Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın anlatısında Şehîdî Kâsım Çelebi'nin hayatı korkunç bir sahneyle biter: 28 Şevval 927'de (1521), lalası olduğu şehzadeler gözünün önünde öldürülürken korkusundan ölmüştür. Lâdik'in Rifâî seyyidlerinden gelir; iki yaşında babasını kaybedince Şehzade Selim'in, yani sonraki Yavuz Sultan Selim'in lalası Şemsi Bey'in yanında Trabzon'da yetişmiş, zamanla kendisi de bir şehzadeye lalalık etmiştir. Hüsameddin onu "gâyet müeddeb, şâir, kâtib" diye niteler ve Lâdikli sayar; Kâsım Amasya Tarihi'ne Lâdik ve Ahmedsaray üzerinden girmiştir. Şehzadelerin kimliği ve ölüm biçimi konusunda bu anlatı başka kaynaklarla uyuşmaz.
Hüsameddin'in Kaydı
Aynı mahlası taşıyan Şehîdî Ali Çelebi'nin maddesi bittiği yerde, on birinci ciltte bu kayıt başlar. Hüsameddin'in metni sitede Şehîdî Kâsım Çelebi-Karaalizâde sayfasında da bulunur:
Lâdiklidir. Sâdât-ı kirâmdan Lâdik'de medfûn sâhibü'l-hâl es-Seyyid Ahmed Rifâî ahfâdından es-Seyyid Abdürrahîm bin es-Seyyid Ali Siyahpuş bin İbrâhim bin Muhyiddîn Mehmed bin Alâeddîn Ali Eşcâ' bin sâhibü'l-hâl es-Seyyid Ahmed Rifâî mahdûmudur. Pederi Ahmed Saray nâhiyesinde mukîm olup 893'de şehîden vefât etdikde iki yaşında yetîm kalmışdı. Sultân Selim'in lalası Şemsi Bey bunun siyâdetine hürmet ve pederinin hizmet-i harbiyyesine mükâfât olmak üzere dâiresine alıp 896'da Trabzon'a beraber götürdü. Orada dâire-i hümâyûnda tahsîl ve terbiye görüp Sultân Selim'in teveccühünü kazandı. Bu esnâda Sultân Selim'in şehzâdesi Sultân Murad'ın lalası olup Murad Bey'in kardeşleri Süleyman ve Mahmûd Beylere kendisini sevdirdi. 918'de Sultân Selim'in tahta cülûsunda mevkiini muhâfaza etdi. Bir aralık Kânûnî Süleyman'ın maiyyetinde bulunup 926'da müşârün-ileyhin cülûsunda manzûr-ı hümâyûn olmuştu. Hayfâ ki 927 senesi şevvâlinin 28. günü lalası olduğu Şehzâde Sultân Murad ile Şehzâde Sultân Mahmûd suçsuz yere gözünün önünde boğulup Sultân Selim'in türbesine defnedildikleri esnâda korkusundan zehre-çâk olarak vefât etdi. Gâyet müeddeb, şâir, kâtib idi.
Günümüz Türkçesiyle: Lâdiklidir. Soylu seyyidlerden, Lâdik'te gömülü "hâl sahibi" Seyyid Ahmed Rifâî'nin torunlarından Seyyid Abdürrahîm'in oğludur; Hüsameddin bu soyu Seyyid Ali Siyahpuş, İbrâhim, Muhyiddin Mehmed ve Alâeddin Ali Eşcâ' üzerinden Seyyid Ahmed Rifâî'ye bağlar. Babası Ahmedsaray nahiyesinde oturuyordu ve 893'te şehit düştüğünde Kâsım iki yaşında yetim kaldı. Sultan Selim'in lalası Şemsi Bey, onun seyyidliğine saygı ve babasının savaştaki hizmetine karşılık olarak onu yanına aldı ve 896'da Trabzon'a götürdü. Kâsım orada şehzade sarayında okuyup yetişti ve Selim'in ilgisini kazandı. Bu sırada Sultan Selim'in şehzadesi Sultan Murad'ın lalası oldu, Murad Bey'in kardeşleri Süleyman ve Mahmud Beylere de kendini sevdirdi. 918'de Selim tahta çıkınca yerini korudu. Bir süre Kanuni Süleyman'ın yanında bulundu ve 926'da onun tahta çıkışında padişahın gözüne girdi. Ne yazık ki 927 yılı Şevvalinin 28. günü, lalası olduğu Şehzade Sultan Murad ile Şehzade Sultan Mahmud suçsuz yere gözünün önünde boğulup Yavuz Sultan Selim'in türbesine gömülürken korkudan ödü patlayarak öldü. Çok terbiyeli bir şair ve kâtipti.
Hayatı
Babasının 893'te (1487-88) öldüğü sırada iki yaşında olduğuna göre Kâsım 891 (1486) dolaylarında doğmuş olmalıdır. Babası Ahmedsaray'da yaşıyordu; Hüsameddin onun hangi savaşta "şehîden", yani şehit olarak öldüğünü söylemez, yalnız "hizmet-i harbiyye"sinden, savaştaki hizmetinden söz eder. Yetim çocuğu himayesine alan Şemsi Bey'in, Hüsameddin'e göre Sultan Selim'in lalası olması, Kâsım'ın hayatının bundan sonraki yönünü belirlemiştir: 896'da (1490-91) Trabzon'a götürülmüş, Selim'in şehzadelik sarayında okumuş ve ona yakın biri olarak yetişmiştir.
Maddeye göre Kâsım, Selim'in bir şehzadesi olan Murad'a lala tayin edilmiş, Murad'ın kardeşleri Süleyman ve Mahmud ile de yakınlık kurmuştur. Selim'in tahta çıktığı 918'de (1512) yerini korumuş, bir süre Süleyman'ın maiyyetinde bulunmuş ve 926'da (1520) Süleyman'ın tahta çıkışında padişahın dikkatini çekmiştir. Hayatı, Hüsameddin'in anlatımıyla 28 Şevval 927'de, lalası olduğu Murad ile Mahmud'un "suçsuz yere" gözünün önünde boğulup Yavuz Sultan Selim'in türbesine gömüldükleri gün sona ermiştir; Kâsım bu sahnenin dehşetinden "zehre-çâk", yani ödü patlayarak ölmüştür.
Kaynakların Çelişkisi
Hüsameddin'in bu anlatısı, şehzadelerin kimliği konusunda kendi içinde karışıktır. Madde Murad'ı ve Mahmud'u önce "Sultan Selim'in şehzadesi", Süleyman'ı da onların kardeşi olarak tanıtır; birkaç cümle sonra ise Süleyman'ı tahta çıkan Kanuni olarak anar. Feridun Emecen'in TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Süleyman I" maddesine göre Kanuni tahta çıktığında adı bilinen üç oğlu hayattaydı; bunlardan Murad ve Mahmud 1521'de ölmüş, geriye altı yaşındaki Mustafa kalmıştı. 927 Şevvali 1521 sonbaharına düştüğüne göre, Hüsameddin'in andığı Murad ve Mahmud bu iki şehzade olmalıdır; bu durumda onlar Selim'in değil, Süleyman'ın oğullarıdır. Bu bir çıkarımdır ve Hüsameddin'in kaynağı bilinmediği için kesinleşmez.
Ölüm biçiminde de ayrılık vardır. Hüsameddin şehzadelerin boğdurulduğunu yazar; ansiklopedi maddesi yalnız 1521'de öldüklerini söyler ve bir öldürmeden söz etmez. Hüsameddin bu bilgiyi nereden aldığını göstermediği için Kâsım Çelebi'nin ölümünü çevreleyen sahnenin ayrıntıları doğrulanamamaktadır. Kâsım'ın Kanuni'nin oğullarından birine lala olması ise 918'den önce, Selim henüz şehzadeyken ona bağlandığını anlatan cümlelerle zor uzlaşır; madde bu geçişin zamanını vermez.
Amasya ile Bağı ve Ailesi
Kâsım Çelebi'nin Amasya ile doğrudan bir ilişkisi maddede yer almaz. Hüsameddin'in eserine Lâdik ile Ahmedsaray'daki Rifâî seyyidleri de girmiştir ve Kâsım bunlardan biridir. Aynı Ahmedsaray'da XV. yüzyılda Rifâî zaviyesinin şeyhliğini yapmış ve Hüsameddin'in "edîb, şâir" dediği bir başka seyyidin sayfası Ahmedî (Zeynelâbidîn Ali Çelebi) başlığı altındadır. İki maddenin verdiği silsileler farklı kollardan geçer; madde Kâsım'ı o aileye yakın akraba yapmaz. "Karaalizâde" aile adının kökenine dair de bir açıklama bulunmaz.
"Şehîdî" adı da açıklamasız kalmıştır. Madde onun şiirinden söz eder, ama bu adın bir mahlas mı, yoksa babası şehit düştüğü için verilmiş bir lakap mı olduğuna değinmez; sorunun cevabı başka yerde de bulunamadı.
Şiiri
Hüsameddin onu şair ve kâtip diye anar; ama şiiri hakkında elimizdeki tek bilgi bu "şâir" sıfatıdır, çünkü madde ne bir beyit aktarır ne de bir eser adı verir. Başka kaynaklarda bu adla kaydedilmiş bir şiire de rastlanmadı; Şehîdî Kâsım Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır.
Kronoloji
893 (1487-88): Babası şehit düşer; Kâsım iki yaşındadır.
896 (1490-91): Şemsi Bey onu yanında Trabzon'a götürür.
918 (1512): Selim tahta çıkar; Kâsım yerini korur.
926 (1520): Süleyman tahta çıkar.
28 Şevval 927 (1521): Hüsameddin'e göre şehzadeler Murad ve Mahmud'un ölümü sırasında korkudan ölür.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 207-208 (e-kitap s. 420), "Şehîdî Kâsım Çelebi-Karaalizâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page420.html
- Feridun Emecen, "Süleyman I", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 38, İstanbul 2010, s. 62-74. https://islamansiklopedisi.org.tr/suleyman-i
Çevrimiçi kaynaklar
