Cezerî Kasım Paşa, Fâtih Sultan Mehmed ve II. Bayezid devirlerinde maliye ve kalem işlerinde yetişmiş, Amasya'da sancakbeyi olarak bulunan Şehzade Bayezid'in defterdarlığını yapmış, şehzade tahta çıkınca nişancı ve vezir olmuş bir devlet adamıdır. Aynı zamanda Sâfî mahlasıyla şiir yazan, divanı sağlığında derlenen ve tezkirecilerin atasözünü şiire en bol taşıyan ilk şairlerden saydığı bir edebiyatçıdır. Bugün adı daha çok İstanbul'da Eyüp ile Cağaloğlu'ndaki camileri, Bursa'da Emîr Sultan Külliyesi'ne eklediği medrese ve Selanik'te bir zamanlar onun adıyla anılan Kâsımiye Camii üzerinden yaşar.
Amasya ile bağı, XV. yüzyılın ikinci yarısında şehri bir taşra merkezinden küçük bir saray şehrine çeviren şehzade divanı üzerinden kurulur. Fâtih, oğlunun Amasya'daki maliyesini ona emanet etmiş, Bayezid de padişah olunca bu eski adamını önce nişancılığa, ardından vezirliğe yükseltmiştir. Hayatının bu kısmı kaynaklarda nispeten açık seçik görünür. Sonrası ise bulanıktır: aynı dönemde yaşamış birkaç Kasım Paşa'nın hayatları kroniklerde ve sonraki biyografi yazarlarının elinde birbirine karışmış, onun ölüm tarihi için 1482 ile 1543 arasında altmış yılı aşan bir aralık ortaya çıkmıştır. Kasım Paşa'yı anlatmak, biraz da bu karışıklığı ayıklamak demektir.
Adı, Nisbesi ve Aile Kökeni
"Cezerî" nisbesi, kıraat ilminin en büyük otoritelerinden sayılan İbnü'l-Cezerî'yi hatırlatır. Bir rivayete göre Kasım Paşa bu âlimin torunu, Fâtih devri nişancılarından Cezerîzâde Şemseddin Mehmed Bey'in oğludur ve nisbesini bu soydan almıştır. Ne var ki elde onun kendi adına düzenlenmiş bir belge vardır ve bu belge başka bir yöne işaret eder. Ramazan 907 (Mart 1502) tarihli vakfiyesinde adı "Kâsım Paşa b. Abdullah" diye yazılmıştır. Osmanlı belgelerinde "Abdullah oğlu" ibaresi çoğunlukla sonradan Müslüman olmuş, devşirme ya da azatlı kişiler için kullanılır. Latîfî, Gelibolulu Mustafa Âlî ve Bursalı Belîğ gibi kaynakların naklettiği öteki rivayet, yani Kasım Paşa'nın Şeyh Mehmed Cezerî'nin ya da bu ailenin kölesi olduğu ve nisbesini efendisinin evinden aldığı yolundaki bilgi, bu belge karşısında daha güçlü görünür. Maddeyi yazan İsmail E. Erünsal da bu sonuca varır.
Çağdaş kroniklerde adı birkaç şekilde geçer. Neşrî onu "Cezerî Kasımı Paşa", İbn Kemal "Cezerî Kasımı", Âşık Çelebi ise "Cezerî Kasım Paşası" diye anar. Bu kullanımlar, nisbenin onu aynı adı taşıyan öteki devlet adamlarından ayırmak için çağdaşlarınca da gerekli görüldüğünü gösterir. Kaynaklar annesinin, Osmanlı ilmiye teşkilatının köklü ailelerinden Fenârîzâdelere mensup Ali Efendi'nin kızı olduğunu bildirir. Doğum yeri ve doğum tarihi hakkında hiçbir kayıt yoktur. Hayatının başlangıcını ancak Dîvân-ı Hümâyun'daki ilk hizmetinden itibaren izleyebiliyoruz.
Dîvân-ı Hümâyun'dan Amasya'ya
Kasım Paşa, devlet hizmetine Dîvân-ı Hümâyun'da, yani imparatorluğun merkez kalemlerinde başladı. Burada Mahmud Paşa'nın teveccühünü kazandı ve Fâtih Sultan Mehmed tarafından Amasya sancağında bulunan Şehzade Bayezid'in defterdarlığına tayin edildi. İbn Kemal, onun bir süre de Rumeli beylerbeyiliği defterdarlığında bulunduğunu yazar. Bu iki görevin hangisinin önce geldiği, Amasya'da ne kadar kaldığı ve tayinin kesin yılı kaynaklarda verilmez.
Şehzade defterdarlığı küçük bir iş sayılmazdı. Bayezid 1454'ten beri Amasya'da sancakbeyiydi ve sancağa çıkan her şehzade gibi kendi divanını kurmuştu: lalası, nişancısı, defterdarı, kadısı, muallimi ve musahipleriyle bu divan, İstanbul'daki merkez teşkilatın taşradaki küçük bir benzeriydi. Defterdar, şehzadenin has gelirlerini, sancağın vergi kayıtlarını, sarayın ve maiyetin masraflarını yöneten kişiydi. Amasya o yıllarda doğu sınırına yakın bir askerî üs olduğu kadar, şehzadenin etrafında toplanan âlimler, şairler ve hekimlerle canlı bir kültür merkeziydi. Kasım Paşa'nın hem kalem adamı hem de şair olarak bu çevrede bulunması, sonraki hayatını da belirleyecek bir tanışıklığın başlangıcı oldu: Bayezid, padişah olduğunda onu yanından ayırmayacaktı.
Amasya tarihçisi Hüseyin Hüsameddin Yasar, nişancıların biyografilerini topladığı ve yazma olarak kalan Nişancılar Durağı adlı eserinde, Kasım Paşa'nın Amasya serüvenine daha ayrıntılı bir çerçeve çizer. Ona göre Kasım Paşa, Amasya'ya gelmeden önce Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan üzerine gönderilen orduda defterdar olmuş, kısa bir süre sonra Hazîne-i Âmire defterdarlığına getirilmiş, 878 (1473-74) yılında Şehzade Bayezid'e lala olarak Amasya'ya gitmiş, 884'te (1479) Vezir Mustafa Paşa'nın şehzadeye lala tayin edilmesi üzerine İstanbul'a dönerek nişancı olmuştur. Erünsal, Hüsameddin'in bu bilgileri için kaynak göstermediğini özellikle belirtir. Bu yüzden lalalık bilgisi ihtiyatla okunmalıdır.
Hüsameddin'in İki Anlatısı
Hüsameddin'in kendi büyük eseri Amasya Tarihi'nin üçüncü cildinde, şehzade divanının 1470-1481 arasındaki kadrosu yıl yıl sayılır ve bu liste Nişancılar Durağı'ndaki anlatıyla tam olarak örtüşmez. Amasya Tarihi'ne göre 875 (1470) yılında şehzadenin nişancısı Halil Paşazâde İbrahim Paşa lala olmuştur. 877'de (1472) Amasya defterdarı Sa'deddin Çelebi vefat etmiş, yerine şehrin ileri gelenlerinden Hacı Nevruz Bey defterdar olmuştur. 878'de Fâtih, Otlukbeli'de Uzun Hasan'ı yendikten sonra Amasya'ya gelip bir ay kalmış, bu sırada lala İbrahim Paşa azledilmiş ve yerine "ordu-yı hümâyun defterdarı olan Fenârîzâde Şemseddin Ahmed Çelebi" lala yapılmıştır. 883'te (1478-79) Fâtih'in gönderdiği tahkik heyetinin ardından şehzade divanı baştan sona değiştirilmiş, Fenârîzâde Ahmed Bey'in yerine Hamza Beyzâde Mustafa Paşa lala olmuş, defterdar Hacı Nevruz Bey'in yerine de Amasyalı İshak Paşazâde Pîrî Bey gelmiştir.
Bu iki anlatı yan yana konduğunda dikkat çekici bir benzerlik ortaya çıkar. Nişancılar Durağı'nda Uzun Hasan seferinde ordu defterdarı olup 878'de Bayezid'e lala tayin edilen kişi Kasım Paşa'dır. Amasya Tarihi'nde ise aynı yıl, aynı sıfatla, ordu defterdarlığından şehzade lalalığına geçen kişi Fenârîzâde Şemseddin Ahmed Çelebi'dir. Lalalığın sona erişi de her iki eserde Mustafa Paşa'nın tayinine bağlanır. Kasım Paşa'nın annesinin Fenârîzâde ailesinden geldiği hatırlanırsa, aynı müellifin iki eserinde aynı makama iki farklı ad yazmasının bir karışıklıktan mı, yoksa kaynaklarda henüz aydınlanmamış bir akrabalık ya da ortak görevden mi doğduğu sorusu açık kalır. Elimizdeki belgelerle bu meseleyi çözmek mümkün değildir. Kesin olan, Fâtih tarafından Amasya'daki Şehzade Bayezid'in defterdarlığına atandığıdır. Lalalık ise yalnız Hüsameddin'in kaynaksız kaydına dayanır.
Bu yıllar Amasya'nın şehzadelik tarihinin en hareketli dönemlerinden biridir. Şehzadenin etrafında şair Tâcî Bey, Âfitâbî Abdurrahman Çelebi, âlim Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi gibi isimler toplanmış, Bayezid Lâdik'te bu çevreyle sohbet meclisleri kuruyordu. 1477-79 arasındaki tahkikat bu meclisin dağılmasıyla sonuçlandı; vezir ve musahip Hızır Paşazâde Mahmud Paşa idam edildi, Tâcî Bey Bağdat'a, Müeyyedzâde İran'a kaçtı. Kasım Paşa'nın adı bu olaylar arasında geçmez. Hüsameddin'in verdiği tarihler doğruysa, o sırada lalalıktan ayrılıp İstanbul'a dönmek üzereydi.
Nişancılık ve Vezirlik
Fâtih Sultan Mehmed Mayıs 1481'de öldüğünde Bayezid, Amasya'dan hareket ederek İstanbul'a geldi ve tahta çıktı. Yeni padişah, şehzadeliğinden tanıdığı adamlarla çevrildi ve Kasım Paşa 886 (1481) yılında nişancılık görevine getirildi. Nişancı, padişah adına çıkan ferman ve beratlara tuğra çeken, kanun işlerini ve kalem teşkilatını yöneten divan üyesiydi. Maliye geçmişi olan ve şiirle uğraşan bir kalem adamı için bu, kariyerinin doğal devamı sayılırdı.
Ertesi yıl, 887'de (1482), Hamza Bey oğlu Mustafa Paşa'dan boşalan vezirliğe tayin edildi. Bu Mustafa Paşa, Amasya Tarihi'nde 1478-79'da şehzadeye lala olarak gönderilen Hamza Beyzâde Mustafa Paşa ile aynı adı ve nisbeyi taşır. Ancak Kasım Paşa'nın vezirliği uzun sürmedi; bir yıl dolmadan azledildi ve yerine Mesih Paşa getirildi. Azlinin sebebi kaynaklarda açıklanmaz.
Vezirlikten sonraki yıllar için kaynaklar birbirini tutmaz. İbn Kemal, vezirlikten ayrıldıktan sonra Kırım'daki Kefe'ye gönderildiğini belirtir. Gelibolulu Mustafa Âlî ise eserinin bir yerinde azli üzerine kendisine emeklilik yoluyla Selanik sancağının verildiğini ve ölünceye kadar orada kaldığını yazar. Aynı eserin başka bir yerinde ise "üç sene vezaret ettikten sonra" 887 (1482) yılında öldüğünü söyler. Hoca Sâdeddin Efendi de 887'den itibaren üç yıl kadar vezirlikte kaldığını, ardından vefat ettiğini bildirir. Bu son iki kayıt, aşağıda görüleceği gibi, onun 1502'de hayatta olduğunu gösteren vakfiye karşısında savunulamaz.
Selanik ve Saruhan Rivayetleri
Kasım Paşa'nın adı Selanik'le birkaç yoldan birleşir. Âlî'nin Selanik sancağıyla ilgili notuna, şehrin en büyük Bizans mabedi olan Hagios Demetrios Kilisesi'nin XV. yüzyıl sonlarında camiye çevrilmesi eklenir. Osmanlı döneminde bu yapı "Kâsımiye Camii" diye anılmıştır. Semavi Eyice, yapının Cezerî Kasım Paşa tarafından camiye çevrildiğini yazar. Caminin iki satırlık Arapça kitabesinin ebced hesabı 897 (1492) yılını tutar, rakamla ise 898 (1493) yazılmıştır. Evliya Çelebi 1667-68'de gördüğü kitabede II. Bayezid'in adının yazılı olduğunu nakleder ve bu yüzden yapı bazı kaynaklarda Bayezid vakfı olarak geçer. Eyice başka bir maddesinde caminin gerçek bânisinin ancak eski vakıf kayıtları incelendiğinde kesinlik kazanacağını not eder. Kâsımiye Camii, Selanik'in 1912'de Osmanlı idaresinden çıkmasından sonra yeniden kiliseye çevrildi, 1918 yangınında tamamen yandı ve yirmi yıl kadar süren bir onarımın ardından Türk dönemine ait bütün izlerden arındırılarak kilise olarak açıldı.
Daha geç bir döneme ait rivayetler ise meseleyi büsbütün karıştırır. Celâlzâde Mustafa Çelebi, Yavuz Sultan Selim devrinde Şehzade Süleyman Saruhan sancağında iken devletin en tecrübeli iki adamından biri olan Kasım Paşa'nın onun lalalığı ve defterdarlığıyla görevlendirildiğini anlatır. Bu Kasım Paşa 922'de (1516) lalalıktan azledilmiştir. Matrakçı Nasuh'a göre aynı kişi Selanik'e gitmiş, Kanuni'nin tahta çıkışı üzerine Kubbealtı veziri olmuş, Belgrad seferinden sonra yaşlılığını gerekçe göstererek bu görevi bırakmış ve Zilkade 927'de (Ekim 1521) emekli olarak yeniden Selanik'e dönmüştür. Bazı araştırmalar bu kayıtlara dayanarak Cezerî Kasım Paşa'nın bir süre Manisa'da Şehzade Süleyman'ın lalası olduğunu kabul eder. Erünsal ise iki kaynakta geçen Kasım Paşa'nın Cezerî Kasım Paşa olduğuna dair kesin bir ipucu bulunmadığını vurgular. Selanik bağlantısı iki anlatıyı birbirine yaklaştırsa da, otuz yılı aşan bir aradan sonra aynı kişinin yeniden vezir olduğunu gösteren doğrudan bir belge yoktur.
Öteki Kasım Paşalar
Cezerî Kasım Paşa'nın biyografisini bu kadar güçleştiren, XV. yüzyılın sonu ile XVI. yüzyılın ilk yarısında aynı adı taşıyan birkaç tanınmış devlet adamının yaşamış olmasıdır. Kaynaklar Koca, Evliya ve Güzelce lakaplarıyla anılan başka Kasım Paşalardan söz eder. Bunların görevleri, yaptırdıkları eserler ve ölüm tarihleri zaman içinde birbirine karışmış, Mehmed Süreyya'nın Sicill-i Osmânî'si gibi sonraki biyografik eserlerde tek bir kişiymiş gibi birleştirilmiştir.
Amasya okurunun özellikle dikkat etmesi gereken bir karışıklık da şehrin kendi tarihinden gelir. Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nde, Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya valiliği sırasında 905 (1499-1500) yılında vezir ve lala olan, 908-909 (1502-1504) yıllarında şehzadenin çevresindeki İranlı musahiplerle ters düşüp Trabzon'da Şehzade Selim'in yanına kaçan bir Kasım Paşa daha vardır. Bu kişi Hakalalı Âbâdoğulları'ndan Abdullah Bey'in oğlu Kasım Paşa'dır ve Cezerî Kasım Paşa ile hiçbir ilgisi yoktur. Aynı aileden Hacı Beyzâde Kasım Bey de vatanı olan Hakala köyünde başlattığı kârgir medreseyi Hüsameddin'e göre 873 (1468-69) yılında tamamlamış, uzun yüzyıllar Amasya ilim hayatının önemli kurumlarından biri olan "Kasım Bey Medresesi" onun adıyla anılmıştır. Amasya kaynaklarında "Kasım Paşa" ya da "Kasım Bey" adı görüldüğünde, bunların büyük çoğunluğunun Cezerî Kasım Paşa'yla ilgisi olmayıp bu yerli aileye ait olduğunu akılda tutmak gerekir.
Ölüm Tarihi Meselesi
Kaynaklarda Kasım Paşa'nın ölüm tarihine dair güvenilir bir bilgi yoktur. Hüseyin Ayvansarâyî Vefeyât-ı Selâtîn'de 890 (1485) yılını verir ve onun Bursa'da Emîr Sultan yakınında yaptırdığı medreseye gömüldüğünü yazar. Encyclopaedia of Islam'ın ikinci baskısında Cengiz Orhonlu 887 (1482) tarihini kabul etmiştir. Öte yandan bazı araştırmalar ve Sicill-i Osmânî gibi geç kaynaklar, başka Kasım Paşaların hayatını onunkine ekleyerek ölüm yılını 950'ye (1543-44) kadar uzatır.
Erünsal, belgelerden hareketle bu aralığı daraltır. İstanbul Cağaloğlu'ndaki mescidinin vakfiyesi Ramazan 907 (Mart 1502) tarihini taşır ve bu belge Kasım Paşa'nın o tarihte hayatta olduğunu gösterir. Bursa şer'iyye sicillerindeki 939 (1532-33) tarihli bir kayıtta ise ondan "merhum" diye söz edilir. Buna göre Kasım Paşa 1502'den sonra, 1532-33'ten önce ölmüş olmalıdır. Daha dar bir tarih vermek, mevcut belgelerle mümkün görünmemektedir.
Mezarının yeri konusunda da tek bir kayıt vardır. Bursalı İsmail Belîğ'e göre Kasım Paşa, Bursa'da Emîr Sultan türbesinin karşısında yaptırdığı medresenin batı tarafında gömülüdür. Ayvansarâyî de onun Bursa'da, aynı medresede defnedildiğini söylediği için, ölüm tarihi konusunda ayrılan kaynaklar defin yeri konusunda birleşir.
Hayır Eserleri
Tezkireci Sehî Bey, Kasım Paşa'dan söz ederken Osmanlı beyleri arasında bu derece hayır sahibi başka bir kimse bilinmediğini söyler. Gerçekten de onun adına bağlanan yapılar imparatorluğun birkaç şehrine yayılır. Ancak bunların bir kısmının aidiyeti, adaşlarıyla yaşanan karışıklık yüzünden tartışmalıdır.
Bursa'da Kasım Paşa'nın bir medresesi, hamamı ve imareti bulunuyordu. Medrese, Bursa'nın doğusunda şehre hâkim bir tepede kurulan Emîr Sultan Külliyesi'ne sonradan eklenmiş bir yapıdır. Külliyenin çekirdeğini, Emîr Sultan'ın tekkesi ile eşi ve Yıldırım Bayezid'in kızı Hundi Fatma Hatun'un yaptırdığı cami, imaret ve hamam oluşturuyordu; Kasım Paşa'nın medresesi bu topluluğu tamamlamıştı. Külliyenin yapılarından bugüne cami, türbe, hamam ve çeşmeler ulaşmıştır; medrese ayakta değildir. Eyice ayrıca Bursa yakınındaki Cumaâbâd'da da bir cami yaptırdığını kaydeder.
İstanbul'da iki ibadet yeri onun adını taşır. Bunlardan biri Cağaloğlu'nda, dört yol ağzının bir köşesindeki mescittir. 1502 tarihli vakfiye bu yapıya aittir. Bina son şeklini 1866-67'de almış, 1957'de herhangi bir gerekçe gösterilmeden yıktırılmış, arsası uzun yıllar boş kaldıktan sonra yerine eskisine benzer biçimde ahşap çatılı yeni bir cami yapılmıştır. İkincisi, Eyüp'te Nişancı Mahallesi'nde, bugün Zalmahmutpaşa Caddesi ile Akarçeşme Sokağı'nın köşesinde duran ve Akarçeşme Camii diye de anılan Cezerî Kasım Paşa Camii'dir. Ayvansarâyî Hadîkatü'l-cevâmi'de bu caminin inşa tarihini 921 (1515) olarak verir. Cami ilk yapıldığında yanında ahşap bir medrese ile fevkani bir sıbyan mektebi vardı.
Eyüp'teki cami, avlu içinde kare planlı, dıştan 11,20 x 11,20 metre ölçüsünde bir yapıdır. Harimi pandantiflere oturan 8,80 metre çapında tek bir kubbe ile örtülür; önünde dört sütuna dayanan kemerlerin taşıdığı üç kubbeli bir son cemaat yeri bulunur. Duvarlarda tuğla ile kesme taş birlikte kullanılmış, taş minarenin şerefe çıkması istiridye kabuğu biçimindeki bir süslemeyle bezenmiştir. Cümle kapısının eksen üzerinde bulunmayıp son cemaat yerinin en sağdaki bölümü karşısında açılması planın dikkat çeken özelliklerindendir. Caminin en tanınmış süsü, mihrabın solundaki pencerenin üstünde yer alan Kâbe tasvirli çini panodur. Altı çiniden oluşan ve kitabesine göre İznikli Mehmed oğlu Osman tarafından Mart 1726'da vakfedilen bu pano, Kâbe'yi çevresindeki binalarla birlikte, belirli bir perspektif anlayışıyla gösterdiği için Türk çini sanatındaki Kâbe tasvirleri arasında ayrı bir yer tutar. Kapı üstündeki 1822-23 tarihli kitabe bir onarımın, avludaki 1849-50 tarihli şadırvan da sonraki bir hayrın hatırasıdır.
Bunların dışında Selanik'teki Kâsımiye Camii ile imaretinin ona ait olduğu kabul edilir. Cengiz Orhonlu, Kasım Paşa'nın Kırım'da Kefe'de de bir camii bulunduğunu tespit etmiştir. Eyice'nin aktardığına göre İstanbul ve Galata'da çok sayıda vakfı vardı. Kaynaklarda başka hayır eserlerinden de söz edilir, fakat bunların ona ait olup olmadığı tartışmalıdır. Kasım Paşa'nın hayratının Amasya'da bir izine rastlanmamaktadır. Şehirde onun adıyla anılan yapılar, yukarıda değinildiği gibi Hakalalı Kasım Bey ve ailesine aittir.
Şair Sâfî
Kasım Paşa devlet adamlığının yanında şairliğiyle de anılır ve şiirlerinde Sâfî mahlasını kullanmıştır. Sehî Bey onu Anadolu'nun muteber şairleri arasında sayar ve divanının meşhur olduğunu söyler. Latîfî'nin değerlendirmesi daha belirleyicidir: ona göre Rum şairleri arasında mesel söyleme, yani atasözlerini ve halk deyişlerini şiire ustaca yerleştirme, ilk olarak Sâfî'den çıkmıştır. Bu özellik, XV. yüzyılın sonunda Türkçe gazelin kendi sesini bulduğu dönemin tanınmış bir eğilimidir. Aynı Latîfî, bu tarzı olgunluğa eriştiren şair olarak Necâtî'yi gösterir.
Sâfî ile Necâtî'nin adlarını yan yana getiren bir beyit, devrin şairlerinden İshak Çelebi'ye aittir. Şair, Sâfî'ye seslenerek şiirin halk arasında okunup beğenilmesi için Necâtî'ninki gibi meselle dolu olması gerektiğini söyler:
"Şi'rin dilersen okuna makbûl-ı halk ola / Sâfî, Necâtî şi'ri gibi pürmesel gerek."
Divanın 2016'daki neşrini hazırlayanlar Kasım Paşa'yı Necâtî'nin üstadı olarak tanıtırlar. Bu ilişkinin niteliği tezkirelerde açıkça anlatılmaz, fakat iki şairin aynı üslup çizgisinde anıldığı açıktır.
Sehî divanının meşhur olduğunu söylese de, eserin bugün bilinen tek nüshası İsmail E. Erünsal'ın özel kütüphanesindedir. Şairin sağlığında derlendiği sanılan bu nüsha, bütün şiirlerini içermez. Divanlarda geleneksel olarak başta yer alan tevhid ve na't gibi bölümler eksiktir. Yalnız üç kaside vardır: ilki Hz. Hüseyin'e, öbür ikisi Fâtih Sultan Mehmed ile II. Bayezid'e yazılmıştır. Erünsal bu özelliklere bakarak nüshanın Kasım Paşa'nın hayatının erken bir döneminde derlenmiş olabileceğini düşünür. Bazı şiirleri, Pervâne Bey'in derlediği büyük nazireler mecmuasında da yer alır. Divan, Ahmet Sevgi ve Hakan Sevindik tarafından Cezerî Kasım Paşa Sâfî Dîvânı adıyla 2016'da Konya'da yayımlanmış ve böylece uzun zamandır adı bilinen fakat metni ortada olmayan bir şair araştırmacıların önüne gelmiştir. Sâfî'nin şiirleri ve divanının muhtevası sitenin Edebiyat bölümünde ayrıca ele alınmaktadır.
Amasya Hafızasındaki Yeri
Cezerî Kasım Paşa, Amasya'da doğmamış, şehirde bir yapı ya da vakıf bırakmamıştır. Onu Amasya tarihine bağlayan, hayatının belirleyici döneminin Şehzade Bayezid'in Amasya divanında geçmesidir. Fâtih'in oğlunun maliyesini emanet ettiği bu defterdar, Bayezid'in tahta çıkışıyla birlikte Amasya'dan İstanbul'a taşınan kadronun bir parçası oldu ve şehzadelik yıllarının güvenini nişancılık ile vezirlik makamlarında karşılık olarak buldu. Bu yönüyle onun hikâyesi, Amasya'nın şehzade sancağı olarak yalnız padişah yetiştirmediğini, padişahın etrafındaki devlet adamlarını da yetiştirdiğini gösteren örneklerden biridir.
Şair Sâfî olarak da Amasya'daki şehzade meclisinin edebî havasına yabancı değildi. Bayezid'in Amasya yıllarında etrafında toplanan şairler arasında onun adı Hüsameddin'in listelerinde geçmez. Ancak divanındaki kasidelerden birinin II. Bayezid'e sunulmuş olması ve divanın erken bir dönemde derlendiğinin düşünülmesi, şiirlerinin bir kısmının şehzadelik yıllarına uzanabileceğini düşündürür. Bu, belgeyle doğrulanmış bir bilgi olmayıp bir ihtimal olarak kalmaktadır.
Kronoloji
1473-74 (878): Hüsameddin'in kaynaksız kaydına göre Uzun Hasan seferindeki ordu defterdarlığından sonra Şehzade Bayezid'e lala olarak Amasya'ya gider.
1479 (884): Aynı kayda göre Mustafa Paşa'nın şehzadeye lala tayini üzerine İstanbul'a döner.
1481 (886): II. Bayezid'in tahta çıkışıyla nişancı olur.
1482 (887): Hamza Bey oğlu Mustafa Paşa'nın yerine vezir olur; bir yıl dolmadan azledilir, yerine Mesih Paşa getirilir.
1492-93 (897-898): Selanik'teki Hagios Demetrios Kilisesi, kitabesine göre camiye çevrilir; yapı Kâsımiye Camii adıyla anılır.
Mart 1502 (Ramazan 907): İstanbul Cağaloğlu'ndaki mescidinin vakfiyesi düzenlenir.
1515 (921): Ayvansarâyî'ye göre Eyüp'teki Cezerî Kasım Paşa Camii inşa edilir.
1532-33 (939): Bursa şer'iyye sicillerinde "merhum" olarak anılır.
1957: Cağaloğlu'ndaki camisi yıktırılır.
2016: Divanı Ahmet Sevgi ve Hakan Sevindik tarafından yayımlanır.
Kaynakça
Bu makalede şu kaynaklardan yararlanılmıştır:
- İsmail E. Erünsal, "Kasım Paşa, Cezerî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 545-546 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- İsmail E. Erünsal, "Sâfî, Cezerî Kâsım Paşa", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), Ahmet Yesevi Üniversitesi, yayın 2014, güncelleme 2020 (teis.yesevi.edu.tr). teis.yesevi.edu.tr
- Semavi Eyice, "Cezerî Kasım Paşa Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 7, İstanbul 1993, s. 507-508 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- Semavi Eyice, "Kāsımiye Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 553-554 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- M. Baha Tanman, "Emîr Sultan Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 11, İstanbul 1995, s. 148-151 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi e-kitap neşri: 1-4. ciltler (3. cilt, 875-886 yılları arasındaki şehzade divanı kadrosu; Şehzade Ahmed devrinde Âbâdoğlu Kâsım Paşa; Hakala Kâsım Bey Medresesi); 6-8. ciltler (Âbâdoğulları ve Hacı Beyzâde Kâsım Bey kayıtları); 9-12. ciltler (Kâsım Paşa'nın Trabzon'a firarına dair kayıt).
- Ahmet Sevgi - Hakan Sevindik (hzl.), Cezerî Kasım Paşa Sâfî Dîvânı, Palet Yayınları, Konya 2016 (yayınevinin tanıtım metni).
- Bayram Ali Kaya, "Necâtî Bey", KÜRE Ansiklopedi (Latîfî'nin Necâtî hakkındaki değerlendirmesi için).
Çevrimiçi kaynaklar






