Amasya şer'iye mahkemesinin kayıt defterleri başında yetişen, babasının mesleğini devralan Seyyid Ali Efendi önce başkâtipliğe yükseldi, sonra kadılık yoluna girip Kayseri mollalığına kadar çıktı. Hüsameddin onu şair, edip ve ta'lik yazının ustası bir hattat olarak tanıtır. Sürûrî mahlasını kullanmış, 1161'de (1748) Sivas nâibi iken ölmüştür.
Hüsameddin'in Kaydı
Mukayyidzâde Sürûrî Ali Efendi için Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın yazdığı madde, mesleğini mahkemeden mollalığa kadar basamak basamak sayar:
Sürûrî Ali Efendi-Mukayyidzâde, es-Seyyid Amasyalıdır. Mahkeme-i şer'iyye mukayyidi Hâfız Ahmed Efendi'nin mahdûmudur. Meşâhîr-i fuzalâdan İkincizâde Abdullah Sânî Efendi'nin halka-i tedrîsinde ikmâl-i tahsîl ederek mahkeme mukayyidi, ba'dehû şer'iyye baş kâtibi oldu. Diğer taraftan tedrîs-i ulûm ederek ders-i âm ü müderris oldu. 1143'de kasabâta kadı ve ba'dehû livâlara nâib olarak iştihâr edib 1154'de sadr-ı esbak Zanalızâde es-Seyyid el-Hâc Ahmed Paşa'nın sâye-i ikbâlinde Kayseriyye mollası oldu. Ba'dehû Sivas nâibi olup 1161'de vefât etdi. Âlim, şâir, edîb, ta'lîk-nüvîs bir hattât idi.
Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Şer'iye mahkemesinin kayıt memuru Hâfız Ahmed Efendi'nin oğludur. Ünlü âlimlerden İkincizâde Abdullah Sânî Efendi'nin ders halkasında öğrenimini tamamlayarak mahkeme kayıt memuru, sonra şer'iye mahkemesinin başkâtibi oldu. Öte yandan ilim de okutarak dersiâm ve müderris oldu. 1143'te (1730-31) kasabalara kadı, ardından sancaklara nâib olarak tanındı; 1154'te (1741-42) eski sadrazam Zanalızâde Seyyid Hacı Ahmed Paşa'nın himayesiyle Kayseri mollası oldu. Daha sonra Sivas nâibi oldu ve 1161'de (1748) öldü. Âlim, şair, edip ve ta'lik yazan bir hattattı.
Mahkemeden Kadılığa
"Mukayyidzâde" lakabı, ailenin mahkemedeki işinden gelir. Mukayyid, şer'iye mahkemesinde davaları, hüccetleri ve kararları sicil defterlerine kaydeden memurdur. Babası Hâfız Ahmed Efendi bu görevdeydi; Ali Efendi de mesleğe aynı basamaktan başlamış, sonra mahkemenin başkâtibi olmuştur. Sicil defterleriyle geçen bu yıllar, Hüsameddin'in onu "ta'lîk-nüvîs bir hattât" diye anmasını da açıklar: ta'lik, kadı mahkemelerinin ve resmî yazışmanın yaygın yazısıydı ve her gün sicile kalem süren bir mahkeme kâtibi bu yazıda ister istemez ustalaşırdı.
Hocası İkincizâde Abdullah Sânî Efendi, XVII. yüzyılın sonunda Amasya'nın en kalabalık ders halkalarından birini toplamış, Fîrûz Ağa ve Hızır Paşa medreselerinde ders vermiş, 1118'de (1706) Amasya müftüsü olmuş ve 1120'de (1708) ölmüştü. Ali Efendi'nin ondan icazet aldığı tarih verilmez, ama hocanın ölüm yılı onun öğreniminin 1120'den önce tamamlandığını gösterir. Sânî Efendi'nin de şair olduğu düşünülürse, Ali Efendi'nin şiirle ilgisinin bu ders halkasında başladığı tahmin edilebilir.
Kadılık mesleğindeki ilerleyişi, başkâtiplik ve müderrislikten sonra gelir. 1143'te kasaba kadılıklarıyla başlayan bu yol, sancak merkezlerinde nâiblikle sürmüş, 1154'te Kayseri mollalığına varmıştır. Hüsameddin'in "molla" demesi, Kayseri kadılığının o sırada mevleviyet derecesinde, yani kasaba kadılıklarının üstünde sayıldığını gösterir. Hüsameddin bu atamayı "sadr-ı esbak" Zanalızâde Seyyid Hacı Ahmed Paşa'nın himayesine bağlar. Bu kişi, kitabın vakayi kısmında Zilkade 1150'de (Mart 1738) vezirlikle sadaret kaymakamı olduğu kaydedilen Zanalı Ca'fer Ağazâde Hacı Ahmed Ağa olmalıdır. Amasya yakınlarındaki Zana köyünden çıkan Zanalı ailesine mensuptu ve Hüsameddin onu Amasya'nın yetiştirdiği vezirler arasında sayar. Aynı kayıtta bu vezirin, Amasya kadılığına ehliyetsiz nâiblerin gönderilmesinden şikâyet edilmesi üzerine kazayı mahrec mevleviyeti derecesine yükselttiği de anlatılır. Ali Efendi'nin hemşehrisi bir vezirin desteğiyle mollalığa çıkması bu tabloya uyar; "sadr-ı esbak" sözünün sadrazamlığı mı yoksa sadaret kaymakamlığını mı kastettiği ise belli değildir. Ali Efendi'nin son görevi Sivas nâibliğidir; mollalıktan sonra yeniden nâibliğe dönmesinin nedeni kaynakta açıklanmaz.
Kaynakların Durumu
Ali Efendi'nin hayatı için Hüsameddin'in kaydından başka dayanak yoktur; doğum yılı, annesi ya da çocukları bu kayıtta geçmez. Himayecisinin Zanalı Ca'fer Ağazâde Hacı Ahmed Paşa ile aynı kişi olduğu, ad ve lakap benzerliğine dayanan bir eşleştirmedir; Hüsameddin iki yeri birbirine bağlamaz.
Kitapta Ali Efendi, mahlasını paylaştığı iki hemşehrisinin arasında durur. Önündeki Hânedânzâde Sürûrî Osman Efendi de şairdir; arkasından gelen ve 1233'te (1817-18) ölen kadı Âkifzâde Sürûrî Mehmed Efendi için ise Hüsameddin şiirden söz etmez. Şehzade Mustafa'ya hocalık eden Gelibolulu Sürûrî XVI. yüzyılda, bu Amasyalılardan çok önce yaşamıştır ve onlarla aynı kişi değildir.
Şiiri
Sürûrî Ali Efendi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin'in saydığı sıfatlar arasında "şâir, edîb" de vardır, fakat kayda bir beyit girmemiştir. Hattatlığı da göz önüne alınırsa, kendi el yazısıyla kalmış bir kıt'a ya da levhanın bir gün ortaya çıkması ihtimal dışı değildir; şimdilik böyle bir esere rastlanmamıştır.
Kronoloji
1120 (1708) öncesi: İkincizâde Abdullah Sânî Efendi'nin ders halkasında öğrenimini tamamlar.
1143 (1730-31): Kasaba kadısı olur.
1154 (1741-42): Kayseri mollası olur.
1161 (1748): Sivas nâibi iken ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 222-223 (Sürûrî Ali Efendi-Mukayyidzâde maddesi; e-kitap s. 257). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page257.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 4, s. 61-62 (1150 yılı olayları, Zanalı Ca'fer Ağazâde Hacı Ahmed Ağa'nın sadaret kaymakamlığı; e-kitap s. 646). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page646.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, s. 318 (Amasya'nın yetiştirdiği vezirler; e-kitap s. 179). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page179.html
Çevrimiçi kaynaklar
