Merzifon'un manevi hafızasında en çok anılan isim, on beşinci yüzyılda şehirde yaşadığı kabul edilen Kalenderî dervişi Pîrî Baba'dır. Doğum ve ölüm tarihi bilinmeyen, kendi döneminden yazılı bir belge bırakmamış bu derviş hakkında elimizde iki ana kaynak vardır. Bunlardan biri, Hoca İbrâhim adlı bir kişinin kaleme aldığı Menâkıb-ı Pîrî Baba adlı eserdir. Öteki, 1647 yılında Merzifon'a uğrayan Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'sindeki kayıtlardır. İkisi birbirini tamamlar, ama bazı noktalarda açıkça ayrılır; bu yüzden Pîrî Baba'nın hayatı, tarihî bir biyografiden çok, yüzyıllar içinde biçimlenmiş bir menkıbe bütünü olarak okunmalıdır.
Kaynaklar ve Güvenilirlik
Menâkıb-ı Pîrî Baba'nın müellifi Hoca İbrâhim, 926 (1520) tarihli Tahrir Defteri'nde adı geçen Pîrî Baba Zâviyesi'ni kendisinin yaptırdığını söyler. Eserin yazıldığı sırada Pîrî Baba'nın yeğeni Ali Dede'nin hayatta olması, dervişin ölümünün üzerinden çok uzun zaman geçmediğini gösterir. Suraiya Faroqhi bu ipuçlarından hareketle metnin Yavuz Sultan Selim döneminde yazıldığını ileri sürmüştür. Ahmet Yaşar Ocak da eseri on altıncı yüzyılda yazılan Bektaşî menâkıbnâmeleri arasında sayar. Metnin yazarı aynı zamanda zâviyenin kurucusu olduğunu söylediği için, anlatının bir bölümünde kendi konumunu da güçlendirmeye çalıştığı düşünülebilir. Bu nedenle metindeki her ayrıntıyı olduğu gibi tarih saymak doğru olmaz.
Evliya Çelebi ise türbeyi bizzat ziyaret etmiş, orada dinlediği rivayetleri defterine geçirmiştir. Merzifon'a 1057 (1647) yılında gelen seyyah, Pîrî Baba'nın Ahmed Yesevî'nin Hacı Bektâş-ı Velî ile birlikte Anadolu'ya gönderdiği dervişlerden olduğunu ve Orhan Gazi devrinden Fâtih Sultan Mehmed devrine kadar yaşadığını yazar. Evliya'nın anlatımına göre Pîrî Baba, Horasan'dan Ahmed Yesevî'nin izniyle Rum diyarına gelmiş, Merzifon'un kuzeyinde şehre hâkim yüksekçe bir yere yerleşmiş, zaman zaman hamamlarda yatan, kendinden geçmiş bir arif kişi olmuştur. M. Fuad Köprülü bu görüşü tekrarlar ve Ahmed Yesevî'nin Anadolu'daki halifeleri arasında Pîrî Baba'yı Pîr Dede adıyla sayar. Orhan Gazi'nin saltanatı ile Fâtih'in saltanatı arasında bir asrı aşkın zaman vardır ve tek bir insanın bunca devri görmesi, menkıbe dilinin sık başvurduğu bir uzun ömür motifidir. Bu rivayet tarihî bir ölçüden çok, halkın gözündeki manevi büyüklüğü dile getirir.
Kökeni ve Merzifon'a Geliş
Pîrî Baba'nın nereli olduğu konusunda iki ayrı anlatı dolaşır. Evliya Çelebi ile Köprülü onu Horasan'dan gelen, Ahmed Yesevî'nin izniyle batıya yönelmiş bir derviş olarak sunar. Menâkıbnâme'ye göre ise Pîrî Baba Merzifon'un Narince köyündedir. Bu köy, yerel anlatılarda şehrin doğusunda, yaklaşık dört beş kilometre uzaklıkta, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın da köyü olarak anılır. Kimi anlatılarda adı Seyyid Mehmed Pîrî Baba biçiminde geçer. İki görüş arasında kesin bir hüküm vermek mümkün değildir. Köylü doğum anlatısı, derviş öldüğünde Narincelilerin onu kendi köylerine mal etmek istemesiyle uyumludur, çünkü Menâkıbnâme bu hemşerilik iddiasından açıkça söz eder.
Halk arasında dolaşan bir başka rivayet, Pîrî Baba'yı on üçüncü yüzyılın ortasındaki Babaî hareketine bağlar. Bu anlatıya göre Pîrî Baba, Baba İshak'ın başlattığı isyanın Amasya ve Tokat çevresindeki kolunda Hacı Bektâş-ı Velî, Koyun Baba ve öteki Kalenderî dervişleriyle birlikte yer almıştır. Dönemin hükümdarı Alâeddin Keykubad'dır. Selçuklu ordusu Baba İshak'ın müritlerini dağıtınca Hacı Bektâş Sulucakarahöyük'e, Koyun Baba Osmancık'a, Pîrî Baba da Merzifon'a çekilerek takipten kurtulmuştur. Bir diğer rivayette ise Pîrî Baba, Hacı Bektâş-ı Velî'nin yedi halifesinden biri sayılır ve Merzifon'a bu görevle gönderilmiştir. Bu anlatılar sağlam bir belgeye dayanmaz. Sivaslı Rüstem Raşid'in Silsilename adlı eserini inceleyen araştırmacı Vehbi Cem Aşkun, 1947 tarihli Piribaba adlı çalışmasında Hacı Bektâş'ın yedi halifesi arasında ne Pîrî Baba'nın ne de Koyun Baba'nın adının bulunmadığını belirtir. Üstelik Babaî olayları ile Menâkıbnâme ve Seyahatnâme'nin Pîrî Baba'yı yerleştirdiği Fâtih ve II. Murad devirleri arasında yaklaşık iki yüz yıl vardır; bu çelişki, söz konusu rivayetlerin ayrı birer geleneğe ait olduğunu düşündürür.
Çıraklık Yılları ve Çocukluk Menkıbeleri
Menâkıbnâme, Pîrî Baba'nın hayatını çocukluk döneminden başlatır. Buna göre yedi sekiz yaşındayken annesi onu Merzifon'da bir ayakkabıcı ustasının yanına çırak verir. Eserde ilk olarak bu çıraklık yıllarındaki olağanüstü haller anlatılır. Küçük yaşta bile ibadete çok düşkün olan çocuk, öğle namazlarını Kâbe'de kılmakta, ustası su istediğinde Zemzem Kuyusu'ndan su getirmektedir. Bu motifler, Hacı Bektâş-ı Velî'ye atfedilen kerametlerle yakınlık taşır; TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Pîrî Baba maddesi bu benzerliğe dikkat çeker.
Bir rivayete göre usta hacca giderken Pîrî Baba'yı, akşamları kendi evinde kalması şartıyla başka bir ustaya emanet eder. Usta hacdayken hanımının yaptığı helva kendisine ulaştırılır ve bunu Pîrî Baba'nın getirdiği anlaşılır. Dönüşte durumu hanımına anlatınca kadın, çırağın mübarek bir kimse olduğuna kanaat getirir ve onu ailesine teslim etmeye karar verir. Böylece bu kadın, Pîrî Baba'nın velâyetini ilk fark eden kişi olur ve kocasının da durumu anlamasını sağlar. Kendisine inanmayan ikinci ustanın ise bir işaretle bir gözünü kör ettiği anlatılır; bu rivayet Pîrî Baba'nın cezalandırıcı bir velî olarak da görüldüğünü gösterir. Menâkıbnâme'de ayrıca bir defasında Kerbelâ'dan yeşil bir bardakla su getirdiği ve Kerbelâ'dan kendisini ziyarete gelenler bulunduğu söylenir. Bu ayrıntılar, Ehl-i beyt sevgisinin menâkıbın önemli bir damarı olduğunu düşündürür.
Pîrî Baba'nın kundura yapıp onaran bir esnaf olduğu, sonraki yerel anlatılarda da sürer. Aynı çerçevede aktarılan bir hikâyeye göre bir gün arkadaşı, kimine göre kardeşi Osmancıklı Koyun Baba, elinde bir torba sütle dükkâna uğrar ve torbayı kapıdaki çiviye asar. Pîrî Baba o sırada bir kadının ayak ölçüsünü almaktadır. Koyun Baba kadının çıplak ayağını görünce torbadan süt damlamaya başlar. Pîrî Baba arkadaşını uyarır, Koyun Baba kendine gelince süt de durur. Kadın gittikten sonra Pîrî Baba, asıl marifetin dağda bayırda insanlardan uzak durmakta değil, şehir hayatının içindeyken gönlü muhafaza edebilmekte olduğunu söyler. Bu hikâye, Pîrî Baba'nın uzlete çekilen bir zâhit olarak değil, çarşının ve hamamın içinde yaşayan bir derviş olarak hatırlandığını gösterir.
Hamam Külhanında Bir Derviş
Menâkıbnâme'ye göre Pîrî Baba, sabahları erkeklere, öğleden sonra kadınlara ayrılan bir hamamın külhanında yaşardı. Yerel anlatılar bu hamamı Eski Hamam olarak bilir ve külhana bitişik, hamamın en sıcak köşesindeki halvetin Pîrî Baba halveti diye anıldığını aktarır. Aynı anlatılar, Pîrî Baba'nın bazen külhana girip kaybolduğunu, sonra hamamın başka bir köşesinde ortaya çıktığını söyler. Bir gün hamamın kubbesinde yoğuşup yağmur gibi damlayan buhardan, yani hamamın terlemesinden hoşlanmayıp hamama terleme demiş, hamam da o günden sonra bir daha terlememiştir. Bunlar menkıbe düzeyinde kalan, kaynaklarla doğrulanması mümkün olmayan hatıralardır; yine de derviş ile hamam arasındaki bağın Merzifon belleğinde ne kadar sağlam olduğunu gösterirler.
Kadınların hamama geldiği saatlerde de külhanda kalmaya devam etmesi, Merzifon ulemâsının tepkisini çekmiş ve durum padişaha şikâyet edilmiştir. Şikâyetin gerekçesini Evliya Çelebi biraz farklı verir. Ona göre Pîrî Baba kadınların sırtına kese ve sabun sürmekte, hamile kadınlara doğuracakları çocuğun cinsiyetini haber vermektedir. Evliya ayrıca Pîrî Baba'nın çıplak dolaştığını ve on altıncı yüzyıl dolaylarında Kalenderî dervişleri için kullanılan "ışık" sözüyle anıldığını kaydeder. Bu ayrıntılar, derviş ile kentin şeriat ehli arasındaki gerilimin menkıbeye nasıl yansıdığını gösterir.
Padişahla Karşılaşma
Hem Menâkıbnâme hem de Seyahatnâme'nin üzerinde durduğu asıl konu, Pîrî Baba'nın dönemin Osmanlı padişahıyla ilişkisidir. Ancak iki kaynak padişahın adında ayrılır. Menâkıbnâme'ye göre şikâyet edilen dervişi cezalandırmak üzere Merzifon'a gelen hükümdar Fâtih Sultan Mehmed'dir. Padişah dervişin bazı kerametlerini görünce onun ermiş bir kişi olduğunu anlar. Pîrî Baba da ona İstanbul'u fethedeceği müjdesini verir. Fetihten sonra Fâtih, Pîrî Baba'ya pek çok hediye ve arazi bağışlamak ister. Derviş bunları kabul etmez ve padişahtan, kendisine hayır dua etmeleri için bu bağışları Merzifon ulemâsına yapmasını ister. Fâtih'in İstanbul'a dönerken Osmancık'ta ziyaret ettiği Koyun Baba da Pîrî Baba'nın velâyetini tasdik eder.
Evliya Çelebi ise şikâyet edilen dervişin karşısına II. Murad'ı çıkarır. Evliya'nın nakline göre sultan, dervişi kâfir, zındık, mülhid ve mezhepsiz sayıp ortadan kaldırmak niyetiyle öfkeyle Merzifon'a gider. Pîrî Baba olağanüstü haller göstererek velî olduğunu ispatlar, sultana İzmir'in, Şehzade Mehmed'e de İstanbul'un fethini müjdeler. Müjde gerçekleşince padişah tekkeye 366 köy ile Merzifon şehrini vakfeder. Bu rakam menkıbenin Pîrî Baba'ya atfettiği gücün ölçüsünü gösterir; ancak bir vakıf kaydı ya da başka bir belgeyle desteklenmediği için tarihî olgu sayılamaz.
TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre Menâkıbnâme'de Pîrî Baba, kendisini cezalandırmaya gelen padişahın önce gönlünü fetheden, sonra şehirlerin fethini müjdeleyen bir velî olarak resmedilir ve böylece devrin hükümdarından üstün bir konuma yerleştirilir. Aynı motif Vilâyetnâme-i Otman Baba gibi o dönemde yazılan öteki menâkıbnâmelerde de görülür. Bu durum, Fâtih Sultan Mehmed'in dervişlere karşı izlediği olumsuz siyasete yönelik bir tepki olarak değerlendirilebilir. Menkıbe aynı zamanda Pîrî Baba'nın kalendermeşrep tabiatı yüzünden dönemin ulemâsınca pek sevilmediğine de işaret eder.
Tarikat Kimliği
Pîrî Baba çoğu kez Bektaşî dervişi olarak anılır ve Evliya Çelebi de ziyareti sırasında zâviyesinin bir Bektaşî zâviyesi olduğunu söyler. Ancak araştırmacılar bu nitelemeye temkinli yaklaşır. Faroqhi, tekkenin on yedinci yüzyılda Bektaşîlerin denetiminde bulunduğunu kabul eder, ama onun baştan Bektaşî zâviyesi olarak kurulduğunu söylemeyi mümkün görmez. TDV maddesi de Menâkıbnâme'de verilen bilgilerden hareketle Pîrî Baba'nın Bektaşî olduğunu söylemenin zor olduğunu belirtir.
Buna karşılık Hacı Bektâş-ı Velî'ye atfedilen kerametlerle Pîrî Baba'nınkiler arasında dikkat çekici benzerlikler vardır. Her ikisinde de olağanüstü bir Kâbe yolculuğu, mevsimi gelmeden meyveleri olgunlaştırma ve güvercin kılığına girme motifleri öne çıkar. Öte yandan Seyahatnâme'de Kalenderî dervişlerini nitelemek için kullanılan "ışık" terimiyle anılması, çıplak dolaşması, Menâkıbnâme'ye göre Fâtih ile karşılaşırken gösterdiği tavırlar ve Otman Baba ile benzerlikleri, onun Kalenderî olduğunu düşündürür. Kalenderî hayatı, tekke düzeninin dışında yaşayan, toplumun kurallarına ve ulemânın beklentilerine aldırmayan dervişlerin yoluydu. Pîrî Baba'nın hamam külhanında yaşaması, kadınların sırtını keselemesi ve padişaha karşı gösterdiği cesaret bu çerçevede anlam kazanır.
Vefatı ve Zâviyenin Sonraki Yılları
Pîrî Baba'nın ölüm tarihi bilinmemektedir. Menâkıbnâme'ye göre vefatından sonra Narinceli hemşerileri ona sahip çıkmak istemiş, Merzifon ulemâsı buna razı olmamıştır. Hoca İbrâhim, Pîrî Baba'nın ölümünden sonra yaşanan bazı olayları da aktarır. Buna göre yakalandıkları bir fırtınada gemileri batmak üzereyken güvercin kılığına giren Pîrî Baba onları kurtarmıştır. Bunun üzerine Hoca İbrâhim dervişin türbesini yaptırmış ve ailesine mensup bir kızı Pîrî Baba'nın yeğeni Ali Dede ile evlendirmiştir. Bu son olay, Hoca İbrâhim'in kendisini Pîrî Baba ile akrabalık bağı içine yerleştirme çabası olarak da yorumlanabilir.
Pîrî Baba'nın zâviyesi kurucusunun ölümünden sonra da canlı bir merkez olarak kalmıştır. 926 (1520) tarihli Tahrir Defteri'nin hazırlandığı sırada bu zâviyede Şahkulu Baba b. Bâyezîd adında biri şeyhlik yapıyordu. 982-983 (1574-1575) tarihli Tahrir Defteri'nden aynı Şahkulu Baba'nın o tarihte hâlâ görevinde olduğu anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi'nin ziyareti sırasında, yani yaklaşık bir asır sonra, tekkede Memi Dede Can adlı bir şeyh görev yapıyordu. Seyyah, Pîrî Baba'nın kabri çevresinin çıra, şamdan ve kandillerle süslü olduğunu, zâviyenin kârgir bir yapı olduğunu, fukarânın izniyle Memi Dede Can'ın aziz sultanın keçe külahını kendi başına koyduğunu ve dervişlerin gülbank çekip hayır dua ettiğini anlatır. Evliya, Pîrî Baba'nın tekkesine ve yaşadığına inanılan hamama pek çok ziyaretçinin gidip geldiğini, bu hamamda yıkanan hastaların iyileştiğine inanıldığını da kaydeder.
Halk Belleğinde Pîrî Baba
Daha sonraki devirlerde Pîrî Baba'nın şahsiyeti etrafında pek çok menkıbe meydana gelmiştir. Merzifon'da anlatılan hatıralar arasında dilek ve şifa inançları öne çıkar; bunlar daha çok türbedeki ziyaret geleneğiyle ilgilidir ve o yapıya ayrılmış yazıda ele alınmıştır. Burada belirtilmesi gereken, bu geleneklerin hepsinin dervişin hamam, kese, şifa ve çocuk dileği gibi gündelik hayata dokunan menkıbelerinden beslendiğidir. Pîrî Baba bir tarikat kurucusu ya da kitap yazmış bir mutasavvıf olarak değil, kentin içinde yaşamış, halkın dertlerine yakın durmuş bir derviş olarak hatırlanır.
Hayatına dair doğrulanabilir olanlar sınırlıdır: 1520'de zâviyenin Tahrir Defteri'nde yer aldığı, 1574-1575'te şeyhlik görevinin sürdüğü ve Evliya Çelebi'nin 1647'de türbeyi ziyaret ettiği. Bunun ötesi, halkın dervişe duyduğu saygının biçimlendirdiği bir anlatı geleneğidir. Faroqhi'nin Osmanlı'da kentli bir velînin hayat hikâyesini Merzifonlu Pîrî Baba üzerinden incelediği makale, bu geleneğin bir Anadolu kasabasında nasıl kurulduğunu belgelere dayanarak tartışan temel çalışmadır.
Kronoloji
Orhan Gazi dönemi ile Fâtih dönemi arası: Evliya Çelebi'nin rivayetine göre Pîrî Baba'nın yaşadığı çağ; tarihî olarak doğrulanmamıştır.
1520: 926 tarihli Tahrir Defteri'nde Pîrî Baba Zâviyesi anılır; zâviyede Şahkulu Baba b. Bâyezîd şeyhtir. Menâkıb-ı Pîrî Baba'nın bu sıralarda, Yavuz Sultan Selim döneminde yazıldığı ileri sürülür.
1574-1575: 982-983 tarihli Tahrir Defteri'nde Şahkulu Baba'nın şeyhliği sürmektedir.
1647: Evliya Çelebi Merzifon'a uğrar, türbeyi ziyaret eder; tekkede Memi Dede Can şeyhtir.
1947: Vehbi Cem Aşkun'un Piribaba adlı çalışması yayımlanır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hoca İbrâhim, Menâkıb-ı Pîrî Baba, TSMK, Hazine, nr. 1313.
- Evliya Çelebi, Seyahatnâme (Dağlı), II, 206-208.
- Ahmet Yaşar Ocak, Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menâkıbnâmeler: Metodolojik Bir Yaklaşım, Ankara 1997.
Akademik çalışmalar
- Haşim Şahin, "Pîrî Baba", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 34, İstanbul 2007, s. 279-280. https://islamansiklopedisi.org.tr/piri-baba
- Suraiya Faroqhi, "The Life Story of an Urban Saint in the Ottoman Empire: Piri Baba of Merzifon", Tarih Dergisi, sy. 32 (1979), s. 653-678.
Diğer kaynaklar
- Suraiya Faroqhi, Anadolu'da Bektaşilik, İstanbul 2003.
- Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorluğu'nda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler (XIV-XVII. Yüzyıllar), Ankara 1992.
- M. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ankara 1993.
- A. Aziz Taşan, Dünden Bugüne Merzifon, İstanbul 1979.
- Danyal Aşık, "Bektaşi Dervişi Piri Baba ve Türbesi, Merzifon", Ayak İzlerim. https://danyalasik.com/2020/04/30/bektasi-dervisi-piri-baba-ve-turbesi-merzifon/
Çevrimiçi kaynaklar









