Senâyî Mehmed Çelebi, Amasya'nın köklü ailelerinden Hacı Enbiyâzâdeler'den gelen, önce Sultan Bayezid vakıflarında kâtiplik etmiş, sonra Şehzade Mustafa'nın Amasya divanında kâtip, nedim ve musahip olmuş bir XVI. yüzyıl şairidir. Onu tanıtan tek kaynak Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'dir. Hüsameddin'e göre şiiri ve inşâsıyla şehzadenin sevgisini kazanmış, 1553'te şehzadenin öldürülmesinden sonra Amasya'da gözden düşmüş olarak yaşamış ve 967 (1559-60) yılında ölmüştür. Şiirlerinden bugüne bir örnek ulaşmamıştır. Aynı yıllarda şehzadenin çevresinde, tezkirelerde Manisalı olarak tanıtılan ve Amasya kadılığı yapan bir başka Senâyî daha bulunduğu için iki şairin kimliği kaynaklarda birbirine karışabilir; bu ayrım aşağıda ayrıca ele alınmıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin sekizinci cildinde, adı "sin" harfiyle başlayan Amasyalıları verdiği bölümde şairi şöyle tanıtır:

Senâyî Mehmed Çelebi-Hacı Enbiyâzâde Amasyalıdır. Sultân Bâyezîd evkâfı kâtibi Mahmûd Çelebi bin Pîr Ahmed Çelebi bin Hacı Enbiyâ Çelebi mahdûmudur. Gençliğinde tahsîl-i ma'ârif edib pederinin yerine evkâf kâtibi olmuştu. Ba'dehû Amasya vâlîsi Şehzâde Mustafa'nın dîvân kâtibi ve şi'r u inşâsıyla letâfet-i tab'ıyla kendisini sevdirip nedîm ü musâhibi oldu. 960 senesi şevvâlinde şehzâde-i müşârün-ileyhin i'dâmı üzerine Amasya'da menkûbâne bir müddet oturdu. Ba'dehû bir ze'âmet verilip onunla te'mîn-i mâ'îşet ederek 967'de vefât etdi. Şâ'ir, kâtib, latîf idi.

Günümüz Türkçesiyle kayıt şunu söyler: Senâyî Mehmed Çelebi, Hacı Enbiyâzâde ailesinden ve Amasyalıdır. Sultan Bayezid vakıflarının kâtibi Mahmud Çelebi'nin oğludur; Mahmud Çelebi de Pîr Ahmed Çelebi'nin, o da Hacı Enbiyâ Çelebi'nin oğludur. Gençliğinde ilim tahsil etmiş, babasının yerine vakıf kâtibi olmuştu. Daha sonra Amasya valisi Şehzade Mustafa'nın divan kâtibi oldu; şiiri, nesirdeki ustalığı ve hoş mizacıyla kendini sevdirerek onun nedimi ve sohbet arkadaşı oldu. 960 yılının Şevval ayında şehzadenin idam edilmesi üzerine bir süre Amasya'da talihsiz bir hâlde oturdu. Sonra kendisine bir zeamet verildi, geçimini onunla sağladı ve 967'de öldü. Şair, kâtip ve hoş sohbet bir kişiydi.

Kayıt kısa ve kuru bir dille yazılmıştır; doğum tarihi, hocaları, eserleri ve mezarı hakkında bilgi vermez, şairden de tek bir beyit aktarmaz. Hüsameddin'in "Şâ'ir, kâtib, latîf idi" hükmü, onun şairliğini bildiren tek cümledir. Maddenin sitedeki aktarımı Hüsameddin ansiklopedisinde okunabilir.

Hayatı ve Ailesi

Senâyî'nin ailesi Amasya'da XV. yüzyıldan beri tanınan bir kâtip ve ulema ailesidir. Hüsameddin'in verdiği bilgilere göre ailenin atası Hacı Enbiyâ Çelebi, Cemâleddin İbrahim Aksarâyî soyundan gelen, Temenna Mahallesi'nin ileri gelenlerinden ve devlet ümenâsından bir kişiydi; 883 (1478-79) yılından sonra ölmüş, mahallede "Hacı Enbiyâ mescidi" ve "Hacı Enbiyâ bağları" diye anılan bir mescit ve bağlar bırakmıştı. Şehzadeliği sırasında Amasya'da bulunan II. Bayezid'in gözdelerinden sayılır, oğulları Pîr Ahmed ve Mehmed Çelebiler ilim yoluna girmiş, torunlarına da "Hacı Enbiyâ oğulları" denmiştir. Şairin dedesi Pîr Ahmed Çelebi, Amasya mahkemesinde kâtiplik etmiş, 901 (1495-96) yılında Amasya vilayetinin nâibi olmuş ve 913 (1507-08) dolaylarında ölmüş bir âlim ve hattattı. Yavuz Sultan Selim'in çavuşlar kethüdası olup Çaldıran Savaşı'nda ölen Ümmet Ağa ile onun oğlu Nişancı Mehmed Paşa da aynı aileden gelir.

Böyle bir çevrede yetişen Senâyî'nin kalem mesleğine girmesi şaşırtıcı değildir. Babası Mahmud Çelebi, II. Bayezid'in Amasya'da yaptırdığı külliyenin vakıflarında kâtipti; Senâyî de gençliğinde tahsilini tamamlayınca onun yerine geçmiştir. Şehzade Mustafa'nın 1541'de Amasya'ya gelmesiyle şehirde canlı bir saray ve edebiyat çevresi kuruldu. Senâyî bu çevreye önce divan kâtibi olarak girdi, sonra şiir ve nesirdeki becerisiyle şehzadenin nedimleri ve musahipleri arasına yükseldi. Nedimlik, şehzadenin sohbet meclislerinde bulunmayı, hoş söz ve nükte ile onun gönlünü eğlendirmeyi de içeren bir yakınlıktı; Hüsameddin'in onu "latîf" diye anması bu yönüne işaret eder.

Şehzade Mustafa 27 Şevval 960 (6 Ekim 1553) günü Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe ordugâhında boğdurulunca, onun Amasya'daki kalabalık maiyeti dağıldı. Tezkireler bu dönemi "fetret" diye anar ve şehzadenin şairlerinden birçoğunun bu günlerde ortadan kaybolduğunu yazar. Hüsameddin'e göre Senâyî de bir süre Amasya'da "menkûbâne", yani düşkün ve talihsiz bir hâlde oturmuş, sonra kendisine bir zeamet verilmiş ve geçimini bununla sağlamıştır. Zeametin ne zaman, kim tarafından ve nerede verildiği yazılmaz. Şair 967 (1559-60) yılında ölmüştür.

Amasya ile Bağı

Senâyî Mehmed Çelebi'nin Amasya ile bağı Hüsameddin'in kaydına dayanır ve bu kayıt içinde güçlüdür: şair Amasya'da doğup büyümüş bir ailenin çocuğudur, ilk görevini Amasya'daki Sultan Bayezid vakıflarında yapmış, şehzadenin Amasya divanında kâtiplik etmiş ve ölümüne kadar Amasya'da yaşamıştır. Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki edebî çevresi, Hüsameddin'in başka bir yerde saydığı Edâyî, Zamânî ve Emânî gibi şairlerle birlikte, Şehzade Mustafa (Muhlisî): Şiirleri ve Amasya Çevresindeki Şairler yazısında topluca anlatılmıştır. Şehzadenin hayatı için Şehzade Mustafa yazısına bakılabilir.

Şiiri

Senâyî Mehmed Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin onun şair olduğunu ve şiiriyle şehzadeye kendini sevdirdiğini söyler, ancak tek bir beyit aktarmaz. Taranan tezkirelerde, yani Latîfî, Âşık Çelebi, Kınalızâde Hasan Çelebi ve Beyânî'nin eserlerinde, Hacı Enbiyâzâde ailesinden ya da vakıf kâtipliğinden söz eden bir Senâyî maddesi bulunamamıştır. Bir divanı ya da başka bir eseri olduğuna dair kayıt da yoktur.

Kaynakların Durumu

Senâyî mahlası XVI. yüzyılda birden fazla şair tarafından kullanılmıştır ve Şehzade Mustafa'nın çevresinden söz eden kaynaklar hangi Senâyî'yi kastettiklerini her zaman açıkça söylemez. Hüsameddin'in kendisi iki ayrı kişiden bahseder. Biri bu sayfanın konusu olan Amasyalı Hacı Enbiyâzâde Senâyî Mehmed Çelebi'dir. Öteki, şehzadenin Amasya yıllarını anlattığı üçüncü ciltte 955 (1548) yılında Amasya kadısı olduğunu kaydettiği "şuarâdan Manisalı Senâyî Mehmed Efendi"dir. Tezkirelerin Senâyî'si bu ikinci kişidir: Âşık Çelebi, Kınalızâde ve Beyânî onu Manisalı sayar, şehzadenin Manisa'daki kapısına devam ederek mülâzım olduğunu, kadılığa geçtikten sonra da onu bırakmayıp Amasya'ya birlikte geldiğini yazar. Bu şairin tezkirelerde kalan beyitleri Senâyî Mehmed Efendi (Manisalı) kategorisinde ayrı sayfalarda verilmiştir.

İki kişi aynı mahlası ve Hüsameddin'e göre aynı adı taşır, aynı yıllarda aynı şehzadenin hizmetindedir. Buna karşılık meslekleri ve memleketleri farklıdır: biri Amasyalı bir vakıf ve divan kâtibi, öteki Manisalı bir kadıdır. Hüsameddin ikisini ayrı yerlerde ve ayrı kişiler olarak anar; tezkirelerde de Amasyalı bir Senâyî'ye rastlanmaz. Bu yüzden iki kaydın aynı kişiye ait olduğunu gösteren bir delil yoktur. Öte yandan Hüsameddin'in Amasyalı Senâyî hakkındaki bilgilerini hangi belgeye dayandırdığı da bilinmemektedir. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nün Şehzade Mustafa maddesi, Haluk İpekten'in çalışmasına dayanarak şehzadenin yanında bulunan şairler arasında yalnız "Senâyî" adını verir; bunun hangi Senâyî olduğu belirtilmez. Aynı sözlüğün ayrı "Senâyî" maddesi ise Fatih devrinde yaşamış Kastamonulu başka bir şairle ilgilidir.

Ailenin kayıtlarında da küçük bir uyuşmazlık vardır. Hüsameddin, Senâyî'nin babasını Pîr Ahmed Çelebi'nin oğlu Mahmud Çelebi olarak verir; oysa aynı eserin Pîr Ahmed Çelebi maddesinde onun oğulları olarak yalnız Mehmed ve Yakub Çelebiler anılır. Bu fark bir eksiklikten de doğabilir, iki ayrı Pîr Ahmed'in karışmasından da; kaynaklardan karar verilemez. Hüsameddin'in sekizinci cildinde, Senâyî Mehmed Çelebi'nin hemen ardından gelen Dedezâde Senâyî İbrahim Efendi ise 1113 (1701-02) yılında ölmüş bir Mevlevî vâizidir ve bu şairle ilgisi yoktur.

Kronoloji

21 Safer 948 (16 Haziran 1541): Şehzade Mustafa Manisa'dan Amasya'ya gönderilir.

955 (1548): Manisalı Senâyî Mehmed Efendi Amasya kadısı olur.

27 Şevval 960 (6 Ekim 1553): Şehzade Mustafa, Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe ordugâhında öldürülür.

967 (1559-60): Senâyî Mehmed Çelebi Amasya'da ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar