Makâmî, XV. yüzyılın sonu ile XVI. yüzyılın ilk üçte birinde yaşamış Sirozlu bir hatip, musikişinas ve şairdir. Mahlasını musiki makamlarındaki ustalığından almıştır. Âşık Çelebi'ye göre bir süre Sultan Ahmed'in, yani 1481'den 1512'ye kadar Amasya'da valilik yapan Şehzade Ahmed'in imamlığını yapmış, Mihrî Hatun'la çağdaş olmuş ve ikisi Sultan Ahmed'in kapısında birbirleriyle şiirleşmiştir. Sonra İstanbul'a geçmiş, sarayda iç oğlanlarına hocalık etmiş ve 1534'teki Bağdat seferinde ölmüştür. Amasya ile bağı bu yüzden Şehzade Ahmed'in sarayı ve Mihrî Hatun üzerinden kurulur. Kaynaklarda doğrudan "Amasya" adı geçmez; bağ, Şehzade Ahmed'in sarayının Amasya'da bulunmasından çıkarılır. Şiirlerinden üç örnek tezkirelerde kalmıştır; Mihrî Hatun divanının bir nüshasına eklenmiş ve onun adını taşıyan bir manzumenin aidiyeti ise tartışmalıdır.

Hayatı

Makâmî'yi anlatan iki tezkireci, Sehî Bey ile Âşık Çelebi, onun Sirozlu olduğunda birleşir. Sehî, onu musikide benzersiz, edvar ilminde emîr gibi hükmeden biri olarak tanıtır ve Makâmî mahlasının da buradan geldiğini söyler. Uzun süre hatiplik yapmış, makamlar konusunda zamanındaki bütün musikişinasları mahcup edecek kadar ustalaşmış, güzel besteler yapmış ve yeni yeni savtlar bağlamıştır. Bilgisi yüzünden devlet büyükleri onu İstanbul'a getirmiş, hazineden kendisine maaş bağlayarak hatiplikten çektirmişlerdir. Âşık Çelebi de Makâmî mahlasını "makam-şinas ve elhan-istinas", yani makamları ve nağmeleri iyi bilen biri olmasına bağlar ve onun bazı yerlerde hatiplik ettiğini, Sultan Ahmed'e imam olduğunu, ardından sarayda iç oğlanlarına hocalık yaptığını, merhum İbrâhim Paşa ile İskender Çelebi'nin oğullarına Kur'an, şarkı ve nağme öğretmekle tanındığını yazar.

Âşık Çelebi'ye göre Makâmî musiki nazariyatında kendi devrinde tanınmıştı, ama geriye kalan eserleri arasında birkaç beste ve "Hasanoğlu türküleri"nden az sayıda parça vardı. Ölümünü tezkireci bir musiki oyunuyla anlatır: küçük büyük tanımayan ecel, Irak'a, İsfahan'a ve Hicaz'a kaçan, demir kalelere sığınanları bile ölüm tırnağıyla şehnaz eder; Makâmî'nin de "rast gerdaniyesini aldı", yani onu ansızın yakaladı. Irak, İsfahan, Hicaz, Şehnaz, Rast ve Gerdaniye aynı zamanda makam adlarıdır. Makâmî, Kanuni Sultan Süleyman'ın Irakeyn seferinde, Bağdat'ın fethi sırasında ölmüştür; Sehî de onun sefer-i hümayunda Bağdat'ta öldüğünü ve mezarının orada olduğunu kaydeder. Sehî onu hoş tabiatlı, rindane güzel şiirleri ve zarif gazelleri olan biri olarak niteler.

Amasya ile Bağı

Makâmî'nin Amasya ile bağı iki kayda dayanır. Birincisi Âşık Çelebi'nin "Sultan Aḥmed-i merhûma imâm olmış" sözüdür. XV-XVI. yüzyıl kaynaklarında şehzadeler "Sultan" unvanıyla anılır; Âşık Çelebi tezkiresini tamamladığı 1568-69 yılına kadar Ahmed adında bir padişah tahta çıkmamış olduğundan, onun "merhum" dediği Sultan Ahmed, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'dir. Mehmet Arslan'ın belirttiğine göre Şehzade Ahmed, babası II. Bayezid'in tahta çıkıp Amasya'dan ayrıldığı 1481'den 1512'ye kadar, otuz bir yıl kadar Amasya'da valilik yapmıştır. İkinci kayıt yine Âşık Çelebi'nin, Makâmî'nin Mihrî ile çağdaş olduğunu ve ikisinin "Sultan Ahmed âstânında", yani Şehzade Ahmed'in kapısında birbirleriyle sohbet ettiğini söyleyen cümlesidir. Mihrî Hatun Amasyalıdır ve Şehzade Ahmed'in Amasya'daki çevresinde bulunmuştur. Mihrî Hatun divanını yayımlayan Mehmet Arslan da şair ve bestekâr Makâmî'yi, Âfitâbî, Münîrî ve Zeyneb Hatun ile birlikte Şehzade Ahmed'in sarayındaki şairler arasında sayar.

Bu kayıtlar Makâmî'yi Amasya'ya güçlü biçimde bağlar, ancak kaynaklarda "Amasya" adı geçmez ve Makâmî'nin şehzadenin yanında ne zaman ve ne kadar süre bulunduğu bilinmez. Sitemizdeki Amasya divan şairleri yazısında Makâmî, II. Bayezid'in şehzadeliği sırasında sarayda bulunan şairler arasında anılır; Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nün Mihrî Hatun maddesi de Bayezid ile oğlu Ahmed'in Amasya'daki çevresini birlikte anlatırken Makâmî'yi bu çevrenin şairleri arasında sayar. Tezkirelerdeki bilgiler, Makâmî'yi bu çevrenin Bayezid döneminden çok Şehzade Ahmed dönemine yerleştirir.

Kaynakların Durumu ve Tartışma

Makâmî'nin kimliği tezkirelerde açık biçimde belgelenmiştir; tartışmalı olan, adının geçtiği bir manzumenin kime ait olduğudur. Mehmet Arslan'ın Mihrî Hatun divanı neşrinin sonunda, yalnız Ü nüshasında bulunan ve "Divan Dışı Manzume" adıyla verilen yirmi bir beyitlik bir şiir vardır. Şiir Mihrî'nin tatlı sözlerini ve "kitabını" över, ardından onu sevdiği için ölen bir âşığı anlatır ve güzelliği geçmiş sevgiliyi alaya alır. Şiirde iki kez "Makâmî", bir kez de "Makâlî" adı geçer. Arslan, şiirin Mihrî'ye ait olmadığını, Makâlî adlı bir şair tarafından yazılıp divanın sonuna eklendiğini ve Mihrî ile Makâmî'nin ilişkisini gösterdiğini belirtir.

Makâlî mahlası tezkirelerde gerçekten vardır: Âşık Çelebi, Makâmî maddesinin hemen önünde adı Bustân olan Anadolulu bir Makâlî'yi, Kınalızâde, Beyânî ve Gelibolulu Âlî ise Aydın tarafından gelip Arabzâde'den mülazım olan, kadılık yapmış iki Makâlî'yi anar. Bu şairlerin Mihrî Hatun'la çağdaş olduklarına dair bir bilgi yoktur. Öte yandan şiirin on beşinci beytinde "Makâlî"nin nağmeler çaldığı söylenir; bu özellik tezkirelerdeki kadı Makâlîlerden çok musikişinas Makâmî'ye uyar. Arap harfli yazımda "Makâlî" ile "Makâmî" yalnız bir harfle ayrılır ve müstensihlerin bu iki adı karıştırması kolaydır. Bu yüzden on beşinci beyitteki adın Makâmî'nin bozulmuş bir yazımı olması ve şiirin Makâmî'nin kendisinden ya da onun çevresinden çıkmış olması mümkündür. Divan şiirinde şairin kendinden mahlasıyla üçüncü kişi olarak söz etmesi ve aşktan "ölmesi" olağan bir söyleyiştir. Bütün bunlar bizim çıkarımımızdır; Arslan'ın okuyuşu ve tespiti farklıdır ve şiirin yazarı kesin olarak bilinmiyor. Manzume, bu tartışma şiir sayfasında da belirtilerek bu kategoride verilmiştir.

Şiiri ve Mihrî Hatun ile Atışması

Makâmî'nin bir divanı bilinmiyor. Âşık Çelebi, onun "üzilmek üslûbında" diye nitelediği bir tavırla Mihrî'ye "Ḥüsnüñdür āftāb anuñ māh gencidür" diye başlayan beş beyitlik bir gazel gönderdiğini yazar ve hemen ardından Mihrî'nin aynı vezin, kafiye ve redifle verdiği cevabın üç beytini aktarır. Makâmî gazelinde sevgilinin güzelliğini güneşe, kaşını hilale, zülfünü bir nişancıya benzetir ve son beyitte öpücüğe karşı can vermeye ahdettiğini söyler. Mihrî ise cevabında bu övgüleri tek tek geri çevirir ve artık yaşlandığını, öpücüğünün "yıllarca sürecek bir yürek ağrısı" olacağını söyleyerek Makâmî'ye takılır. Mihrî'nin bu cevabı, divanının neşrinde 51. gazel olarak yer alır ve sitemizdeki Mihrî Hatun kategorisinde ayrı bir sayfada verilmiştir.

Âşık Çelebi, Makâmî'nin "Dürişdüm dil-berā ʿışḳuñda yavlaḳ" diye başlayan üç beyitlik bir gazelini daha verir; tezkirenin F nüshasında bu gazelin başlığı "Cevâb-ı Makâmî"dir, yani o da bir cevap şiiri olarak kaydedilmiştir. Sehî ise Makâmî'nin rindane bir gazelinden üç beyit aktarır: şair, camide hatip olduğu hâlde sevgililere meyhaneden şarap almaktan utanmayacağını söyler. Bu dört şiir bu kategoride ayrı sayfalarda özgün metin, günümüz Türkçesi ve yorumla verilmiştir. Mihrî Hatun'un hayatı için sitemizdeki Mihrî Hatun yazısına, Şehzade Ahmed'in Amasya'daki çevresi için Şehzade Ahmed'in meclisi yazısına bakılabilir.

Kronoloji

1481-1512: Şehzade Ahmed Amasya'da valilik yaptı; Makâmî bu dönemde onun imamı oldu ve Mihrî Hatun'la onun kapısında şiirleşti.

941 (1534): Makâmî, Irakeyn seferinde Bağdat'ın fethi sırasında öldü ve Bağdat'ta gömüldü.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Resmî kaynaklar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar