Siyâbî, XVI. yüzyılda yaşamış Merzifonlu bir terzi şairdir. Mahlası Arapça "elbiseler" demektir ve mesleğinden gelir. Tezkireciler onun okuma yazma bilmediğini, ama işinde usta ve şiirde yeteneksiz olmadığını söyler; Kınalızâde onu tam da mesleğinin diliyle, sözün kaftanını uyum boyuna göre biçen, belagat iğnesiyle diken bir şair diye över. Latîfî ondan bir matla, dört tek beyit ve gelir üzerine dört beyitlik bir manzume aktarmıştır; bu altı parça, divan şiirinin kalıplarını bir esnafın gündelik dünyasıyla buluşturan küçük bir külliyat oluşturur. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar Amasya Tarihi'nde ona Hasan Çelebi adıyla yer verir; maddenin tam metni sitede Siyâbî Hasan Çelebi-Terzi adıyla yayımlanmıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Hüsameddin, sekizinci cildin "se" harfi bölümünü bu maddeyle kapatır:

Siyâbî Hasan Çelebi-Terzi Merzifonludur. Terzi esnâfından birinin oğludur. İstanbul'da terzi ve ümmî olduğu hâlde tabî'at-ı edebiyyesi, selîka-i şi'riyyesi mükemmel olduğundan zamânı şu'arâsına meydân okurdu. Vezn ü kâfiyesi düzgün, lutf-ı ma'nâda gülgûn eş'âr söylerdi. Sultân Murâd-ı Sâlis'in evâ'il-i devr-i saltanatında vefât etdi.

Günümüz Türkçesiyle: Siyâbî Hasan Çelebi Terzi Merzifonludur. Terzi esnafından birinin oğludur. İstanbul'da terzi ve okuma yazma bilmeyen biri olduğu hâlde edebî yaratılışı ve şiir yeteneği mükemmel olduğundan zamanının şairlerine meydan okurdu. Vezni ve kafiyesi düzgün, anlam inceliği bakımından gül renginde şiirler söylerdi. Sultan III. Murad'ın saltanatının ilk yıllarında öldü.

Maddenin geri kalanı Latîfî'den bir alıntıdır: Merzifon'dan, terziler zümresindendir ve bu yüzden Siyâbî mahlasını almıştır; okuma yazma bilmeyen, halktan, saf yürekli bir kişiydi, ama şiir yaratılışı kötü, nazım gücü kıt değildi. Hüsameddin bu alıntıyla iki beyit verir.

Tezkirelerdeki Siyâbî

Latîfî'nin maddesi Hüsameddin'inkinden biraz daha geniştir. Siyâbî'yi "nâhiye-i Merzifândan zümre-i ʿirfândan" diye tanıtır; yani Merzifon nahiyesinden ve bilgi sahipleri zümresindendir. Ümmî, avamdan ve saf olduğunu söylerken mesleğinde "pîşe-ger ve üstâd-ı hünerver", yani işini bilen hünerli bir usta olduğunu da ekler. İlk örnek olarak verdiği matlaın Necâtî'ye nazire olduğunu belirtir; ardından dört beyit ve gelirin, yani "derâmed"in insanı cömert ve neşeli kıldığını anlatan dört beyitlik bir manzume gelir. Kınalızâde Siyâbî'yi yine Merzifonlu ve terzi olarak anar, esnaftan ve ümmî olduğunu tekrarlar, ama övgüsünü terzilik terimleriyle kurar: Siyâbî "hilʿat-ı kelâmı kâmet-i insicâma biçüp sûzen-i belâgat u nezâketle dîbâ-yı zîbâ-yı fesâhatı diken" bir şairdir. Kınalızâde örnek olarak yalnız "Elifler serv-i rengîn" matlaını verir.

Kaynakların Durumu

Siyâbî'nin adı kaynaklarda farklıdır. Hüsameddin ona Hasan Çelebi der; Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde Yunus Kaplan'ın yazdığı madde ise asıl adının Mehmed olduğunu söyler ve Kınalızâde ile Latîfî'nin neşirlerini gösterir. Bu çalışmada okunan Latîfî ve Kınalızâde neşirlerinde şairin adı geçmez; iki addan hangisinin doğru olduğu bu yüzden belirlenemedi.

Ölüm tarihi de güçlük çıkarır. Hüsameddin onun III. Murad'ın saltanatının başlarında, yani 1574'ten sonraki birkaç yıl içinde öldüğünü yazar, ama kaynağını göstermez. Latîfî'nin maddesi geçmiş zamanla yazılmıştır ve neşirde başlığın yanında "rahmetullâhi aleyh" duası yer alır; bu, şairin tezkirenin kaleme alındığı yıllarda, 1546 dolaylarında, ölmüş olabileceğini düşündürür. Tezkirenin farklı nüshaları ve sonradan yapılan eklemeler hesaba katılırsa bu işaret de kesin değildir. Hüsameddin'in andığı İstanbul'daki terzilik Latîfî ve Kınalızâde'de geçmez; şairi Merzifon'a bağlayan bilgi ise üç kaynakta da ortaktır.

Şiiri

Siyâbî'nin bir divan topladığını gösteren bir iz yok. Latîfî'nin aktardığı altı parçaya bu kategoride birer sayfa ayrılmıştır: Necâtî'ye nazire olan "Nâr-ı ruha yanan dile pervâne disünler" matlaı, terzi güzele tutulan âşığın "iki yaka" sözüyle oynadığı "Ben o derzi güzelüñ eskiden âvâresiyin" beyti, göğsündeki aşk yaralarını bir bahçeye benzeten "Elifler serv-rengîn gül gibi sînemde dâgum var" matlaı, mert ile cömert kelimelerini karşılaştıran "Degüldür er çü merdî ey civân-merd" beyti, "oñarmak" ve "oñmak" fiilleriyle kurulmuş "Yoluña yilmekile kendümi oñarımadum" beyti ve geliri öven "Derâmed mûcib-i zevk u safâdur" manzumesi. Hüsameddin bunlardan ikisini, Kınalızâde birini verir.

Parçaların birkaçında terzinin dünyası açıkça görülür. Yaka, eski, onarmak gibi kelimeler aşk diline taşınır; gelirin cömertliği doğurduğunu söyleyen manzume de bir esnafın gözünden yazılmış gibidir. Tezkirecilerin "ümmî" dedikleri bir şairin aruzla, nazireyle ve Farsça tamlamalarla şiir söylemesi, onların da dikkatini çeken asıl noktadır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar