Şehzade Mustafa Amasya'ya sancakbeyi olarak geldiğinde, Amasyalı kâtip ve hattat Sâfî Ahmed Çelebi'ye onun yakın çevresinin kapısını şiiri ve yazısı açtı; böylece şehzadenin güvendiği adamlar arasına katıldı. Kadılık yapmış bir âlimin oğluydu; ilim ve edebiyat öğrenip kâtiplik mesleğine girdi. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'a göre Şehzade Mustafa'nın Şevval 960'ta (Eylül-Ekim 1553) öldürülmesinden sonra o da öldü. "Edîb, şâir, hattât" diye anılan Sâfî'nin şiirinden hiçbir örnek kalmamıştır.
Amasya Tarihi'ndeki Kaydı
Hüsameddin'in Sâfî Ahmed Çelebi-Muîdzâde maddesi bütünüyle şudur:
Amasyalıdır. Ulemâ-yı kudâtdan Osmân Efendi'nin oğludur. Tahsîl-i ilm ü edeb edib kâtiblerden oldu. Şehzâde Sultân Mustafa, Amasya'ya vâlî olarak geldikde müşârün-ileyhe şiiri ve yazısıyla çatıp ümenâdan oldu. 960 şevvâlinde şehzâdenin şehâdetinden sonra vefât etdi. Edîb, şâir, hattât idi.
Maddenin bugünkü Türkçesi: Amasyalıdır. Kadılık yapan âlimlerden Osmân Efendi'nin oğludur. İlim ve edebiyat öğrenip kâtiplerden oldu. Şehzade Sultan Mustafa Amasya'ya vali olarak gelince, şiiri ve yazısıyla ona yanaşıp güvendiği adamlarından oldu. 960 yılının Şevval ayında şehzadenin şehit edilmesinden sonra öldü. Edip, şair ve hattattı.
Hayatı
Maddenin anlattığı hayat, Şehzade Mustafa'nın Amasya yıllarına sıkı sıkıya bağlıdır. Kanuni Sultan Süleyman'ın büyük oğlu Şehzade Mustafa, çoğu çalışmanın birleştiği tarihe göre 1541'de, kimi kaynaklara göre 1538'de Manisa'dan Amasya sancağına nakledildi ve 1553 sonbaharında, İran seferi sırasında Konya Ereğlisi yakınlarında babasının otağında öldürülünceye kadar burada kaldı. Sâfî Ahmed Çelebi bu yıllarda, Hüsameddin'in deyişiyle şehzadeye "şiiri ve yazısıyla çatıp" onun "ümenâ"sından oldu. Ümenâ, emin kelimesinin çoğuludur ve sancakbeyinin malî ve idarî işlerini emanet ettiği güvenilir görevlileri anlatır. Sâfî'nin hangi işi gördüğünü madde söylemez; kâtip olarak yetişmiş olması ve güzel yazısıyla öne çıkması, şehzadenin divanında yazı işleriyle ilgili bir görevde bulunduğunu düşündürür.
Babası Osmân Efendi, Hüsameddin'in "ulemâ-yı kudât" dediği, kadılık mesleğinden gelen âlimlerdendir. "Muîdzâde" lakabının, ailenin bir atasının medresede muîdlik, yani müderris yardımcılığı yapmasından gelmesi muhtemeldir. Aynı lakabı, şehzadenin sarayında içoğlanlarına hocalık eden ve şehzadenin ölümünden sonra Erzincan kadılığıyla Amasya'dan çıkarılan Sâlim Ömer Çelebi de taşır. Sâlim'in babası Abdurrahmân Çelebi'dir; iki adamın akraba olup olmadığını Hüsameddin söylemez. Yine de aynı lakabı taşıyan iki kişi aynı yıllarda aynı şehzadenin hizmetindeydi; Muîdzâdelerin bu sarayla bağı belki de tek bir kişiyle sınırlı kalmamıştı.
Ölüm tarihi belirsizdir. Hüsameddin "960 şevvâlinde şehzâdenin şehâdetinden sonra vefât etdi" der. Cümle, Sâfî'nin şehzadeden sonra öldüğünü söyler ama ne kadar sonra öldüğünü söylemez. Şehzadenin ölümüyle sarayı dağılmış, Sâlim Ömer Çelebi örneğinde görüldüğü gibi adamlarının bir kısmı Amasya'dan uzaklaştırılmıştı. Sâfî'nin bu dağılmadan sonra fazla yaşamadığı sezilse de bu yalnız bir okumadır.
Şehzade Mustafa'nın Kâtip Şairleri Arasında
Sâfî, Amasya'da Şehzade Mustafa'nın çevresinde toplanan şair kâtiplerden biridir. Hüsameddin aynı yıllarda şehzadenin hizmetine giren başka Amasyalıları da kaydeder. Bunlardan Refâhî Süleyman Çelebi "şi'r u kitâbetle", yani şiir ve kâtiplikle tanınıp şehzadenin musahipleri arasına girmiş, şehzade öldürülünce ailesinin vakfını yönetmekle uğraşmış ve 980 (1572-73) dolaylarında ölmüştür. Sâfî'nin kaydı da aynı kalıba uyar: şiiri ve yazısı onu şehzadenin yanına götürmüş, şehzadenin ölümü de hayatını belirlemiştir. Şehzadenin kendisi de Muhlisî mahlasıyla şiir yazıyordu ve Muhlisî'nin şiirleri bu çevreden bugüne kalan metinlerin başında gelir.
Adaşları
Sâfî mahlası Amasya ile bağlantılı başka bir şairde de görülür. II. Bayezid'in Amasya'daki şehzadeliği sırasında defterdarlığını yapan, sonra nişancı ve vezir olan Cezerî Kâsım Paşa, şiirlerinde Sâfî mahlasını kullanmış ve divanı yayımlanmıştır. Kâsım Paşa 887 (1482) dolaylarında öldüğüne göre Ahmed Çelebi'den yaklaşık yetmiş yıl öncesinin şairidir. Mahlası sonraki yüzyılda da Amasya'da yaşadı: 1143'te (1730-31) ölen Mevlevîhâne mesnevîhanı Sâfî Hüseyin Çelebi de Sâfî'dir. Bir mecmuada "Sâfî" mahlaslı bir şiir bulunduğunda, Ahmed Çelebi'ye ait sayılabilmesi için şehzadeye ya da Amasya'ya dair bir işaret taşıması gerekir.
Şiiri
Hüsameddin, Sâfî'nin şiirini ancak şehzadeye yakınlaşmasının aracı olarak anar ve tek beyit vermez. Şiirlerine ulaşılamamıştır; adı, Hüsameddin'in şair diye andığı kişileri derleyen Metin Hakverdioğlu'nun listesinde de geçer. Mahlasın "arı, katışıksız" anlamına gelmesi dışında şiirine dair bir ipucu yoktur.
Kronoloji
1538 ya da 948 (1541): Şehzade Mustafa Amasya sancakbeyi olur; Sâfî bu yıllarda onun hizmetine girer.
Şevval 960 (Eylül-Ekim 1553): Şehzade Mustafa öldürülür; Sâfî bu tarihten sonra ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 246 (Sâfî Ahmed Çelebi-Muîdzâde maddesi; e-kitap s. 432). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page432.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 109 (Refâhî Süleyman Çelebi maddesi; e-kitap s. 224). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page224.html
- Metin Hakverdioğlu, "Amasya Tarihi'nin Şairler Tezkiresi Yönü", Sosyal Bilimler Araştırmaları -11-, ed. Hasan Yerkazan, Önder Eryılmaz, Amasya: Amasya Üniversitesi Yayınları, 2024, s. 5-32 (on birinci cildin şairleri: s. 29). https://amasya.edu.tr/media/4nvlf0bx/sosyal-bilimler-arastirmalari-11.pdf
Çevrimiçi kaynaklar
