'ın ölümsüz ömrü ne de dokuz yüz elli yıl yaşadığı anlatılan Nuh'un uzun süresi ona verilmiştir. Şarap ertelenmemeli, şimdi sunulmalıdır.

İlk beyitteki "sabûh", sabah şarabıdır; divan şiirinde sabaha karşı içilen ilk kadehin adıdır. Gönül sabaha kadar yanmış, şimdi "kût-ı gönül", gönlün azığı, "kuvvet-i rûh", ruhun gücü olan bu kadehi beklemektedir. Tasavvuf okumasında sabah, uyanışın ve ilahî feyzin vaktidir; sabah şarabı da bu feyzin adı olur.

Cim bölümünü kapatan iki sâkî rubaisinin ilki budur. Kafiyesi (sabûh, rûh, Nûh) "hâ" (ح) harfiyle biter ve bir sonraki bölümü, "Harfü'l-hâ"yı önceden duyurur. Divanın her harf geçişinde görülen bu düzen, sâkî rubailerini bölümleri birbirine bağlayan halkalar hâline getirir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar