Sâfî Hüseyin Çelebi, sancaktar unvanı taşıyan bir babanın, "Alemdâr" İbrâhim Ağa'nın evinden Amasya Mevlevîhânesi'ne geçti: önce derviş oldu, Halepli "Arap Şeyh" Sâlih Ulvî Dede'nin şeyhliği sırasında da tekkenin mesnevîhanlığına yükseldi. Şiir de yazdı ve 1143'te (1730-31) öldü. Şairliğini bildiren kayıt, Abdî Efendi'nin Amasya şairleri tezkiresine zeyil yazan torunu Şeyh Alizâde Ahmed Rüşdü Efendi'ye aittir; Rüşdü onu "şâir, sâlih, halûk", yani şair, iyi ve güler yüzlü biri olarak anmıştır. Bu zeyil sonradan yanmış, Sâfî'nin şiirleri de onunla birlikte kaybolmuştur.
Amasya Tarihi'ndeki Kaydı
Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Sâfî Hüseyin Çelebi-Yeniçerioğlu maddesi, kendi bilgisiyle zeyilden aldığı hükmü birleştirir:
Amasyalı Alemdâr İbrâhim Ağa'nın oğludur. Mevlevîhâne dervişlerinden olup Şeyh Alâeddîn Dede'den terbiye gördü. Sonra "Arap Şeyh" demekle meşhûr Sâlih Ulvî Dede zamanında Mesnevîhân olup 1143'de vefât etdi. Şeyh Alizâde Hâfız Ahmed Rüştü Efendi'nin "Zeyl-i Tezkîre"sinde şâir, sâlih, halûk olduğu kaydedilmiş ve erkân-ı Mevleviyye'dendir.
Sade bir dille: Amasyalı sancaktar İbrâhim Ağa'nın oğludur. Mevlevîhâne dervişlerinden olup Şeyh Alâeddîn Dede'nin yanında yetişti. Sonra "Arap Şeyh" diye tanınan Sâlih Ulvî Dede'nin şeyhliği sırasında mesnevîhan oldu ve 1143'te öldü. Şeyh Alizâde Hâfız Ahmed Rüşdü Efendi'nin tezkire zeylinde şair, iyi ve güler yüzlü olduğu kaydedilmiştir; Mevlevîliğin ileri gelenlerindendir.
Hayatı
Alemdârlık, yani sancaktarlık yeniçeri ortalarında bir rütbeydi; İbrâhim Ağa'nın bu unvanı da ailenin "Yeniçerioğlu" lakabı da askerî bir kökeni düşündürür. Hüsameddin'in altıncı cildinde alemdâr unvanıyla kaydedilmiş iki İbrâhim Ağa daha vardır, Deli Alemdâr ve Kaya Alemdâr; ikisi de 1198-1200 (1783-86) yıllarında ölmüştür ve 1143'te ölen bir adamın babası olamazlar. Sâfî'nin babası hakkında Hüsameddin'de başka bilgi yoktur.
Sâfî gençliğinde Mevlevîhâne'ye derviş olarak girdi ve terbiyesini Seyyid Alâeddîn Dede'den aldı. Alâeddîn Dede, Kudsî Hasan Dede'nin Şaban 1091'de (Ağustos-Eylül 1680) ölümü üzerine tekkenin şeyhi olmuş ve 1112'de (1700-01) ölmüştü; Sâfî'nin dervişliği bu dönemin içindedir. Alâeddîn Dede'den sonra şeyhliğe önce Bilâl Efendi, 1118'de de Ebûbekir Dede geçti; bu yıllarda tekkenin ileri gelenleri arasında bir geçimsizlik baş göstermişti. 1131'de (1718-19) Şeyh Ebûbekir Dede ölünce bu çekişmeye son vermek için Konya'daki Mevlânâ Dergâhı'ndan Halepli Sâlih Ulvî Dede gönderildi. Sâlih Dede yirmi yıl şeyhlik yaptı, 1143'te tekkenin vakıf tevliyetini ve nezaretini de üstlendi ve 10 Zilhicce 1151'de (21 Mart 1739) öldü. Hüsameddin onu da "âlim, edîb, şâir, sûfî-meşreb" diye anar. Sâfî Hüseyin Çelebi bu şeyhin zamanında mesnevîhan oldu ve tekkede Mesnevî okutma görevini üstlendi. Ölümü 1143'tedir, Sâlih Dede'nin vakfı da üstlendiği yıla denk gelir.
Yeniçerioğlu Ailesi ve Rüşdü'nün Zeyli
"Yeniçerioğlu" ya da "Yeniçerizâde" lakabı Hüsameddin'in Amasya'sında birkaç şairde görülür. Berkî Hasan Çelebi, Yeniçerioğlu Osmân Bey'in oğludur; Abdî Efendi'den edebiyat okumuş, Amasya sancağı divan efendisi olmuş ve 1099 (1687-88) karışıklığında ölmüştür. Şerîf Hasan Efendi ise Yeniçerioğlu Serdâr Hüseyin Ağa'nın oğludur; o da sancağın divan efendisi olmuş ve 1131'de (1718-19) ölmüştür. Sâfî'nin bu iki şairle akrabalığı kaynakta belirtilmez. Ortak lakap, aynı kökten gelen ve kuşaklar boyu yeniçeri rütbeleriyle anılan bir ailenin kollarını akla getirir; kaynak bu konuda sessizdir.
Şerîf Hasan Efendi ile Sâfî'nin bir ortak yanı da Hüsameddin'e ulaşan şair kimlikleridir. İkisinin şairliği de Rüşdü Ahmed Efendi'nin kaydından öğrenilir. Abdî Efendi'nin torunu olan Rüşdü, dedesinin Amasya şairleri tezkiresini kendi çağının şairleriyle sürdürmüş ve 18 Safer 1159'da (12 Mart 1746) ölmüştü. Zeyil, Rüşdü'nün ölümünden sonra kitapları ve evrakı arasında bulundu. Hüsameddin onu uzun yıllar kullandı, ama eser onun elindeyken bir yangında kayboldu. Rüşdü 1143'te ölen Sâfî'nin çağdaşıdır ve onu büyük ihtimalle tanıyordu; "şâir, sâlih, halûk" sözleri, bir şehir tezkiresinin yakından bilinen bir hemşehriye verdiği kısa ama kişisel bir hükümdür.
Şiiri
Rüşdü'nün zeylinde Sâfî'nin birkaç beyti bulunmuş olabilir, çünkü Abdî Efendi'nin tezkiresi şairlerin hayatlarıyla birlikte şiirlerini de topluyordu; zeylin de aynı yolu izlediği tahmin edilir. Hüsameddin ise maddeye bir beyit almamış, zeyil de yanmıştır; Sâfî Hüseyin Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. "Arınmış, duru" anlamındaki Sâfî mahlası bir Mevlevî dervişine yakışan bir addır. Amasya'da bu mahlasın iki eski sahibi daha vardır: XV. yüzyılda Cezerî Kâsım Paşa, XVI. yüzyılda Şehzade Mustafa'nın hizmetindeki hattat Muîdzâde Sâfî Ahmed Çelebi.
Kronoloji
Şaban 1091 (Ağustos-Eylül 1680): Hocası Alâeddîn Dede Mevlevîhâne şeyhi olur.
1112 (1700-01): Alâeddîn Dede ölür.
1131 (1718-19): Sâlih Ulvî Dede Konya'dan Amasya Mevlevîhânesi'ne şeyh olarak gelir.
1143 (1730-31): Sâfî Hüseyin Çelebi ölür.
18 Safer 1159 (12 Mart 1746): Hakkındaki kaydı yazan Rüşdü Ahmed Efendi ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 246 (Sâfî Hüseyin Çelebi-Yeniçerioğlu maddesi; e-kitap s. 432). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page432.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 256 (Sâlih Ulvî Dede-Arab Şeyhi maddesi; e-kitap s. 436). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page436.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 4, s. 170 (1091 yılı olayları; e-kitap s. 599). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page599.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6, s. 177-179 (İbrâhim Ağa-Kaya Alemdâr ve İbrâhim Ağa-Deli Alemdâr maddeleri; e-kitap s. 64). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page64.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 7, s. 506 (Berkî Hasan Çelebi-Yeniçerizâde maddesi; e-kitap 6-8 s. 415) ve c. 11, s. 98 (Şerîf Hasan Efendi-Yeniçerizâde maddesi; e-kitap 9-12 s. 389). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page389.html
Çevrimiçi kaynaklar
