Sabri Mehmed Çelebi kalemini üç ayrı efendinin hizmetinde kullandı ve her birinin düşüşüyle birlikte kendisi de savruldu. XVI. yüzyılın ilk yarısında yetişen bu Amasyalı kâtip, hattat ve şair, şehrin müderrislerinden Tokatlızâde Yûsuf Efendi'nin oğluydu. Ünlü hattat Ebü'l-Fazl Efendi'den yazı meşk etmiş, İstanbul'da defterdar İskender Çelebi'nin kâtibi olmuş, 941'de (1534-35) İskender Çelebi idam edilince gözden düşmüş, ardından Amasyalı nişancı Mehmed Paşa'nın Sivas valiliğinde divan kâtipliği yapmış, en sonunda Amasya valisi Şehzade Mustafa'nın hizmetine girmiştir. Şehzadenin 960'ta (1553) öldürülmesinden sonra bir köşeye çekilmiş ve bir süre sonra ölmüştür. Yazdığı şiirlerin hiçbiri elimizde değildir.

Amasya Tarihi'ndeki Madde

Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Sabri Mehmed Çelebi'yi Amasya Tarihi'nin on birinci cildinde, adı "sin" harfiyle başlayan Amasyalılar arasında iki kısa paragrafla anlatır:

Sabri Mehmed Çelebi-Tokatîzâde. Amasya müderrislerinden Tokatlızâde Yûsuf Efendi'nin oğludur. Amasya ulemâsından tahsîl-i ilim edib Hattât Ebû'l-fazl Efendi'den yazı teallüm ve ahz edib İstanbul'a gitdi. Amasyalı defderdâr İskender Çelebi'ye şiir ve hattıyla çatıp kâtibi oldu. 941'de müşârün-ileyhin i'dâmında bir müddet menkûb olup sonra diğer Amasyalı nişâncı Mehmed Paşa'ya Sivas vâliliğinde divân kâtibi olmuştu. Bunun da vefâtında Amasya vâlisi Şehzâde Sultân Mustafa'ya çattı. 960'da bu şehzâde şehîd oldukdan sonra inzivâ ve ba'dehû vefât etdi. Şâir, kâtib, hattât idi.

Bugünkü Türkçeyle: Amasya müderrislerinden Tokatlızâde Yûsuf Efendi'nin oğludur. Amasya âlimlerinden ilim tahsil etti, hattat Ebü'l-Fazl Efendi'den yazı öğrenip icazet aldı ve İstanbul'a gitti. Şiiri ve yazısı sayesinde Amasyalı defterdar İskender Çelebi'ye yanaşıp onun kâtibi oldu. 941'de efendisi idam edilince bir süre gözden düştü; sonra bir başka Amasyalı olan nişancı Mehmed Paşa'nın Sivas valiliğinde divan kâtibi oldu. Paşa ölünce Amasya valisi Şehzade Sultan Mustafa'nın yanına girdi. 960'ta bu şehzade şehit edildikten sonra köşesine çekildi ve bir süre sonra öldü. Şair, kâtip ve hattattı.

Hocası ve Efendileri

Sabri'nin yazı hocası Ebü'l-Fazl Mehmed Çelebi, Şeyh Hamdullah'ın öğrencisi ve Şehzade Ahmed'in hat hocasıydı; 925'te Amasya'ya dönmüş ve 941 yılının başlarında ölünceye kadar şehirde öğrenci yetiştirmişti. Sabri'nin meşki büyük ihtimalle bu son on beş yıla düşer. Maddenin "yazı teallüm ve ahz" ifadesi, yalnız yazı öğrenmeyi değil, hocadan izin alıp yazısının onaylanmasını da anlatır.

İstanbul'daki ilk efendisi Amasyalı defterdar İskender Çelebi'dir. Kâtipliğe girişinde Hüsameddin'in "şiir ve hattıyla" demesi, bir genç kâtibin kapı bulmada bu iki hünere ne kadar yaslandığını gösterir. İskender Çelebi 941'de idam edilince onun adamları da sarsılmıştır. Aynı defterdarın hizmetinde bulunan bir başka Amasyalı, İbrîzâde Şemsi Mehmed Çelebi de o yıl görevinden azledilmiş, birkaç yıl sonra Şehzade Mustafa'nın defterdarı olarak Amasya'ya gelmişti. İki kâtibin yolu, İskender Çelebi'nin çevresinden şehzadenin divanına uzanan aynı çizgiyi izler.

Sabri'nin ikinci efendisi, Hüsameddin'in yalnız "Amasyalı nişancı Mehmed Paşa" diye andığı ve Sivas valiliği sırasında yanında divan kâtibi bulunduğu devlet adamıdır; madde onun kim olduğunu ve ne zaman öldüğünü açıklamaz. Üçüncü ve son kapı Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki divanıdır. Kanuni'nin büyük oğlu şiir yazan, çevresinde kâtip şairler toplayan bir şehzadeydi. 960'ta (1553) Ereğli yakınlarındaki otağında boğdurulması, bu çevredeki pek çok kişinin hayatını kesintiye uğrattı. Sabri için madde tek bir kelime kullanır: inziva.

Zârî ile Benzerliği

Hüsameddin'in onuncu ciltte anlattığı Zârî Mehmed Çelebi'nin hayatı, Sabri'ninkine şaşırtıcı ölçüde benzer. İkisinin de adı Mehmed Çelebi'dir ve ikisi de "Tokatîzâde" diye kaydedilmiştir. İkisi de Ebü'l-Fazl'dan yazı öğrenmiş, Şehzade Mustafa'nın hizmetine girmiş, 960'tan sonra gözden düşerek ölmüştür. Ayrıldıkları noktalar da açıktır: Zârî'nin babası, aynı ailenin Cemâleddîn Yûsuf Çelebi'den inen kolundan Hüsâmeddîn Hüseyin Efendi, Sabri'ninki ise Yûsuf Efendi'dir; Zârî İstanbul'da Kara Sâlih Efendi'nin muîdi iken şehzadeye intisap etmiş, Sabri ise oraya iki ayrı devlet adamının kâtipliğinden geçerek varmıştır. Mahlasları da farklıdır.

Bu benzerlikten iki ayrı sonuç çıkabilir. İkisi aynı aileden, aşağı yukarı aynı yaşta iki akraba olabilir; Tokatlıoğulları ailesinin aynı hocadan yetişip aynı şehzadeye kâtip olması garip değildir. Ancak aynı kişinin iki ayrı kaynaktan iki ayrı mahlasla Hüsameddin'e ulaşmış olması da büsbütün dışlanamaz. Hüsameddin iki maddeyi birbirine bağlamaz ve elimizde bu soruyu çözecek başka bir kayıt yoktur.

Babası Hakkında Bir Güçlük

Madde başlığında "Tokatîzâde", metinde "Tokatlızâde" yazımı kullanılır. Hüsameddin'in sekizinci ciltte anlattığı Tokatlıoğulları ailesinde Yûsuf adını taşıyan kişi, Amasya kadısı Cemâleddîn Yûsuf Çelebi'dir; ancak o 866'da (1461-62) ölmüştür. Hizmet hayatı 940'larda ve 950'lerde geçen bir kâtibin, ölümünden yetmiş yıl sonra hâlâ yaşayan bir oğlu olması pek akla yatmaz. Sabri'nin babası olarak anılan "Amasya müderrislerinden Yûsuf Efendi" aileden daha sonraki kuşaktan başka bir Yûsuf olmalıdır; madde bu bağı kurmaz.

Şiiri

Sabri'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Kâtipliğe şiiriyle girdiğini yazan Hüsameddin, o şiirlerden tek beyit aktarmaz; onları nerede gördüğünü de belirtmez. Metin Hakverdioğlu, Amasya Tarihi'ndeki şairleri listelediği çalışmasında onu "Sabri Mehmed Çelebi-Tokatîzâde" adıyla on birinci cildin şairleri arasında sayar.

Kronoloji

941 başları (1534): Hocası Ebü'l-Fazl Mehmed Çelebi Amasya'da ölür.

941 (1534-35): Efendisi defterdar İskender Çelebi idam edilir; Sabri bir süre gözden düşer.

960 (1553): Şehzade Mustafa öldürülür; Sabri inzivaya çekilir ve bir süre sonra ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar