Hâfız Şermî Osman Çelebi, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya'daki meclisinde bulunmuş, güzel sesi ve musiki bilgisiyle tanınmış Amasyalı bir şair, hafız ve müezzindir. Gençliğinde Amasya'daki Sultan Bayezid Camii'nin müezzinleri arasına girmiş ve zamanla sermüezzin olmuştur. Tekkelerde okuduğu ilahi ve na'tlarla tasavvuf çevresinin sevgisini kazanmış, Şehzade Ahmed'in "bezm-i safâ"sına katılmış ve şehzadenin ölümünden sonra inzivaya çekilerek 941 (1534-35) dolaylarında ölmüştür. Hakkındaki bilgilerin hemen hepsi Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ne dayanır ve bu bilgiler başka bir kaynakla denetlenemez. Şiirlerine ulaşılamamıştır. Şermî, meclisin daha az bilinen öteki şairleriyle birlikte Şehzade Ahmed'in Amasya meclisinin şairleri yazısında da anılmıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin on birinci cildinde şairi "Şermî Osmân Çelebi-Hâfız" başlığıyla verir:

Amasyalıdır. Mehmed Çelebi oğludur. Gençliğinde hıfz-ı Kur'ân ve tahsîl-i mûsikî ederek güzel ve yanık sesi, edeb ve irfânıyla iştihâr etdi. Tekkelerde okuduğu ilâhiyât ve nu'ûtiyle erbâb-ı safânın muhâbbetini kazanıp Halvetiyye meşâyihinden eş-Şeyh Mahmûd Efendi bin Hızır Çelebi'ye dâmâd oldu. Ba'dehû Amasya vâlisi Şehzâde Sultân Ahmed'e takarrüb ederek dâhil-i bezm-i safâsı olup oldukça servet ü sâmân edindi. Evâ'il-i hâlinde Sultân Bâyezîd Câmii müezzinlerine iltihâk etdiğinden ser-müezzin olmuşdu. 918'de Şehzâdenin ihnâkından sonra münzevîyâne imrâr-ı hayat ederek 941 sâline doğru vefât etdi. Edîb, şâir, halûk, savt ve edâsı güzel, mûsikîşinâs idi. Kur'ân ve ilâhiyyât okuduğu zaman dinleyenleri gaşyederdi. Sultân Bâyezîd ser-müezzinlerinin içinde halâvet-i sadâsıyla yegânelerindendi. Mahdûmları Mehmed, Mahmûd Çelebilerdir. Evlâdından Hâfız Takiyyüddîn Osmân Efendi, bunun mahdûmu kibâr-ı fuzalâdan Kutbeddîn Mustafa Efendi ve bunun mahdûmu mevâlîden Dânîş Mehmed Efendi pek meşhûrdur. Evlâdına ibtidâ "Şermîzâdeler", ba'dehû "Dânîşzâdeler", ba'dehû "Molla Halilzâdeler" dendi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır, Mehmed Çelebi'nin oğludur. Gençliğinde Kur'an'ı ezberleyip musiki öğrendi; güzel ve yanık sesiyle, edebi ve irfanıyla tanındı. Tekkelerde okuduğu ilahi ve na'tlarla gönül ehlinin sevgisini kazandı ve Halvetî şeyhlerinden Şeyh Mahmud Efendi bin Hızır Çelebi'ye damat oldu. Sonra Amasya valisi Şehzade Sultan Ahmed'e yaklaşarak onun eğlence ve sohbet meclisine girdi ve epeyce servet edindi. Gençliğinin başında Sultan Bayezid Camii müezzinlerine katıldığı için zamanla sermüezzin olmuştu. 918'de şehzadenin boğdurulmasından sonra inzivaya çekilmiş bir hayat sürdü ve 941 yılına doğru öldü. Edip, şair, güzel huylu, sesi ve okuyuşu güzel, musikiden anlayan biriydi. Kur'an ve ilahi okuduğunda dinleyenleri kendinden geçirirdi. Sultan Bayezid Camii sermüezzinleri arasında sesinin tatlılığıyla benzersiz olanlardandı. Oğulları Mehmed ve Mahmud Çelebilerdir. Soyundan Hâfız Takıyyüddin Osman Efendi, onun oğlu büyük âlimlerden Kutbeddin Mustafa Efendi ve onun oğlu mevaliden Dâniş Mehmed Efendi çok tanınmıştır. Soyuna önce "Şermîzâdeler", sonra "Dânişzâdeler", daha sonra "Molla Halilzâdeler" denildi.

Hayatı

Şermî'nin doğum tarihi bilinmez. Hüsameddin'in kardeşi Zekâî Ahmed Çelebi için yazdığı maddeye göre iki kardeş Amasya'da Hatîb Kâsım Efendi'nin dersinde okumuş, ünlü hattat Şeyh Hamdullah'tan çeşitli yazı türlerini meşk ederek kâtipler arasına girmişlerdir. Muhittin Serin'in belirttiği gibi Hamdullah'ın sanat hayatı bir Amasya ve bir İstanbul dönemine ayrılır. Kardeşlerin ondan Amasya'da meşk ettiği düşünülürse Şermî'nin gençliği XV. yüzyılın ikinci yarısına düşer. Bu bir çıkarımdır. Şermî'nin hayatını belirleyen iki kurum, Amasya'daki Sultan Bayezid Camii ile Şehzade Ahmed'in sarayıdır. II. Bayezid'in yaptırdığı cami ve külliyede müezzinlikten sermüezzinliğe yükselmiş, aynı yıllarda sesinin ününü tekkelere ve şehzadenin meclisine taşımıştır.

Hüsameddin, Şehzade Ahmed'in sarayını anlattığı Sultan Ahmed maddesinde Şermî'yi meclisin Türk şairleri arasında sayar. 911 (1505-06) yılında şehzadenin oğulları için yaptırdığı sünnet düğününde Amasya'da Türk şairlerinden Çeşmî, Şermî, Figânî, Kâmî, Melîhî, Münîrî ve Mihrî, Acem şairlerinden Basîrî, Penâhî ve Kutbî tanınmıştır. Hüsameddin'e göre bunların "en ayyaşı Tokatlı Melîhî, en terbiyelisi Şermî, en fâzılı da Münîrî" idi; şairler düğünü kasidelerle kutlamış ve ağır caizeler almıştır. Hüsameddin'in Çeşmî Mehmed Çelebi maddesinde de Çeşmî'nin Mihrî, Figânî, Şermî, Şehrî ve Münîrî ile edebî sohbetlerde bulunduğu yazılıdır. Şehîdî maddesinde ise Şermî "Amasya vâlisi Sultân Ahmed meddâhlarından", yani şehzadeyi öven şairlerden biri olarak anılır.

Şehzade Ahmed, babasının ölümünden sonra kardeşi Selim ile taht kavgasına girmiş ve yenilerek öldürülmüştür; Hüsameddin bu olayı 918 yılına koyar. Şehzadenin ölümü meclisin dağılması demekti. Şermî bundan sonra inzivaya çekilmiş, yaklaşık yirmi yıl daha yaşayarak 941 dolaylarında ölmüştür. Şehzadenin son yılları için sitedeki Şehzade Ahmed yazısına bakılabilir.

Amasya ile Bağı

Şermî Amasya'da doğmuş, Amasya'da okumuş, ömrünü Amasya'daki Sultan Bayezid Camii'nde ve Amasya valisi Şehzade Ahmed'in sarayında geçirmiş ve soyu XIX. yüzyılın sonlarına kadar Amasya'da bir ilim ve imam ailesi olarak sürmüştür. Hüsameddin'in kayıtlarına göre torunlarının torunu Takıyyüddin Osman Efendi Amasya'da muhaddis ve müderris olarak otuz yıldan fazla ders vermiş ve 1051'de (1641-42) ölmüştür. Onun torunu Dâniş Mehmed Efendi Küpceğiz Mahallesi'nde doğmuş, Amasya kadılığına ve Sivas kadılığına kadar yükselmiş, 1103 (1691-92) dolaylarında ölmüştür; Hüsameddin onu da "hattât, şâir, zarîf" diye niteler. Dânişzâdeler adını alan soy, Küpceğiz Camii'nin imamlığını 1296 (1879) yılına kadar kuşaktan kuşağa sürdürmüştür.

Şiiri

Şermî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin onu "edîb, şâir" diye anar, 911 düğününde öteki şairlerle birlikte kaside sunduğunu yazar, ama ondan tek bir beyit aktarmaz. Taradığımız XVI. yüzyıl tezkirelerinde, yani Sehî Bey, Latîfî, Âşık Çelebi, Kınalızâde Hasan Çelebi ve Beyânî'nin tezkirelerinde ve Gelibolulu Âlî'nin Künhü'l-ahbâr'ında Şermî mahlaslı bir şaire rastlanmadı. Hüsameddin'in kayıtları şairliğinden çok sesine ve okuyuşuna ağırlık verir; onun dinleyenleri kendinden geçiren ilahileri ve na'tları kendisinin mi bestelediği yoksa başkalarının sözlerini mi okuduğu da belli değildir. Mahlasın "utanma, hayâ" anlamındaki "şerm" kelimesinden gelmesi, Hüsameddin'in onu meclisin "en terbiyelisi" diye anmasıyla uyumludur; bu ilgi bizim gözlemimizdir.

Ailesi ve Çevresi

Hüsameddin, Şermî'nin şair bir aileden geldiğini gösteren kayıtlar da verir. Kardeşi Şehîdî Ali Çelebi, II. Bayezid Amasya valisiyken onun nedimlerinden olmuş, 883 (1478-79) olayında İstanbul'a götürülmüş ve Fatih Sultan Mehmed'in emriyle Osmanlı tarihini Şehnâme vezniyle yazmaya başlamış, eseri II. Bayezid devrinde dört bin beyit olarak tamamlamıştır; Hüsameddin bu eseri bulamadığını söyler. Öteki kardeşi Zekâî Ahmed Çelebi, Şehzade Âlemşah'ın divan kâtibi olarak 896'da (1490-91) Saruhan'a gitmiş, şehzadenin ölümünden sonra oğlu Osman Bey'e kâtiplik etmiş, 918'de Amasya'ya dönerek inzivaya çekilmiş ve 925 (1519) dolaylarında ölmüştür. Şermî'nin oğlu Mehmed Çelebi ise Belîğî mahlaslı bir şairdir. Hüsameddin'e göre Belîğî, Amasya'da darphane kâtibiyken Şehzade Mustafa'ya sunduğu bir kasideyle onun divan kâtibi olmuş, on beş yıl kadar şehzadenin kâtibi ve nedimi kalmış, 969'da (1561-62) ölmüştür.

Şermî'nin kayınpederi konusunda Hüsameddin'in kayıtları birbirini tutmaz. Şermî maddesinde Halvetî şeyhi Şeyh Mahmud Efendi bin Hızır Çelebi'nin damadı olarak geçer. Hüsameddin'in Halvetî şeyhi Sûfî Mehmed Efendi için yazdığı maddede ise "Dâmâdı meşâhîr-i şuarâdan Şermî Osmân Çelebi'dir" denir. Sûfî Mehmed Efendi, Pir Safiyyüddin Halvetî'nin halifesi olup 918'de ölmüştür. İki kaydın aynı kişiyi farklı adlarla mı anlattığı, Şermî'nin iki ayrı evlilik mi yaptığı, yoksa kayıtlardan birinin yanlış mı olduğu belirlenemedi. Her iki kayıt da Şermî'yi Amasya'nın Halvetî çevresine bağlar.

Kronoloji

911 (1505-06): Şehzade Ahmed'in oğulları için yapılan sünnet düğününde Şermî, meclisin Türk şairleri arasındadır (Hüsameddin).

918 (1512-13): Hüsameddin'e göre Şehzade Ahmed'in boğdurulması; Şermî inzivaya çekilir.

941 (1534-35) dolayı: Şermî ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar