Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Germ olup meh yüzüñe iñende hemtālanmasın
Bilsin eksükligini iñende ra‘nālanmasın
Biz de ḳullarındanuz ol şāhuñ eydüñ kim raḳīb
Ululanup dil-bere iñende paşalanmasın

Günümüz Türkçesiyle

1. Ay heveslenip kendini senin yüzüne pek de denk saymasın; eksikliğini bilsin, o kadar da güzellik taslamasın. ("İñende", eski Türkçede "pek, çok" anlamındaki "iñen" kelimesinin "de" ile birleşmiş biçimi olarak "pek de, o kadar da" diye anlaşılır. "Hemtâlanmak" birine denk olduğunu ileri sürmek, "ra‘nâlanmak" güzelliğiyle övünmek demektir. Ayın "eksikliği" hem kusuru hem de hilal hâlinde eksilmesidir.)

2. Biz de o şahın kullarındanız; rakibe söyleyin, büyüklük taslayıp sevgilinin yanında o kadar da paşalık etmesin. ("Rakip", aynı sevgiliye göz koymuş öteki âşıktır. "Paşalanmak" paşa gibi davranmak, buyurgan ve kibirli olmaktır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Tarihî Bağlam

Bu iki beyit, Sürûrî'nin şair olarak anıldığı en eski kayıttan gelir. Sehî Bey'in 945 (1538) yılında tamamladığı Heşt-Bihişt, ona "Mevlânâ Sürûrî" başlıklı kısa bir madde ayırır. Sehî, adının Muslihuddin olduğunu, hacca gittiğini ve Gelibolulu olduğunu yazar. Onu meânî, bedî' ve beyân ilimlerinde "bî-nazîr" (benzeri olmayan), Câmî ile Seyyid Hüseyin-i Ahlâtî'nin muammâ risalelerine şerh yazmış, birçok ilme güç yetiren biri olarak tanıtır. Sehî'ye göre Sürûrî o sırada Güzelce Kasım Paşa'nın Galata yakasındaki medresesinde müderristi. Maddenin sonunda "Ve bu ebyāt anuñdur" (Bu beyitler onundur) diyerek bu iki beyti aktarır.

Bu tarih beyitleri Sürûrî'nin hayatında belli bir yere oturtur: Şehzade Mustafa'nın hocası olarak Amasya'ya gidişinden on yıla yakın önce söylenmişlerdir. Kaydı tutan da şairin bir çağdaşı, Sehî'dir.

Anlam ve Söz Sanatları

İlk beyit, divan şiirinin en eski karşılaştırmalarından birini, sevgilinin yüzü ile ayı karşı karşıya getirir; ama ayı bir rakip gibi azarlar. Ay sevgilinin yüzüne denk olduğunu sanıp heveslenmesin, kendi eksikliğini bilsin. "Eksüklik" kelimesi burada bir tevriye taşır: yakın anlamı kusur, eksik olmaktır; uzak anlamı ise ayın evreleri boyunca küçülüp hilale dönmesidir. Ay, her ay eksildiği için yüzle yarışamaz. "Germ olmak" (ısınmak, heveslenmek) ile ayın soğuk ışığı arasında da örtük bir karşıtlık vardır.

Aynı sitemin ikinci hedefi rakiptir. Sevgili şah olunca âşıklar da onun kullarıdır, ama rakip sevgilinin yanında kendini bir paşa sanıp büyüklük taslar. Şah, kul ve paşa kelimeleri saray hiyerarşisinden bir tenasüp oluşturur: âşık, rakibe kul olduğunu hatırlatarak onu yerine oturtur. "Hemtâlanmak", "ra‘nâlanmak", "ululanmak" ve "paşalanmak" gibi "-lan-" ekli fiiller, bir isimden "öyleymiş gibi davranmak" anlamı türetir ve beyitlerin ana fikrini taşır: kimse olmadığı bir şeymiş gibi davranmasın.

Şiirin Yapısı

Gazelin redifi "-lanmasın", kafiyesi ise "hemtâ", "ra‘nâ" ve "paşa" kelimelerinin sonundaki seslerdir. Üç mısrada geçen "iñende" kelimesi, kafiyeden hemen önce yer alarak bir iç tekrir oluşturur. Sehî vezni belirtmese de mısralar remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbına göre okunur. Birinci beyit matla'dır. Sehî'nin "bu ebyāt" sözünden bu iki beytin daha uzun bir gazelden seçilip seçilmediği anlaşılmaz; gazelin geri kalanı bilinmiyor.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar