Amasya'nın Kadın Velisi

Amasya'da evliya türbelerinin sayısı, şehrin halk anlatılarında "doksan dokuz evliya" sözüyle anlatılır. Bu kalabalığın içinde Selâmet Hatun, adı en çok anılan kadın velilerden biridir. Pirinççi Mahallesi'ndeki türbesi bugün Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile aynı sokaktadır ve mahalle halkı onu hâlâ bir ziyaret yeri olarak bilir. Kimi çağdaş yazarlar, Rabia el-Adeviyye'den sonra Anadolu'da bilinen ikinci kadın veli olarak onu gösterir. Bu nitelemenin tarihî bir belgeye dayandığı söylenemez; Amasya'nın manevi kişilikleri üzerine yazan İsa Çolaker'in aktardığı bir yargıdır ve halkın ona duyduğu saygıyı anlatır.

Selâmet Hatun'un hayatına dair elimizdeki en sağlam bilgi, Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki kısa tercümesidir. Yerel bloglar ve türbe rehberleri kimliğini yalnızca "Amasya kadısı Nizâmeddin Abdurrahman Çelebi'nin kızı" ve "1453'te zaviyesini yaptıran hanım" olarak verir. Hüsâmeddin ise ailesini, eğitimini, tarikatını, vakfını ve kardeşini de sayar. Bu kayıt, türbe üzerine yapılan saha derlemeleri ve Amasya tasavvuf tarihi araştırmalarıyla birlikte okunduğunda ancak kısmen tamamlanır; kaynakların az olduğu yerde bilinenle bilinmeyen burada ayrı tutulmuştur.

Kadılar Soyundan Gelen Bir Aile

Hüsâmeddin, Selâmet Hatun'u "Muslihîzâde" kolundan sayar. Babası, Amasya kadılkudâtı olan ve halk arasında "Molla Beylik" lakabıyla anılan Mevlânâ Nizâmeddin Abdurrahman Çelebi'dir. Nizâmeddin Abdurrahman, kadılkudât Mevlânâ Şemseddin Mehmed Şah Çelebi'nin oğlu, Mevlânâ Celâleddin Abdurrahman el-Muslihî'nin torunudur. Böylece üç kuşak boyunca Amasya'da kadılık ve ilim makamını elinde tutmuş bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmiştir. On beşinci yüzyıl Amasya'sında kadı, yalnızca davaları çözen bir görevli sayılmaz; şer'î hukukun, vakıf işlerinin ve medrese çevresinin merkezinde duran bir kişidir.

Hüsâmeddin'in cümlesine göre Selâmet Hatun ilimleri "peder ü zevcinden", yani hem babasından hem eşinden öğrenmiştir. Eşi konusunda kesin bir hüküm vermez ve onun, aynı kitapta başka bir maddede anlatılan Seyyid Şemseddin Ebû Hâşim Mehmed es-Semerkandî'nin zevcesi olduğunu "zann olunur" diyerek aktarır. Çekince Hüsâmeddin'e aittir ve metinde korunmalıdır. Bu seyyid, Selâmet Hatun'un kurduğu zaviyenin ilk şeyhi olarak anıldığından, evlilik varsayımı kayıtlar arasında tutarlı bir yer bulur. Yine de ikisinin evlilik ilişkisi, belge yerine yorumla ileri sürülmüş bir bilgi olarak kalır.

Aile çevresinde bir isim daha ayrıca anılır. Hüsâmeddin, Selâmet Hatun'un, on beşinci yüzyılın tanınmış şairlerinden Zeyneb Hatun'un kız kardeşi olduğunu yazar. Amasya'nın ilim ve şiir hayatını anlatan çalışmalarda Zeynep Hatun, on beşinci yüzyılda şehirde yetişen en önemli kadın şair olarak geçer; ondan sonra gelen Mihri Hatun da Amasya'da büyümüş, Halvetî şeyhi Pîr Şücaeddin İlyas'ın torunu olmuştur. Kadı ailesinden gelen kız kardeşlerin biri şair olarak, öteki zaviye kurucusu olarak anılması, Amasya'nın o yıllardaki kültür ortamında kadınların ilim ve edebiyat çevresine ne ölçüde dahil olabildiğini gösterir.

Zaviye ve Vakıf: 1453

Hüsâmeddin'in aktardığına göre Selâmet Hatun, ilimlerini tamamladıktan sonra Halvetiyye tarikatına intisap etmiş ve Pirinççi Mahallesi önünde, Kuşköprü civarında yüksek bir zaviye yaptırmıştır. Zaviyeye bitişik olarak kendisi için bir türbe de inşa edilmiştir. Vakfiyesini 857 yılında, babasının kadılık döneminde düzenletmiştir; hicrî 857, miladî olarak 1453 yılına denk gelir. Yerel anlatılarda ve modern türbe rehberlerinde tekkenin 1453'te yapıldığı bilgisi bu belgeye dayanıyor görünür. Vakfiyenin metni elimizde olmadığından hangi yapıların hangi tarihte tamamlandığını ayırmak mümkün değildir.

Vakfın iktisadi gücü iki parçadan oluşur: Selâmet Hatun, iki kıta çiftliğini mülk olarak vakfetmiş, bunların işletilmesini mütevellilere bırakmıştır. Gelirleri zaviyede bulunan dervişlere ve şeyhlere yemek ve vazife olarak harcanırdı. Amasya'da hanımların vakıf kurması bilinen bir uygulamadır. Hüsâmeddin'in kitabında yer alan Sekîne Hatun, eşinden kalan çiftliği vakfedip gelirini Kur'an okunmasına ve çocuklarına ayırmış, 860 yılından sonra ölmüştür. Selâmet Hatun'un yaptığı da bu çizgide bir vakıftır.

Zaviyenin ilk şeyhi olan Seyyid Ebû Hâşim Mehmed es-Semerkandî'nin hikâyesi de Amasya'nın o dönemdeki konumunu gösterir. Hüsâmeddin'e göre Semerkant'ta doğmuş, babası Keş kasabasında vefat etmiştir. Timurlu hanedanı içindeki iç savaşlardan bıkarak memleketini terk etmiş, Irak'ta Akkoyunlu ile Karakoyunlu arasındaki çekişmeye rastlamış, oradan kalkıp Yörgüç Paşa'nın Amasya valiliği sırasında şehre gelmiştir. Amasya'da yerleşen seyyid, vali şehzade Sultan Ahmed'in ve Alâeddin Bey'in saygısını kazanmış, nakîbüleşrâf olarak görev yapmış, tefsir ve hadis okutmuştur. Selâmet Hatun zaviyesinin ilk şeyhliğini yapmış ve 867 yılı Zilhicce ayında, yani yaklaşık 1463 yılının sonlarında vefat etmiştir. Hüsâmeddin onu "âlim ve sâlih bir seyyid-i muhterem" olarak niteler. Oğulları Seyyid Hâşim, Ahmed ve Abdullah'tır; soyundan gelenler sonraki yüzyıllarda Amasya nakîbüleşrâf vekilliği yapmış ve "Mansûroğulları" adıyla tanınmıştır.

Selâmet Hatun, Hüsâmeddin'in kayıtlarına göre 870 yılından sonra, yani 1465-1466'dan sonraki bir tarihte vefat etmiştir. Hüsâmeddin onu türbesinde medfun, "kadınların faziletlilerinden, sâliha, âbide, hayır ve hasenat sahibi" biri olarak tanıtır. Doğum yılı bilinmez. Belgelere dayanan kronolojisi bu üç tarihe, yani 1453, 1463 ve 1465-1466'ya sığar; bunların dışındakiler halk hâfızasının ürünüdür.

Nakşibendî ve Halvetî Nitelemeleri

Selâmet Hatun'un tarikatı konusunda kaynaklar çelişir. Yerel türbe rehberleri ve bunlara kaynaklık eden derlemeler, 1453'te yaptırdığı tekkeyi "Yâ Vedûd Tekkesi" adıyla anar ve Nakşibendî tekkesi olarak niteler. Hüsâmeddin ise onun Halvetiyye'den "münîb" olduğunu, yani bu yola tevbe ve bağlılıkla girdiğini yazar. Birincisi sonradan derlenmiş bir bilgidir; ikincisi ise Amasya Tarihi'ni yazarken vakfiyelere, şer'iyye kayıtlarına ve kitabelere başvuran Hüsâmeddin'in kaydıdır. Amasya'nın tasavvuf tarihi araştırmaları da şehri Halvetiyye'nin Anadolu'daki en yaygın olduğu merkezlerden biri olarak tanıtır. Bununla birlikte, Halvetî tekkelerini sayan akademik listede Selâmet Hatun'un adına açıkça bir tekke bulunmaz; zaviye ya zamanla başka bir adla anılmış ya da bu dökümde yer almamıştır.

"Yâ Vedûd" adının kaynağı da netleşmiş değildir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nde bu adı taşıyan ve on beşinci yüzyılda kurulduğu belirtilen bir tekke İstanbul'un Ayvansaray semtindedir ve Amasya'daki zaviyeyle ilgisi olduğuna dair hiçbir kayıt yoktur. Amasya'daki zaviyeye bu adın nasıl verildiği bilinmemektedir. Elimizdeki belgelere dayanarak söylenebilecek olan şudur: zaviye, 1453 vakfiyesiyle kurulmuş, ilk şeyhi seyyid bir âlim olmuş, Kuşköprü yakınında bir türbe ile birlikte bulunmuş ve tarikat bakımından Hüsâmeddin'in kaydına göre Halvetî çizgide anılmıştır. Nakşibendî nitelemesi doğrulanamamıştır.

Aynı Adı Taşıyan Hanımlar

Amasya Tarihi'nde "Selâmet Hatun" adıyla iki ayrı madde bulunur ve bu durum, halk anlatılarında karışıklığa yol açmış olabilir. Birinci Selâmet Hatun, kadılkudât İmâdzâde Hacı Bedreddin Mahmud Çelebi'nin eşidir. Babası, Çelebi Sultan Mehmed'in Amasya'daki defterdarı Gümüşlüzâde Hâce Celâl Çelebi'dir. Hüsâmeddin'e göre bu hanım, kocasından ve babasından kalan emlâki vakfetmiş ve bunları kocasının İçerişehir'de yaptırdığı zaviye ve imarete katmıştır. 817 yılından sonra vefat etmiştir; yani 1414-1415'ten sonradır. "Ehl-i hayr ve sâliha" olarak anılır.

İkinci Selâmet Hatun, Muslihîzâde ailesinin kızıdır. İki hanım arasında yaklaşık yarım yüzyıl vardır ve ikisi de vakıf kuran, dindar ve saygın kadınlardır. Bugünkü türbe ve efsanenin hangisine ait olduğu belgelerle kesinleştirilemez. Hüsâmeddin'in kaydı, Pirinççi'deki zaviye ve türbenin Muslihîzâde'ye ait olduğunu açık biçimde söylediği için burada o esas alınmıştır.

Rabia el-Adeviyye ile Karşılaştırma

Selâmet Hatun'un "Anadolu'nun ikinci kadın velisi" sayılması, aslında kadın velilerin simgesi hâline gelmiş Rabia el-Adeviyye'ye gönderme yapar. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Rabia, 95 (714) ya da 99 (718) yılında Basra'da yoksul bir ailenin dördüncü kızı olarak doğmuş, bu yüzden "Râbia" adını almıştır. Küçük yaşta yetim kalmış, bir kıtlık sırasında kız kardeşlerinden ayrılmış ve köle olarak satılmıştır. Geceleri ibadete çekilmesi, efendisinin onu âzat etmesine yol açmıştır. Hacdan sonra Basra'ya yerleşmiş, evlenme tekliflerini, evliliğin ilâhî aşkın önünde perde olduğunu söyleyerek reddetmiş ve 180 (796) ya da 185 (801) yılında vefat etmiştir. Tasavvuf tarihinde, korku ve kaygının yerine sevgiyi, ümidi ve iyimserliği öne çıkaran çizginin başında anılır. "Allah'a ne cehennem korkusuyla ne de cennet sevgisiyle ibadet ederim; O'na aşk ve şevkimden dolayı ibadet ederim" sözü ona atfedilir.

Bu anlatının Anadolu'ya uzanan bir yanı da vardır. Aynı ansiklopedi maddesi, Rabia'nın Basra'dan köle olarak satın alınıp Erzurum'a getirildiğine ve kabrinin orada, Hasan-ı Basrî mahallesinde bulunduğuna dair bir inanışı Türk kültürünün canlı izlerinden biri olarak kaydeder. Araştırmacılar bu kabir atfını tartışır; Ömer Rıza Doğrul'a göre Rabia'ya nisbet edilen kabirlerin bir kısmı aynı adı taşıyan başka bir hanıma aittir. Selâmet Hatun'un Rabia gibi bir zühd ve aşk anlayışı geliştirdiğini gösteren yazılı bir belge yoktur; "ikinci" sözü, halkın bir kadın ermişe verebildiği en yüksek makamı anlatır.

Efsane ve Anlatılar

Selâmet Hatun etrafında oluşan anlatılar, tarihî kayıtlardan çok daha geç ve çok daha bereket merkezlidir. Halk rivayetine göre o, inekleriyle birlikte Nûh Tûfanı'ndan kurtulmuştur ve "selâmet" adı bu kurtuluştan gelir. Aynı rivayetler, türbede ineğiyle birlikte gömülü olduğunu söyler. Bunlar tarihî olgu olarak doğrulanamaz; kaynakları belli olmayan halk rivayetleridir ve adın anlamıyla (selâmet, kurtuluş) örtüşmesi dikkat çekicidir.

Yerel derlemeler ayrıca Selâmet Hatun'un birçok kişinin rüyasına girdiğini kaydeder. Türbe ziyaretçilerinin çoğu kadındır ve gelenler, hayır duası almak ve çeşitli dilekler için başvurduklarını söyler. Amasya ve Tokat çevresinde türbe ve yatır inancı üzerine yapılan saha çalışmaları, kadın evliyalara atfedilen ziyaretgâhların ve kadınların yoğun ziyaret ettiği türbelerin bölgede ayrı bir yer tuttuğunu kaydeder; çocuk, evlilik ve şifa dilekleri bu ziyaretlerin başlıca nedenleridir. Bölgeye Horasan erenlerinden Türkmen boylarına kadar çok çeşitli toplulukların yerleşmiş olması, inanç uygulamalarının çok katmanlı olmasına yol açmıştır.

Aynı geleneğin ikinci örneği Kurşunlu Mahallesi'ndeki Ehl-i Hatun'dur. Şadgeldi Paşa'nın torunu ve Divitdar Ahmed Paşa'nın kızı olan Ehl-i Hatun, Meydan Köprüsü başında 1467'de bir tekke ve türbe yaptırmıştır. Halvetî şeyhlerinin hizmet verdiği bu tekke, "Dilek Kuyusu" adıyla bilinir ve bugün de kadınlar tarafından özellikle cuma günleri ziyaret edilir. Selâmet Hatun'un zaviyesinden yaklaşık on dört yıl sonra yapılan bu tekke, Amasya'da hanım hayırseverlerin zaviye ve türbe yaptırma geleneğinin bir başka örneğidir.

Türbe

Selâmet Hatun Türbesi, Amasya merkezde Pirinççi Mahallesi'nde, kendi adını taşıyan sokaktadır. Yapı kare planlı ve kubbelidir, kesme ve moloz taştan örülmüştür. Yol kotunun altında kalmıştır. Etrafı apartmanlarla çevrili olduğu için Çolaker, onu Ticaret Lisesi'nin arkasında "apartmanlara hapsedilmiş" bir bina olarak anar. 1992'de anıt olarak tescillenen türbe, Vakıflar'ın mülkiyetindedir. Mahalle kadınları, yapıyı gönüllü olarak temiz tutar ve açık bulundurur.

Kasım 2025'te Amasya'daki dokuz türbenin, bu arada Selâmet Hatun'un da, usulsüz elektrik kullanımı gerekçesiyle ziyarete kapatıldığı haberi çıktı. Haberlere göre elektrik dağıtım şirketi, türbelerde aydınlatma dışında elektrikli soba ve klima gibi cihazların kullanıldığını saptamış, Tokat Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne yaklaşık 250 bin liralık birikmiş borç çıkarılmıştı. Vakıflar kapatmanın geçici olduğunu, muhtarlık ya da kamu kurumları sorumluluk alırsa türbelerin yeniden açılabileceğini bildirdi. Mahalle muhtarı Ahmet Balcı, türbenin priz aboneliğini kendisinin üstlenebileceğini söyledi; 84 yaşındaki bir mahalleli ise kadınların buraya gelip namaz kıldığını ve dua ederek huzur bulduğunu belirtti. Kapıların sonradan açılıp açılmadığına dair bu satırların yazıldığı sırada doğrulanmış bir kayıt bulunamamıştır.

Bilinenler ve Bilinmeyenler

Selâmet Hatun'un hayatı üç belgeli tarihe bağlıdır: 1453 vakfiyesi, zaviyenin ilk şeyhi Ebû Hâşim'in 1463'teki vefatı ve kendisinin 1465-1466'dan sonraki ölümü. Babası, dedesi ve büyük dedesi kadılık makamında bulunmuştur; kız kardeşi Zeyneb Hatun şiir yazmıştır; Halvetiyye'ye intisap etmiştir; iki çiftliğini vakfetmiştir. Eşinin Ebû Hâşim olduğu, Hüsâmeddin'e göre bir tahmindir. Nakşibendî nitelemesi ve "Yâ Vedûd" adı, elimizdeki erken kaynaklarda doğrulanmaz. Nûh Tûfanı ve ineğiyle gömülmesi anlatıları ise halk hâfızasının ürünüdür ve ancak öyle okunabilir.

Bu sınırlar içinde bile Selâmet Hatun, on beşinci yüzyıl Amasya'sında bir kadının hem ilim hem vakıf hem tarikat hayatında kendi adıyla var olabildiğini gösteren az sayıda örnekten biridir. Zaviyesinden bugün iz kalmamıştır; geriye türbesi, Amasya Tarihi'ndeki birkaç satırı ve mahalle kadınlarının sürdürdüğü ziyaret geleneği kalmıştır.

Kronoloji

95/714 veya 99/718: Rabia el-Adeviyye'nin doğumu (TDV'ye göre iki rivayet).

857 (1453): Selâmet Hatun, babasının kadılık döneminde vakfiyesini düzenletir; Pirinççi Mahallesi önünde, Kuşköprü civarında zaviye ve türbe yaptırır.

867 Zilhicce (1463): Zaviyenin ilk şeyhi Seyyid Ebû Hâşim Mehmed es-Semerkandî vefat eder.

870 (1465-1466) sonrası: Selâmet Hatun vefat eder ve türbesinde defnedilir.

1467: Kurşunlu Mahallesi'nde Ehl-i Hatun Tekkesi ve türbesi tamamlanır.

1992: Selâmet Hatun Türbesi anıt olarak tescil edilir.

Kasım 2025: Amasya'daki dokuz türbe, usulsüz elektrik kullanımı gerekçesiyle geçici olarak ziyarete kapatılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar