Amasya Merkez ilçesinin Fethiye Mahallesi, adını ortasında duran tek bir yapıdan alır: Fethiye Camii. Yerel anlatıya göre bir zamanlar kilise olan, sonra camiye çevrilen, asırlar içinde onarılıp sıvanan, minaresi depremde yıkılıp yeniden yapılan bu yapı, mahallenin hikâyesinin büyük bölümünü taşır. Yine de mahalle yalnız camiden ibaret kalmamıştır. Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi'nde Fethiye, doğusunda dere, batısında Hacı Hamza, güneyinde Kuba, kuzeyinde Kılıççı mahallesi bulunan, kendi hamamı, medresesi ve vakıfları olan, kadılar, kethüdalar, hatipler ve bir vezirin yetiştiği yerleşik bir Osmanlı mahallesi olarak görünür.
Adın Kökeni
Mahalle adını merkezindeki camiden alır. Yaygın anlatıya göre yapı, Danişmendliler döneminde Amasya'da görev yapan Fetih Gazi tarafından kiliseden camiye çevrilmiş ve Fethiye Camii adını almıştır. Hüsameddin bu anlatıyı eski kayıtlarla destekler: ona göre mahalle eskiden "Fetih Gazi Mülkü" adıyla kaydedilmiş, sonradan Fethiye denmiştir ve Fetih Gazi'nin Amasya muhafızlarından biri olarak burada oturduğu anlaşılmaktadır. Aynı yazar, camiyi hicrî 510 dolaylarında (1116-1117) Fetih Gazi'nin camiye çevirdiğini, adın da bunu gösterdiğini yazar. Hicrî 510'un miladî karşılığı, bazı kaynakların Danişmend Gazi'nin Amasya fethi için verdiği 1116 yılıyla örtüşür.
Hüsameddin'in başka bir bölümde verdiği ayrıntı biraz farklıdır. Orada Fetih Gazi, Koyunlu kabilesi reisi Kılıç Bey'in oğlu Fetih Han Bey adıyla anılır, hicrî 506 dolaylarında (1112-1113) Amasya valisi olduğu söylenir ve oturduğu yerdeki Eleni Kilisesi'ni yenileyerek camiye çevirip mahallesini imar ettiği için hem camiye hem mahalleye "Fethiye" adının verildiği belirtilir. Aynı bölüm, Fetih Han Bey'in türbesinin cami yakınında olduğunu, sonradan Burmalı Minare Camii yanındaki Cümudar Türbesi'ne nakledildiğini ekler. Üçüncü bir açıklama Vâzıh Efendi'nin Re'sü'l-Menâbir adlı eserine dayanır; bu esere göre mahalle, kentin fethi sırasında ilk ele geçirilen yer olduğu için Fethiye adını almıştır. Üç anlatı adın fetihle ilgili olduğunda birleşir, fethedenin kim olduğunda ve fetihten mi yoksa bir kişinin adından mı geldiğinde ayrılır. Kesin bir yıl vermek için yapıyı doğrudan tarihleyen bir kitabe ya da vakfiye gerekir; envanter kaydında kitabe ve vakfiye alanlarının boş bırakılması, tarihin neden belgeye değil anlatıya dayandığını da açıklar.
Fetih Gazi adı yalnız bu mahallede kalmamıştır. Hüsameddin, Temennâ Mahallesi'nin Danişmendli emirlerinden Fetih Gazi'nin bahçesinin yerinde kurulduğunu ve bu bahçenin "Fethiye Bahçesi" diye de anıldığını yazar. Camiye bir de Kuba Dede Camii denir; bu adın kökeni hakkında güvenilir bir açıklama yoktur.
Ad kendi başına sade bir anlam taşır. Fethiye, "fetih" kökünden gelir ve Osmanlı Türkçesinde çoğunlukla bir fetih anısına yapılmış ya da bu adı almış camileri anlatır. Anadolu'nun ve Balkanlar'ın birçok kentinde benzer adlı camiler vardır. Amasya'daki örnek, kentin Bizans taşrası olmaktan Türk-İslam yerleşimine geçişinin yapı düzeyindeki izlerinden biri olarak okunabilir.
Konumu ve Komşuları
Fethiye Mahallesi, Amasya Merkez ilçesine bağlıdır. Yapı birinci derece anıtsal koruma altındadır ve bakımından sorumlu kuruluş Vakıflar Genel Müdürlüğü'dür. Bakanlık yayınında yapının Fetih Sokak üzerinde olduğu belirtilir, belediye yayınında adres Küba Sokak olarak verilir. İki adres büyük olasılıkla aynı çevreye işaret eder, ancak sokak adlarındaki farkın nedeni belgelerde açıklanmamıştır.
Mahallenin eski sınırlarını Hüsameddin verir. Ona göre Fethiye, Kuba'nın altında yer alır; doğusu dere, batısı Hacı Hamza, güneyi Kuba, kuzeyi Kılıççı mahalleleriyle çevrilidir. Komşuların her biri mahallenin konumunu biraz daha netleştirir. Kuba, Köşk Kayası'nın altında yüksek bir yerde kuruludur ve adını, Fergana'daki Kuba kasabasından gelip 810 (1407-1408) tarihine kadar orada oturan, Amasya'da "Kubalı Şeyh" diye bilinen Cemaleddin Hüseyin el-Fergânî'den alır. Hüsameddin, bu zatın torunu Şeyh Hüsameddin Hüseyin el-Halvetî'nin 857'de (1453) mahallede bir medrese, yanında bir cami, çeşme ve kendi türbesini yaptırdığını, bu yapıların 1079-1080 dolaylarında harap olunca Amasya mütesellimi Kubalı Abdî Bey'in camiyi, oğlu Mehmed Paşa'nın da 1105'te medreseyi onarttığını anlatır. Fethiye'nin kuzeyindeki Kılıççı Mahallesi ise Burmalı Minare Camii'nin kıble tarafındadır; Yavuz Sultan Selim'in emirlerinden Kılıççı Yusuf Bey burada 917'de (1511-1512) dere kenarında bir mescit yaptırmıştır.
Batıdaki Hacı Hamza Mahallesi'nin Fethiye'yle ilişkisi daha yakındır, çünkü Hüsameddin onu "Fethiye Mahallesi'nden ayrılmış bir mevkide" kurulu olarak tanıtır. II. Bayezid'in Amasya valiliği sırasında lalası ve danışmanı olan İsa Beyzade Hacı Hamza Bey 873 (1468-1469) yılına kadar burada oturmuş, büyük bir mescit, yanına bir mektep ve çeşme yaptırmış, vakfını oğulları Ahmed, Mahmud ve Kasım Beyler düzenlemiştir. Mescit 1057 depreminde zarar görünce Amasya mütesellimi Sefer Ağa onartmış ve yapı "Sefer Ağa Mescidi" adıyla anılmıştır. Doğuda Dere Mahallesi uzanır; Hüsameddin'e göre buranın çıkmaz sokağında şeyhülislam Cemalizade Ali Efendi'nin kız kardeşi Masume Hatun 922'de (1516) bir zaviye, önüne bir mescit ve çeşme, aynı sokağın ağzında Muharrem Efendizade Fatıma Hatun 951'de (1544) bir mescit ve çeşme yaptırmıştır. Hüsameddin'in döneminde zaviye kaybolmuş, iki mescit harap, iki çeşme de kurumuştur. Bu kayıtlar, Fethiye'yi çevreleyen küçük mahallelerin her birinin bir kişinin ya da ailenin hayratı etrafında biçimlendiğini gösterir.
Bir Kilisenin Camiye Dönüşmesi
Resmî kayıtlar kilisenin 7. yüzyılda Bizans İmparatoru Phokas'ın kızı Helena tarafından yaptırıldığının sanıldığını yazar. Bir ansiklopedi maddesi bu bilgiyi daha somut bir aralığa, 602-610 yıllarına bağlar. Phokas'ın 602'de tahta çıkıp 610'da öldürüldüğü bilinir; maddedeki aralık imparatorun saltanat yıllarıyla örtüşür. Bu anlatının dayanağı Hüsameddin'de görülür. Hüsameddin'e göre hicrî 1300'de (1882-1883) camiyi onaran mütevelli İncezade Hacı Mehmed Arif Efendi, batı tarafa bir minare eklemek için çalışırken ortaya çıkan bir mermer üzerinde kazılı bir kitabe görülmüş ve bu kitabe yapının 7. yüzyılın başında Bizans imparatorlarından Phokas'ın kızı prenses Elina tarafından yaptırıldığını bildirmiştir. Mermerin sonraki akıbeti hakkında elde bilgi yoktur; kitabe metni de yayımlanmamıştır. Kilisenin 7. yüzyıl başına ait olması bu nedenle, Hüsameddin'in aktardığı bir kayda dayanan, ama bugün denetlenemeyen bir bilgi olarak kalır.
Yapının aslî planının dikdörtgen, bazilika düzeninde olduğu düşünülmektedir. Doğu cephesinde, duvar yüzeyinden dışa taşan altıgen biçimli bir apsis bulunur. Cami, kilisenin apsis kısmında kurulmuştur ve bu yüzden doğu cephesi yarım bir altıgen oluşturacak biçimde köşelidir. Kıble Amasya'dan güneye düştüğü için camiye çevrilirken mihrap güney yönüne alınmış, giriş ise kuzey cephedeki küçük bir açıklıktan sağlanmıştır. Kilisenin doğu-batı doğrultulu ibadet düzeni, camide bu yeni yönlendirmeyle yeniden kurulmuştur.
Batı cephesi sonradan değiştirilmiştir. Geniş ve sivri bir kemer duvar yüzeyinden çökertilerek nişe benzer bir bölüm oluşturulmuş, bu bölüme iki kademede pencereler açılmıştır. İkinci kademede altta üç dikdörtgen pencere, üstte sivri kemerli iki pencere sıralanır. Yapının üstü bugün kiremit kaplı bir çatıyla örtülüdür. Bu görünüm, yapının kilise kimliğinden çok sonraki yüzyıllarda yapılan büyük onarımların kimliğini taşır.
Asıl güçlük, yapının eski kısımlarını ayırt etmektir. Kaynakların ortak tespitine göre kilise döneminden çok az kısım ayakta kalmıştır ve duvarlar tamamen sıvanıp beyaz badanayla kaplandığı için özgün duvar kalıntılarını ve yapı malzemesini belirlemek bugün mümkün olamamaktadır. Hüsameddin de caminin bugünkü biçiminin kiliseden dönüştürüldüğünü gösterdiğini yazmakla yetinir. Fethiye Camii'nin Bizans dönemine ait duvar örgüsü, taş işçiliği ya da süslemesi hakkında somut bir şey söylemek, sıva tabakası kaldırılıp bilimsel bir yapı araştırması yapılmadıkça güçtür.
Onarımlar ve Minare
Cami ilk halinde minaresizdi. Minare 1883'te İncezade Hacı Mehmet Arif tarafından eklenmiştir; Hüsameddin'in verdiği hicrî 1300 tarihi bu yılla uyuşur ve minareyi "batı tarafa eklenen kârgir bir minare" diye tarif eder. Tuğladan yapılan minare, kare bir kaide üzerinde yükselen silindirik gövdeli ve tek şerefelidir; şerefe balkonunun altındaki mukarnas dizisi minarenin tek süsleme öğesidir. Kilise kökenli bir yapıyı mahalle siluetinde cami olarak tanımlayan öğe bu minare olmuştur.
Hüsameddin'in sıraladığı onarımlar, caminin 17. yüzyıldan beri hangi ellere yaslandığını gösterir. Hicrî 1048'de (1638-1639) kürsü şeyhi Hacı Hasan Efendi mülkünü ve nakit parasını camiye vakfetmiş ve yapıyı onarmıştır. 1057 depreminde (1647) zarar gören cami, Fethiyeli Mustafa Sıdkî Paşa tarafından onarılmış, Paşa vakfını kız kardeşi Ayşe Hanım'la birlikte gayrimenkul ve nakit olarak düzenlemiştir. Ayşe Hanım, Hüsameddin'in anlatışına göre Can Mirza Paşa'nın eşidir. 1191'de (1777) mütevelli Hacı Ali Ağa camiyi bir kez daha onartmış, 1300'de de yukarıda anlatılan minare eklenmiştir. Camiye yapılan bağışlar bunlarla sınırlı kalmamıştır. Mahalleden çıkan kethüda Hüsrev Ağa, hicrî 1036'nın başında (1626) hasta olarak Amasya'ya döndüğünde malının üçte birini Fethiye Camii'nin tamirine ve ihtiyaçlarına vasiyet etmiş, birkaç ay sonra ölmüştür. Hüsameddin'in 9-12. ciltlerdeki dipnotlarından biri de caminin bir sebili ve vakfedilmiş nakit geliri olduğunu kaydeder.
1939 depreminde minare yıkılmış ve yeniden yapılmıştır. Yapı 1956'da bir onarım daha geçirmiş, ibadete bu onarımdan sonra yeniden açılmıştır. Son kapsamlı restorasyonu 2006'da Vakıflar Genel Müdürlüğü yapmıştır. Cami bugün de ibadete açıktır.
Sıdkı Mustafa Paşa
Fethiye Mahallesi'nin Osmanlı tarihine en yüksek noktadan değen adı, Sıdkı Mustafa Paşa'dır. Hüsameddin'e göre Paşa Amasya'da, Fethiye Mahallesi'nde, kadılar zümresinden gelen bir ailede doğmuştur; babası Ahmed Efendi, dedesi Amasya kadısı Mustafa Efendi'dir. Amcası Küçük Mehmed Ali Efendi'nin terbiyesinde ilim, edebiyat ve güzel yazı öğrenmiş, bir süre ders verdikten sonra meslek değiştirip Amasyalı Hâce Ahmed Paşa'nın divan kâtibi olmuştur. Divan-ı hümayun kaleminde yükselmiş ve sonunda, Bayram Paşa'nın sadrazamlığında hicrî 1047'de (1637-1638) reisülküttap, yani Osmanlı devletinin dış yazışmalarını yürüten bürokrasinin başı olmuştur.
Kariyeri düz bir çizgide ilerlememiştir. Sultan İbrahim'in tahta çıkışından kısa süre sonra Sadrazam Kara Mustafa Paşa'nın selefleriyle husumeti yüzünden 1050 Muharreminde (Nisan-Mayıs 1640) görevden alınmış, Amasya'ya gönderilmiştir. Kara Mustafa Paşa'nın idamı üzerine 1053 Zilkadesinde (Ocak-Şubat 1644) İstanbul'a dönen Sıdkı Mustafa, padişahın musahibi Yusuf Paşa'ya sunduğu bir kasideyle yeniden saraya yaklaşmış, 1054'te ölen Hasan Hükmî Efendi'nin yerine ikinci kez reisülküttap olmuştur. Hüsameddin, Paşa'nın 1072 Rebiülevvelinde (1661) Fazıl Ahmed Paşa'nın sadaretinde istifa ederek İstanbul'a geldiğini ve 1073 Muharreminde (1662) kubbealtı vezir olarak öldüğünü yazar. Onu "âlim, kâmil, tedbirli, şair ve hattat bir vezir" diye tarif eder; Mehmed Süreyya'nın Sicill-i Osmânî'sinden aktardığı kayıt, Paşa'nın şiir divanı olduğunu ve Kayalar'da bir mescit yaptırdığını bildirir.
Memleketine borcunu da ödemiştir. Hüsameddin, şer'iyye sicillerinde, Paşa'nın doğduğu Fethiye Mahallesi Camii'ni onardığını, yanına bir mektep yaptırdığını, camiye bir vaaz görevi koyduğunu ve vakfettiği nakdin gelirinden görevler tahsis ettiğini gördüğünü kaydeder. Birinci ciltte 1057 depremi sonrası onarımı yapan "Fethiyeli Mustafa Sıdkî Paşa" ile sicillerde geçen Paşa büyük olasılıkla aynı kişidir. Hüsameddin, aynı lakabı taşıyan Ebubekir Sıdkı Efendi ve Mütercim Sıdkı Paşa ile karıştırılmaması gerektiğini ayrıca vurgular.
Kadı Hamamı ve Kadı Medresesi
Mahallenin Osmanlı döneminde en çok anılan yapıları, caminin yakınındaki Kadı Hamamı ile Kadı Medresesi'ydi. Hüsameddin'in birinci ciltte verdiği bilgiye göre hamamı, "Molla Beylik" diye bilinen Amasya kadısı Muslihizade Abdurrahman Çelebi yaptırmıştır; oğlu kazasker Molla Vildan Mehmed Çelebi hamamın üstüne bir medrese eklemiş, onun oğlu Abdurrahman Çelebi de hamamı hicrî 912'de (1506-1507) vakfetmiştir. Medresenin ayrıntıları aynı ciltte başka bir yerde verilir: ilk bina 900'de (1494-1495) Anadolu kazaskeri Molla Vildan Mehmed Çelebi tarafından tamamlanmış, vakıf işleri 911'de oğlu Abdurrahman Efendi tarafından düzenlenmiş, yapı 945'te (1538-1539) soyundan Seydî Paşa, 1031'de (1621-1622) Sultaniye hatibi Hacı Mustafa Efendi tarafından yenilenmiştir.
Medrese, Osmanlı medrese hiyerarşisinde kırk akçelik "erbain" payesinde sayılırdı. Hüsameddin on altıncı yüzyılda Bâlî Beyzade Abdurrahman Çelebi, Niksarlı Emir Sinan Efendi ve Senâdî Efendi gibi âlimlerin burada müderrislik yaptığını, hicrî 1061'de (1651) de ünlü âlimlerden Kara Muhyiddin Efendi'nin bu görevi üstlendiğini bildirir. Yapı, dış duvarları taştan, hücreleri ve içi ahşap olduğu için zamana karşı koyamamış, Hüsameddin'in döneminde tamamen yok olmuş ve yeri unutulmuştur. Hamam için ise başka bir kayıt vardır: Hüsameddin'in 9-12. ciltlerdeki biyografilerinde Fethiye Mahallesi'nde "güzel bir hamam" yaptıran bir Abdurrahman Çelebi'nin hamamı çocuklarına vakfettiği ve çiftliğini kendi türbesine bıraktığı anlatılır. Aynı ailede birkaç Abdurrahman Çelebi bulunduğundan iki anlatının aynı kişiyi anlatıp anlatmadığı belli değildir. Aynı ciltlerdeki bir not, Kadı Hamamı'nı Kadızadeler adıyla bilinen ailenin vakfı olarak anar; bu aile zamanla Kadızade, Seydî Paşazade, Hatibzade ve Muslihizade koluna ayrılmıştır. Medreseyi yapan, vakfeden ve onaran adların hepsinin bu ailenin içinden çıkması, Fethiye'nin kadılar mahallesi sayılmasının nedenini açıklar.
Mahalleden Çıkanlar
Hüsameddin'in kayıtları mahallenin camisi çevresinde dönen bir yaşamı da izlemeye imkân verir. Hatiplik, en azından bir dönem, babadan oğula geçmiştir. Hâfız Osman Efendi hicrî 1115'te (1703-1704) caminin hatibi olmuş, 1150 Ramazanında (1737) ölünce yerine oğlu Mehmed Efendi geçmiş, o da 1201 Şabanında (1787) ölmüştür. Aynı yıl, Amasya şeyhlerinden Abdullah Efendi'nin oğlu Hanîfî Mehmed Efendi, Fethiye Camii hatipliğine getirilmiş, 1220'de (1805-1806) görevi oğulları Hâfız Mehmed ve Ali Efendilere bırakmıştır. Daha eski dönemlere gidildiğinde Abdüllatif Efendi-Hâcezade'nin adına rastlanır: Küçük Hâce diye bilinen Kadızade Mehmed Efendi'nin oğlu olan bu âlim Fethiye Camii hatibiydi ve 1065 Zilhiccesinde (1655) ölünceye kadar Amasya medreselerinde ders verdi. Vaiz Nasuh'un oğlu Abdünnebî Efendi de Fethiye Camii vaizi olarak tanınmış ve 1075 dolaylarında ölmüştür. Sevincerli Hâfız Hoca adıyla bilinen bir âlim ise caminin imamı ve kürsü şeyhi olarak anılır; oğlu Hâfız Mustafa Efendi de imamlık ve ardından hatiplik yapmıştır.
Camiye bağlı olmayan, ama mahallede doğmuş ya da yaşamış kişiler de vardır. Kethüda Hüsrev Ağa, Fethiye Mahallesi'nden Ömer'in oğludur. Sipahi olarak Gürcistan ve Kafkas seferlerinde bulunmuş, Amasya kethüdayerliğine ve Hüseyin Ağa Medresesi vakfının mütevelliliğine yükselmiş, 1032'deki (1622-1623) Abaza Mehmed Paşa isyanında devlete bağlılık göstermesi karşılığında 1034'te Çorum sancağı mütesellimi yapılmıştır. Hilmi Abdullah Efendi 1080'de (1669-1670) bu mahallede doğmuştur; babası şeyhülkurra Mehmed Efendi'dir. 1099'daki (1688) Amasya olayları sırasında babası ve dedesiyle birlikte İstanbul'a yerleşmiş, Bıçakçılar Camii'nin imamlığını yapmış, Fatih Camii'nde ders vermiş, hattat Karakız Mehmed Efendi'den sülüs ve nesih yazı öğrenmiştir. Şükrü Ahmed Efendi ise 1258'de (1842) Fethiye Mahallesi'nde doğmuş, gençliğinde debbağlıkla uğraşmış, sonra Malatyalı Sûfîzade Mehmed Hulûsî Efendi'nin dersine devam ederek Arapça, fıkıh ve feraiz öğrenmiştir. Hulûsî Efendi 1291'de (1874-1875) Amasya müftüsü olunca onun yanında müsevvit ve emînü'l-fetva olarak on iki yıl çalışmıştır.
Mahalle tasavvuf çevreleri için de bir uğrak olmuştur. Tirebolulu Şeyh Süleyman Efendi, Nakşibendî yolunun Amasya'daki temsilcilerinden biriydi; 1292'de (1875) Amasya'ya gelip İçerişehir'de Ahi Sa'deddin Mahallesi'nde bir eve yerleşmiş, Hüsameddin'in anlattığına göre müritleri Fethiye Mahallesi'nde çoğalınca hatm-i hâcegân toplantılarını çoğunlukla Fethiye Camii'nin müezzinlere ayrılmış odasında yapmıştır. Aynı kayıt, onun Amasya'da Şeyh Hacı Hamza Nigârî Efendi'nin başlattığı sert söylemi tasvip etmediğini, sahabeye saygıyı esas aldığını da belirtir.
Mumyalar
Fethiye Camii'nin bodrumunda 1855'te çıkarılan cenazeler, yapının en tanınmış hikâyesidir. Envanter kaydı bunların İzzeddin Mehmed Pervane ve ailesine ait mumyalar olduğunu yazar; bugün Amasya Müzesi'nde korunmaktadırlar. Bir ansiklopedi maddesi daha ayrıntılıdır ve mumyaların İzzeddin Mehmed Pervane, İşbuğa Nayin, Cumadar, Pervane Mehmed Bey'in cariyesi ile kızı ve erkek çocuğuna ait olduğunu belirtir. Başka bir derlemede aynı mumya grubunun Burmalı Minare Camii ve Fethiye Camii türbelerinden getirildiği de anlatılmaktadır.
Hüsameddin'in anlatısı bu tabloya olayın öncesini ve bir itiraz ekler. Ona göre tabutlar önce Fethiye Camii'nin altındaki bir mahzende duruyordu ve hicrî 1271 dolaylarında (1854-1855) Burmalı Minare Camii'nin önündeki Cümudar Türbesi'ne taşındı. Türbede alt hücrede, üst üste dizilmiş, yeşil örtüyle kaplı sekiz tabut bulunuyordu; ön taraftaki iki tabutta cesetleri bütün hâlde, Arap sanılan iki kişi yatıyordu, ötekilerin kemikleri ise dağınık hâlde ama dizilmiş olarak duruyordu. Amasya halkı bu kişilerin kim olduğunu bilmiyordu. Mustafa Vâzıh Efendi bunların Pervane Bey'in köleleri ve cariyeleri olduğunu yazmıştı, Avrupalı araştırmacılar ise eski çağlardan kalma mumyalanmış insanlar olduklarını söylüyordu. Hüsameddin bu iki görüşü de tahminden ibaret sayar. Yaptığı kayıt taramasına göre türbe, Hülagu'nun torunu, Anadolu nazırı Cümudar bin Yaşmut'a aittir ve yanında Amasya emiri Abuşkay İşboğa Noyin gömülüdür. Mahzenden getirilen tabutların ise camiyi kiliseden çeviren Fetih Gazi'ye, oğlu Mahmud Gazi'ye ve yakınlarına ait olmasını daha makul bulur.
Kaynaklar arasında kişilerin kimliği ve cenazelerin tam çıkarılış yeri konusunda ayrıntı farkları bu yüzden büyüktür. Ortak noktalar şunlardır: cenazeler 1850'lerin ortasında Fethiye Camii'nin bodrumundan çıkarılmış ya da oradan taşınmıştır, bir aileye ait oldukları söylenir ve bugün müzede korunmaktadırlar. Mumyaların hangi yüzyıla ait olduğu ve doğal mumyalanmanın nedeni, başvurulan kaynaklarda açıklanmamıştır.
Nüfus ve Değişim
Mahallenin nüfusu son yıllarda azalmıştır. TÜİK verilerini derleyen bir çalışmadaki seri şöyledir: 2012'de 1.589, 2013'te 1.501, 2014'te 1.476, 2015'te 1.480, 2016'da 1.430, 2017'de 1.359, 2018'de 1.336 ve 2019'da 1.343. Aynı derlemenin başka bir bölümü, yılı açıkça belirtilmeyen daha güncel bir değer olarak 1.161 kişi (559 erkek, 602 kadın) verir. Bu değerin yılı belirsiz olduğu için yıl yazılmamıştır.
2012 ile 2019 arasındaki 246 kişilik düşüş yaklaşık yüzde 15,5 oranına karşılık gelir; 2015 ile 2019 arasında ise nüfus 1.480'den 1.343'e inmiştir. Eski şehir merkezlerindeki mahallelerde sık görülen bu eğilim genellikle genç ailelerin yeni yerleşim bölgelerine taşınmasıyla açıklanır. Fethiye için bu açıklamayı destekleyen yerel bir çalışmaya ulaşılamamıştır. Bu veriler resmî kurum yayını değil derlemedir; kesin veri için TÜİK esas alınmalıdır.
Günümüzde Fethiye
Bugün mahalle, Amasya Merkez'in küçük ve sakin mahallelerinden biridir. Fethiye Camii ibadete açıktır ve inanç-kültür turizmi kapsamında gezilecek yerler arasında sayılır. Kadı Medresesi ve Kadı Hamamı gibi Osmanlı döneminin mahalle yapıları yok olmuş, Hacı Hamza ve Kılıççı gibi komşu mahalle adları ise Hüsameddin'in kayıtlarında kalmıştır. Mahallenin gündelik hayatı, eski sokak dokusu ve sosyal yapısı hakkında güvenilir, yayımlanmış bir çalışmaya ulaşılamamıştır; bu nedenle bu konuda ayrıntı verilmemiştir.
Kronoloji
602-610: Bir ansiklopedi maddesine göre yapı kilise olarak kullanılmıştır (yapıcının Phokas'ın kızı Helena olduğu anlatılır; Hüsameddin 1883'te ortaya çıkan bir kitabeye dayandırır, kitabe bugün görülmemektedir).
1112-1113 ve 1116-1117: Hüsameddin'in iki ayrı kaydına göre Fetih Gazi (Fetih Han Bey) kiliseyi camiye çevirmiştir (kesin tarih kaynaklarda tartışmalıdır; bazı kaynaklar bunu Danişmend Gazi'nin 1116 tarihli Amasya fethine bağlar).
1494-1495: Kadı Medresesi'nin ilk binası Molla Vildan Mehmed Çelebi tarafından tamamlanmıştır.
1506-1507: Kadı Hamamı vakfedilmiştir.
1638-1639: Kürsü şeyhi Hacı Hasan Efendi camiyi vakfı ve onarımıyla desteklemiştir.
1647: Deprem sonrası Sıdkı Mustafa Paşa camiyi onarmıştır.
1777: Mütevelli Hacı Ali Ağa camiyi onartmıştır.
1855: Cami bodrumunda mumyalanmış cenazeler bulunmuştur (Hüsameddin tabutların bu tarihlerde mahzenden Cümudar Türbesi'ne taşındığını yazar).
1883: İncezade Hacı Mehmet Arif caminin minaresini yaptırmıştır.
1939: Deprem sonrası minare yıkılmış, yeniden yapılmıştır.
1956: Cami onarılarak ibadete açılmıştır.
2006: Vakıflar Genel Müdürlüğü restorasyonu.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi (Amasya Belediyesi 2022 baskısı), 1-4. ciltler (e-kitap s. 114, 118, 120, 126, 139, 175, 328) ve 9-12. ciltler (e-kitap s. 31, 67-68, 97-98, 111-112, 312, 375, 399-401, 441-442, 499-500, 580, 588, 609) amasya.bel.tr
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Fethiye Camii" (Kültür Envanteri, Anıt)
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Fethiye Camii - Amasya" (Gezilecek Yerler)
- T.C. Amasya Belediyesi, Kent Rehberi, "Fethiye Camii"
Diğer kaynaklar
- Tuğba Bağbaşı, "Amasya Fethiye Camii", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2019
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Fethiye Camii"
- nufusu.com, "Merkez Mahalleleri Nüfusu Amasya" (2012-2019 serisi); nufusune.com, "Fethiye Mahallesi Nüfusu, Merkez Amasya"
Çevrimiçi kaynaklar
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page139.html
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page175.html
- https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/kulturenvanteri/fethiye-camii
- https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/amasya-fethiye-camii
- https://www.nufusu.com/merkez-amasya-mahalleleri-nufusu





