Senâyî, Şehzade Mustafa'nın Manisa sancakbeyliği sırasında onun kapısına bağlanan, kadılık mesleğine geçtikten sonra da şehzadeden ayrılmayıp onunla birlikte Amasya'ya gelen Manisalı bir XVI. yüzyıl şairidir. Âşık Çelebi, Kınalızâde Hasan Çelebi ve Beyânî onu tezkirelerinde Manisalı olarak tanıtır ve ondan toplam dokuz beyit korur. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar ise Amasya Tarihi'nde 955 (1548) yılında Amasya kadısı olan "şuarâdan Manisalı Senâyî Mehmed Efendi"yi kaydeder. Tezkireler şairin adını vermez; "Mehmed" adı yalnız Hüsameddin'de geçer. Amasya'da yaşamış Hacı Enbiyâzâde Senâyî Mehmed Çelebi ile aynı mahlası ve aynı adı taşıdığı için kaynaklarda ikisi birbirine karışabilir; bu sayfa yalnız tezkirelerin Manisalı Senâyî'sini konu alır.
Tezkirelerdeki Kayıtlar
Şair hakkındaki en ayrıntılı ve en sert kayıt Âşık Çelebi'nin Meşâ'irü'ş-şu'arâ'sındadır:
S̱enâyî: Maġnisa diyârındandur ve eṭrâfuñ fünûn-ı naẓm ile ehl-i iştihârındandur. Ṭarîḳ-i ʿilme sülûk idüp Sulṭân Muṣṭafâ-yı merḥûm Maġnisa'da iken âstânesine mülâzım olup ol taḳrîble mülâzım olmışdur. Manṣıb-ı ḳażâya sülûk itdükden ṣoñra yine ol âstâneden dûr olmayup Amâsiyye'ye bile gidüp ḫıdmetde müdâvim olmışdur. Egerçi hemşehrileri ḥaḳḳında ıṭrâ idüp ḳaṣâ'id-i maṣnûʿa ve eş'âr-ı maṭbûʿa ve Şebistân-ı Ḫayâl ṭarzında Neyistân-ı Zülâl nâm kitâb ve mü'ellefât-ı ʿadîde ve mes̱neviyyât-ı pesendîde isnâd idüp ṭabl-ı tehî gibi ol diyâra âvâzı ġulġule ṣalmışdur ancaḳ ol ġulġuleden ḳulaḳlarda ṣadâ-yı kuhsâr gibi ḳurı yanġu ḳalmışdur.
Günümüz Türkçesiyle: Senâyî Manisa diyarındandır ve oranın şiir sanatlarıyla tanınmış kişilerindendir. İlim yoluna girdi; merhum Sultan Mustafa Manisa'dayken onun kapısına bağlandı ve bu vesileyle mülâzım, yani görev bekleyen aday oldu. Kadılık mesleğine geçtikten sonra da o kapıdan uzak kalmadı; şehzadeyle birlikte Amasya'ya gidip hizmetini sürdürdü. Hemşehrileri onun hakkında aşırı övgüyle konuşup ona sanatlı kasideler, beğenilen şiirler, Şebistân-ı Hayâl tarzında Neyistân-ı Zülâl adlı bir kitap, birçok eser ve beğenilen mesneviler isnat ettiler; böylece adını içi boş bir davul gibi o diyarda çınlattılar. Ama bu gürültüden kulaklarda, dağlardan dönen ses gibi yalnız kuru bir yankı kaldı.
Âşık Çelebi sözünü bir alayla sürdürür: Manisa'nın şairleri Câmi'î, Sâmi'î ve mahlası Kâni'î olan kadı Emrezâde'dir; sonuncusu şiirden yalnız mahlasıyla kanaat etmiştir, Senâyî de bunların dördüncüsüdür. Mahlasların hepsinin "-î" sesiyle bitmesinden yararlanan bu sıralama, şairi orta hâlli bir taşra çevresinin üyesi olarak gösterir. Tezkireci bundan sonra şairle bir mecliste bir araya geldiğini, onda çok maneviyat sezdiğini ve sözü düzgünce söylemeye gücünün yettiğini, "hele bârî şâ'irdür", yani hiç değilse şair olduğunu ekler. Ama hemen ardından "Eğer vezinden başka bir şey bilmiyorsan, ben iyi bir vezinciyim, şair değilim de" anlamına gelen Arapça bir beyit aktararak övgüsünü geri alır. Neşrin dipnotuna göre bu meclis anısı bazı nüshalarda yoktur.
Kınalızâde aynı bilgileri daha yumuşak bir dille tekrarlar. Ona göre Senâyî Manisa ve çevresinin ünlü şairlerindendir; şehzade Manisa'dayken kapısına devam ederek mülâzım olmuş, kadılığa geçtikten sonra da hizmetinden ayrılmayıp onunla Amasya'ya gelmiştir. Hemşehrilerinin onu çok övdüğünü söyler, Arapça sarf öğretiminde okutulan Maksûd adlı kitaba bir şerh yazdığını ekler ve övgüsüne güvendiği bazı dostlarının anlattığına göre onun dili akıcı bir şair olduğunu yazar. Beyânî ise kısaca Manisa'dan çıkıp Şehzade Sultan Mustafa'nın kapısına intisap ettiğini ve kasaba kadısı olduğunu söyler.
Amasya ile Bağı
Senâyî'yi Amasya'ya bağlayan, Şehzade Mustafa'nın Amasya yıllarıdır. Şerafettin Turan'ın TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Mustafa Çelebi" maddesine göre şehzade 21 Safer 948 (16 Haziran 1541) tarihinde Manisa'dan Amasya'ya gönderilmiştir. Üç tezkire de Senâyî'nin şehzadeyle birlikte Amasya'ya geldiğini yazar. Hüsameddin, şehzadenin Amasya valiliğini yıl yıl anlattığı üçüncü ciltte, 955 yılının Cemaziyelevvel ayında Amasya müftüsü Sa'dî Efendi'nin azledildiğini ve "müteakiben Amasya kadısı da gidip yerine şuarâdan Manisalı Senâyî Mehmed Efendi Amasya kadısı olarak geldi" diye kaydeder. Bu bilgi, Beyânî'nin "kasaba kadısı oldu" sözünü somutlaştırır ve şairi şehrin yargı makamında gösterir. Hüsameddin, 957 yılında başka bir Amasyalının, Alâeddin Ali Efendi'nin Amasya kadısı olduğunu yazdığına göre Senâyî'nin kadılığı birkaç yıl sürmüş olmalıdır; bu bir çıkarımdır. Şehzadenin Amasya yılları için Hüsameddin'in Sultan Mustafa maddesine ve Şehzade Mustafa yazısına bakılabilir.
Şairin 1553'te şehzadenin öldürülmesinden sonra ne yaptığı ve ne zaman öldüğü bilinmiyor. Tezkireler onun ölümünden söz etmez.
Eserleri
Senâyî'nin bugüne ulaşmış bir eseri bilinmemektedir. Âşık Çelebi'nin saydığı kasideler, şiirler, mesneviler ve Neyistân-ı Zülâl adlı kitap, tezkirecinin deyişiyle hemşehrilerinin ona "isnat ettiği" eserlerdir; Âşık Çelebi bunların varlığını alayla anar. Neşrin dipnotuna göre bazı nüshalarda kitabın adı Nisyân-ı Zülâl diye geçer. Kınalızâde'nin andığı Maksûd şerhi ise bir öğretim kitabıdır. Bu eserlerin herhangi bir nüshası hakkında bilgiye ulaşılamamıştır.
Şiiri
Şairden bugüne dokuz beyit kalmıştır. Kınalızâde beş ayrı parça hâlinde sekiz beyit verir; bunlardan iki beyitlik "Görüp nâz-ı ruhun zünnâr-ı zülfün" parçası Beyânî'de de yer alır. Âşık Çelebi ise başka hiçbir yerde geçmeyen bir matla aktarır. Böylece altı parça ortaya çıkar: "Müneccim cevher-i nâ-yâb-ı la'lin bî-nişân söyler" diye başlayan iki beyit, "Sükkerî itdi halâvetde kelâmun lutfı deng" diye başlayan iki beyit, "Görinmez nokta-i hâl-i lebün cânâna hâl oldı" matlaı, mahlasın geçtiği "'Ayârın cevher-i nazmun bilen sarrâf-ı mâhirdür" beyti, "Görüp nâz-ı ruhun zünnâr-ı zülfün bir gün âh itdüm" diye başlayan iki beyit ve Âşık Çelebi'deki "'İzâr âyînesin jeng itmesün diñ hatt-ı fersâya" matlaı. Her parça bu kategoride ayrı bir yazı olarak yer alır.
Beyitler, Âşık Çelebi'nin sert hükmünün tersine, aruzu düzgün kullanan ve divan şiirinin mazmunlarını ustaca işleyen bir şairi gösterir. Sevgilinin dudağı, beni, zülfü ve ayva tüyleri etrafında kurulan bu beyitlerde cinas ve tenasüp gibi söz sanatları sık görülür. Mahlas beytinde şiirin değerini ancak usta bir sarrafın bilebileceğini, sıradan bir kişinin seçkin anlamı anlayamayacağını söylemesi, hakkındaki tartışmaların farkında olan bir şairin sesi gibidir.
Kaynakların Durumu
Bu şairin kimliği iki yönden karışıklığa açıktır. Birincisi, Hüsameddin'in sekizinci ciltte ayrı bir madde ayırdığı Amasyalı Hacı Enbiyâzâde Senâyî Mehmed Çelebi'dir. O da Şehzade Mustafa'nın hizmetindedir, ama vakıf kâtibi ve divan kâtibi olarak anlatılır ve 967 (1559-60) yılında Amasya'da ölür. Hüsameddin iki Senâyî'yi ayrı yerlerde ve ayrı kişiler olarak anar; tezkirelerde ise Amasyalı bir Senâyî'ye rastlanmaz. İki kişinin aynı olduğunu gösteren bir delil yoktur. Amasyalı Senâyî hakkındaki bilgiler Senâyî Mehmed Çelebi (Hacı Enbiyâzâde) sayfasında verilmiştir.
İkinci karışıklık adla ilgilidir. Tezkireler Manisalı Senâyî'nin adını vermez. Kınalızâde, onun maddesinin hemen ardından "Senâyî-i Diger", yani öteki Senâyî başlığıyla adı Mehmed olan, Balıkesirli, mülâzemetten sonra kadılığa geçmiş, mükemmel bir divanı ve Ravzatü'l-ebrâr adlı manzum bir eseri bulunan başka bir şairi tanıtır. Hüsameddin'in Manisalı Senâyî'ye verdiği "Mehmed" adının hangi kaynağa dayandığı belli değildir. Aynı adı taşıyan bu kadı şairlerin Hüsameddin'in kaydında birbirine karışmış olması ihtimali, kaynaklardan çözülemez. Latîfî'nin tezkiresindeki ve Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki Senâyî ise Fatih devrinde yaşamış, camilerde müezzinlik ve na'thanlık yapmış Kastamonulu başka bir şairdir. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nün Şehzade Mustafa maddesi, Haluk İpekten'in çalışmasına dayanarak şehzadenin yanındaki şairler arasında "Senâyî" adını verir, ancak hangisini kastettiğini belirtmez; tezkirelerin anlatımına göre bunun Manisalı Senâyî olması en güçlü ihtimaldir.
Kronoloji
21 Safer 948 (16 Haziran 1541): Şehzade Mustafa Manisa'dan Amasya'ya gönderilir; Senâyî onunla birlikte Amasya'ya gelir.
Cemaziyelevvel 955 (Haziran-Temmuz 1548) sonrası: Manisalı Senâyî Mehmed Efendi Amasya kadısı olur.
27 Şevval 960 (6 Ekim 1553): Şehzade Mustafa, Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe ordugâhında öldürülür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 625-626. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 256-257. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
- Beyânî Mustafa, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 45-46. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 3, s. 307-308 (e-kitap s. 507). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page507.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 77-78 (e-kitap s. 500-501). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page500.html
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, haz. Rıdvan Canım, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 165. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf
Akademik çalışmalar
- Şerafettin Turan, "Mustafa Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 31, İstanbul 2006, s. 290-292. https://islamansiklopedisi.org.tr/mustafa-celebi
Kitaplar
- Şerife Ördek, "Muhlisî, Şehzâde Mustafâ b. Kânûnî Sultân Süleymân", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2014 (güncelleme 2020). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/muhlisi-sehzade-mustafa-kanuni
- Volkan Karagözlü, "Senâyî", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2014 (güncelleme 2020). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/senayi
Çevrimiçi kaynaklar






