Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Yanmışım nâr-ı firâkın ile çok ey sâkî
Bana göster yüzüni söyleme yok ey sâkî
Seyr-i dîdârın ile çeşmimi sîr-âb eyle
Bakmaya gayra gözüm kim ola tok ey sâkî

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sâkî, ayrılığının ateşiyle çok yandım; bana yüzünü göster, "yok" deme, ey sâkî.

2. Yüzünü seyrettirerek gözümü suya kandır; öyle ki gözüm doysun da başkasına bakmasın, ey sâkî.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kafiyesi üç kısa Türkçe kelimeye dayanır: çok, yok, tok. Nigârî'nin sâkî rubailerinde kafiye çoğu zaman Arapça kelimelerle kurulur; burada ise Türkçe heceler mısraların sonunda sert bir "k" sesiyle durur ve dörtlüğe konuşma dilinin sadeliğini verir. "Söyleme yok", yok deme sözü de gündelik bir rica gibidir: âşık sâkîden kadeh değil, yüzünü göstermesini ister ve reddedilmekten korkar.

İkinci beyit susuzluk ile tokluk arasında kurulur. Göz susamıştır ve sâkînin yüzünü seyretmek onu "sîr-âb" eder, yani suya kandırır. Gözün tok olması ise Türkçede bir deyimdir: gözü tok kişi başkasının malına, başka güzelliklere göz dikmez. Şair bu deyimi aşka taşır; sâkînin yüzünü doya doya gören göz başka bir yüze bakmaz. Böylece dörtlük bir sadakat sözüyle kapanır. Sâkîye seslenen bu dörtlükte şaraptan hiç söz edilmez; kadehin yerini yüz, sarhoşluğun yerini seyir almıştır.

İlk mısradaki "nâr-ı firâk", ayrılık ateşi, bir önceki dörtlükteki pervanenin yanışını sürdürür; iki dörtlük, hâ harfli gazellerin arkasına konmuş bir çifttir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar