Özgün Metin

Vezin: Müfte‘ilün Fâ‘ilün Müfte‘ilün Fâ‘ilün

Bâde-i cândır güzel neş’e-i dîdâr şûh
Sâkî dürer-i bî-bedel dîde-i humâr şûh
Gamze-i hûn-rîzdir çeşme-i hayvân dahı
Şâfî-i emrâzdır dîde-i bîmâr şûh
Çâresidir yârımın hançer-i bürrânesi
Mâyesidir çâremin tîr-i sitem-kâr şûh
Gam yemezem ey gönül gerçi sitemgerdir ol
Lîk revân-bahşdır dîde-i hûn-hâr şûh
Olmadı Âdem o kim olmadı rüsvây-ı ‘aşk
Bulmadı sıhhat o kim çekmedi âzâr şûh
‘Aklım alup gönlümü atdı cenûb dağına
Kıldı beni kûh-ken-i ‘aşk-ı Şirîn-kâr şûh
Mîr Nigârî bugün bayram-ı ‘uşşâkdır
Al giyüp gezdürür kâse-i ser-şâr şûh

Günümüz Türkçesiyle

1. Güzel, canın şarabıdır; şuh (cilveli sevgili), yüzü görmenin verdiği neşedir. Sâkî eşi bulunmaz incidir; şuh ise mahmur gözdür. (İkinci mısra yaklaşık anlaşılmıştır.)

2. Kan döken gamze aynı zamanda hayat suyunun kaynağıdır; hasta göz, şuh, hastalıklara şifa verendir.

3. Sevgilimin keskin hançeri derdimin çaresidir; şuhun zulmeden oku da çaremin mayasıdır.

4. Ey gönül, gam yemem; o gerçi zulmedendir, ama kan içen gözü can bağışlar.

5. Aşkla rüsvay olmayan insan (Âdem) olmadı; şuhun incitmesini çekmeyen sağlık bulmadı.

6. Şuh aklımı alıp gönlümü güney dağına attı; beni Şirin işi bir aşkın dağ delicisi (Ferhat'ı) yaptı. ("Cenûb dağı"nın neyi kastettiği açık değildir.)

7. Mîr Nigârî, bugün âşıkların bayramıdır; şuh al giyinip ağzına kadar dolu kâseyi dolaştırır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Redif "şûh", cilveli, oynak, şakacı güzeldir ve gazel bu güzelin yaraladığı yerden iyileştirdiğini söyler. İkinci beyitten dördüncü beyte kadar her mısra bir zıtlığı birleştirir: kan döken gamze hayat suyunun kaynağıdır, hasta göz hastalıklara şifa verir, hançer derdin çaresidir, zulmeden ok çarenin mayasıdır, kan içen göz can bağışlar. Divan şiirinde sevgilinin bakışı ok, kirpikleri mızrak, kaşı yay olarak düşünülür ve âşığı yaralar; Nigârî bu silahların hepsini birer ilaç olarak sayar. Âşığın derdi ile dermanı aynı kaynaktan gelir.

Beşinci beyit bu düşünceyi bir hükme bağlar: aşkla rüsvay olmayan Âdem olmamıştır, şuhun incitmesini çekmeyen sağlığa kavuşmamıştır. "Âdem" burada hem ilk insanın adı hem insan demektir; insan olmak, aşkın getirdiği rezilliği göze almakla mümkündür. Altıncı beyitte âşık, Şirin için Bîsütun dağını delen Ferhat'ın yerine konur. Neşirdeki "cenûb dağı", güney dağı ifadesinin hangi dağı kastettiği açıklanmamıştır.

Bayram sahnesi en sona saklanmıştır. Bugün âşıkların bayramıdır ve şuh al giyinmiş, elinde dolu kâseyi dolaştırmaktadır. Bayramda yeni ve renkli giysiler giyme âdeti, kırmızı şarapla ve sevgilinin al yanağıyla birlikte düşünülmüştür. Divanda bundan sonra gelen "sürh" redifli gazelde de Kurban bayramı, kırmızı bayram giysisi ve al ata binen sevgili yer alır.

Bu gazelle divanın ikinci "Harfü'l-hâ" bölümü başlar. Neşir iki bölüme de aynı başlığı verir, ama ikincisi noktalı "hı" (خ) harfine aittir; "şûh" kelimesi Arap harfleriyle bu harfle yazılır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar