Fuzûlî'nin divanını ezberden okuyan, sevdasını şiirle dindirmeye çalışırken genç yaşta ölen Mîr Sirâcî, Karabağ'dan Amasya'ya göç eden Nakşibendî-Hâlidî şeyhi Mîr Hamza Nigârî'nin oğludur. Asıl adı Sirâceddîn İsmâil'dir. Bir divançe ve dilden dile dolaşan bir Sâkînâme bıraktığı söylenir, ama bunların hiçbiri bugüne ulaşmamıştır. 1291'de (1874) ölümü, babasının çevresindeki Şirvanlılar için bir matem günü olmuştu.
Hüsameddin'in Kaydı
Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, aynı adı taşıyan birkaç Sirâceddîn'i art arda sıraladığı sayfalarda onu şöyle anlatır:
Sirâceddîn İsmâ'îl Efendi-Mîr Sirâcî Karabağlıdır. Eş-Şeyh el-Hâc Mîr Hamza Nigârî Efendi'nin mahdûmudur. Karabâğ dâhilinde Berküşâd kasabasında 1271'de doğdu. 1281'de pederiyle beraber Amasya'ya hicret edib Rüşdiyye mektebinde tahsîl-i fünûn etdikten sonra pederinden ikmâl-i tahsîle çalışdı. Bu esnâda Amasya muhâsebecisinin mahdûmu Fahrî Bey'e fevka'l-âde ta'aşşuk edib aşk u harâretini edebiyât ü eş'âr ile teskîne gayret etdiyse de galebe-i sevdâ ile fenâ hastalandı. Sonunda bî-şu'ûr olup 1291 senesi saferinin evâ'ilinde "Fahrî, Fahrî" diyerek terk-i dağdağa-i hayât etdi. Gâyet zekî, serî'ü'l-intikâl, hâfızası kuvvetli, hâfız-ı dîvân-ı Fuzûlî, şâir, şûh-meşreb, esmer gözlü, mürîdânın ricâl ü nisvânı arasında gâyet mergûb u muhterem bir genc idi. Vefâtı günü Şirvânîler için bir yevm-i mâtem olup herkesi ağlattı. Şâmlılar Mezârlığında medfûn iken 1314'de kemikleri pederinin türbesine nakl edildi. Dîvânçe-i eş'ârı vardı. "Sâkî-nâme"si meşhûr olup "Sirâcî" tahallus etmişdi. Eş'ârı kalbi gibi yanıktır. Bâdesi çay olup her yerde bununla dem-güzâr olmuşdu.
Günümüz Türkçesiyle: Karabağlıdır. Şeyh Hacı Mîr Hamza Nigârî Efendi'nin oğludur. Karabağ'da Bergüşad kasabasında 1271'de (1854-55) doğdu. 1281'de (1864-65) babasıyla birlikte Amasya'ya göç etti; rüştiye mektebinde fen bilgilerini okuduktan sonra öğrenimini babasının yanında tamamlamaya çalıştı. Bu sırada Amasya muhasebecisinin oğlu Fahrî Bey'e aşırı derecede tutuldu; aşkının ateşini edebiyatla, şiirle yatıştırmaya çalıştıysa da sevdası ağır bastı ve kötü hastalandı. Sonunda kendini kaybetti ve 1291 Safer'inin ilk günlerinde (Mart 1874) "Fahrî, Fahrî" diyerek bu dünyanın telaşından ayrıldı. Çok zeki, kavrayışı hızlı, hafızası güçlü, Fuzûlî'nin divanını ezbere bilen, şair, şen yaradılışlı, kara gözlü, müritlerin erkekleri ve kadınları arasında çok sevilen ve sayılan bir gençti. Öldüğü gün Şirvanlılar için bir yas günü oldu, herkesi ağlattı. Şamlılar Mezarlığı'na gömülmüştü; 1314'te (1896-97) kemikleri babasının türbesine taşındı. Küçük bir şiir divanı vardı. Sâkînâme'si meşhurdu ve "Sirâcî" mahlasını kullanmıştı. Şiirleri yüreği gibi yanıktır. Şarabı çaydı; her yerde onunla demlenirdi.
Hüsameddin'in son cümlesi bir şakadır: sâkînâme türü şarabı ve sakiyi över, Sirâcî ise kadehini çayla doldurmuştur. Kitabın bu sayfasında yayımcının düştüğü bir not daha vardır: Hüsameddin, maddenin bulunduğu müsvedde sayfasının yarısını ve ardından gelen sayfanın tamamını boş bırakmıştır. Yazarın buraya sonradan Sirâcî'nin şiirlerini eklemeyi düşündüğü tahmin edilebilir, ama boşluk hiç doldurulmamıştır.
Karabağ'dan Amasya'ya
Sirâcî'nin hayatı, babasının sürgün ve göçlerle geçen ömrünün bir parçasıdır. Nigârî, Rus yönetiminin baskısı yüzünden Karabağ'dan Anadolu'ya geçmiş; Erzurum, İstanbul ve Bayburt'tan sonra 1860'ların ortasında ailesi ve müritleriyle Amasya'ya yerleşmiştir. Sirâcî bu göçte on yaşlarında bir çocuktu. Amasya'da Tanzimat okullarından rüştiyede okuması, Karabağ'dan gelen bir şeyh ailesinin oğlunun Osmanlı taşrasının yeni eğitim düzenine de katıldığını gösterir. Asıl öğrenimini ise babasından almıştır.
Adının kaynağı hakkında kayıtlarda bir bilgi yoktur. Nigârî'nin mürşidi, Hâlid-i Bağdâdî'nin halifesi ve Amasya'da ölen İsmâil Sirâceddîn Şirvânî'dir. Oğluna şeyhinin adını ve lakabını vermiş olması akla yakındır, ancak bu bir tahmindir. Aynı adı taşıyan iki kişiyle de karıştırılmamalıdır: biri bu şeyhin kendisi, öbürü Şirvânî'nin torunu, 1276'da (1859-60) Amasya'da doğan kadı Sirâceddîn İsmâil Bey'dir. Şehzade Mustafa'ya mersiyeler yazan XVI. yüzyıl şairi Sirâcî ise bambaşka bir çağın adamıdır.
Sirâcî'nin cenazesi önce şehrin Şamlılar Mezarlığı'na gömülmüştü. Nigârî 1886'da Harput sürgününde ölünce vasiyeti üzerine Amasya'ya getirilip gömüldü; oğlunun kemikleri de 1314'te babasının türbesine taşındı. Mezarın bulunduğu yerde 1895'te yapılan cami bugün Şirvanlı (Azeriler) Camii adıyla ayaktadır.
Kaynakların Durumu
Sirâcî'nin doğum ve ölüm tarihleri kaynaklarda farklıdır. Hüsameddin'e göre 1271'de (1854-55) doğmuş, 1291 başında (1874) ölmüştür; bu, ölümünde on dokuz-yirmi yaşlarında olduğunu gösterir. Nigârî'nin TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesinde de babanın "çok sevdiği ve yirmi yaşında kaybettiği yetenekli bir şair olan oğlu Sirâceddin"den söz edilir; yaşta iki kayıt uyuşur. Ancak TDV, oğlun Nigârî'nin 1852'ye kadar süren Karabağ yıllarında doğduğunu yazar; Hüsameddin'in 1271 tarihiyle bu bir iki yıllık bir fark doğurur.
Eserlerinin aidiyeti de soru doğurur. Nigârî'nin basılı Türkçe divanında yirmi sekiz bentlik bir Sâkînâme ve semaverden, çaydan tasavvufî yorumlarla söz eden 521 beyitlik bir Çaynâme bulunur. Hüsameddin'in oğula yakıştırdığı "meşhur Sâkînâme" ve "çay badesi" şakası, babanın bu eserleriyle şaşırtıcı biçimde örtüşür. Oğul, babasının yolunda aynı türde şiirler yazmış olabilir; Amasya'daki çevrede babanın eserlerinin oğula mal edilmiş olması da ihtimal dışı değildir. Sirâcî'nin divançesi bulunmadıkça bu sorunun cevabı verilemez.
Şiiri
Divançesinin varlığını ve Sâkînâme'sinin şöhretini kaydeden Hüsameddin tek beyit aktarmamış, ayırdığı boş sayfalar da doldurulmamıştır; Mîr Sirâcî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Nigârî'nin divanı ve hakkındaki araştırmalar oğlun şiirlerinden örnek vermez. Divançenin Şirvanlı müritlerin elinde kalmış olması mümkündür.
Kronoloji
1271 (1854-55): Karabağ'da Bergüşad kasabasında doğar (TDV'ye göre 1852'den önce).
1281 (1864-65): Babasıyla Amasya'ya göç eder; rüştiyede okur.
1291 Safer başı (Mart 1874): Amasya'da ölür, Şamlılar Mezarlığı'na gömülür.
1886: Babası Nigârî Harput'ta ölür, cenazesi Amasya'ya getirilir.
1314 (1896-97): Kemikleri babasının türbesine taşınır.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 214-218 (Sirâceddîn İsmâ'îl Efendi-Mîr Sirâcî ve Sirâceddîn İsmâ'îl Bey-Molla Bey maddeleri; e-kitap s. 255). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page255.html
- A. Azmi Bilgin, "Nigârî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 33, İstanbul 2007, s. 85-87. https://islamansiklopedisi.org.tr/nigari
Çevrimiçi kaynaklar
