Özgün Metin

Ḳaldı gözüm yüzüñde şehâ göyinik gibi
Düşdüm ṣaçuñ duzaġına bûn ögeyik gibi

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey şah, gözüm bir göyinik gibi yüzünde kaldı; zavallı bir üveyik gibi saçının tuzağına düştüm. ("Göyinik" kelimesinin anlamı kesin değildir. Eski Türkçedeki "göyünmek" (yanmak) fiiline bağlanırsa "yanık, yanmış bir şey gibi" diye anlaşılabilir. "Ögeyik", yabani güvercin türünden üveyik kuşudur. "Bûn" eski Türkçede dert, sıkıntı demektir; burada "dertli, zavallı" anlamında kullanılmış görünür; "bön, saf" diye okumak da mümkündür.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Kaynağı ve Aidiyeti

Bu matla'ın Sürûrî'ye ait olduğu kesin değildir. Latîfî onu, Sürûrî'nin Bahrü'l-maârif adlı belâgat kitabını anlatırken verir. Tezkireye göre Sürûrî bu kitapta aruz ve şiir sanatı üzerine Arapça ve Farsça eserleri inceleyip toparlamış, bahirlerin türlerini ayrıntısıyla göstermiş ve bedî' sanatlarının her birine bir örnek koymuştur. Latîfî bu örneklerden birini "misâl-i mümteni'u'n-nazîr" (benzeri söylenemeyen örnek) diye niteleyerek aktarır, ama kimin olduğunu söylemez. Hemen ardından verdiği başka bir matla' için ise açıkça "anuñ eş'ârındandur" (onun şiirlerindendir) der.

İsmail Güleç, kitabın sanatlar bölümünü tanıtırken, Yakup Şafak'ın doktora tezine dayanarak, buradaki Türkçe örneklerin Şeybî'nin şiirlerinden alındığını belirtir. Aynı bölümün sonunda ise Sürûrî'nin Sultan Mustafa için yazdığı ve her beyti bir sanata örnek olan bir kaside bulunur. Matla' bu iki kümeden birine ait olabilir: Şeybî'den alınmış bir örnek ya da Sürûrî'nin şehzadeye yazdığı kasideden bir beyit. Mısradaki "şehâ" (ey şah) hitabı ikinci ihtimale ağırlık kazandırır, ama divan şiirinde sevgiliye de "şah" diye seslenildiği için bu tek başına bir kanıt değildir. Bahrü'l-maârif'in tam metni yayımlanmadığından soru açık kalmaktadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Her mısra kendi benzetmesini taşır. İkincisinde sevgilinin saçı bir tuzak, âşık da bu tuzağa düşmüş bir üveyiktir; saçı tuzağa, âşığı tuzaktaki kuşa benzetmek divan şiirinde çok kullanılır. Beyti ayıran, bu bilinen benzetmenin Farsça ve Arapça kelimelerle kurulmayıp "duzak", "bûn", "ögeyik" gibi gündelik Türkçe kelimelerle söylenmesidir. Birinci mısradaki "göyinik" de aynı sade Türkçe söz varlığına aittir.

"Göyinik" ile "ögeyik" kafiyeyi, "gibi" de redifi taşır; böylece iki mısra aynı biçimde, bir Türkçe kelime ve ardından "gibi" ile kapanır. Bu paralellik beyte bir türkü havası verir. Latîfî'nin onu "benzeri söylenemez" diye övmesi belki de bu sade ve yerli söyleyişten ileri gelir. Tezkire övgünün sebebini açıklamaz; bu, metinden çıkan bir tahmindir.

Şiirin Yapısı

Kafiyeli iki mısraıyla beyit bir matla', yani bir gazelin açılış beytidir. Latîfî vezni yazmaz. Türkçe kelimelerdeki birkaç hece uzatılarak okunursa "Mef‘ūlü Fā‘ilātü Mefā‘īlü Fā‘ilün" kalıbına uyduğu düşünülebilir, ama bu taktî kesinlik taşımaz ve ancak bir ihtimal olarak anılabilir. Latîfî dışında beyti anan bir kaynak bilinmiyor.

Tarihî Bağlam

Sürûrî'nin eserleri arasında Amasya'ya en sıkı bağlananlardan biri Bahrü'l-maârif'tir. Sürûrî kitabı 11 Safer 956'da (11 Mart 1549), Şehzade Mustafa'nın hocalığını yaptığı Amasya'da bitirmişti. Latîfî'nin maddesi de daha başlığında onu Sultan Mustafa'nın hocası olarak tanıtır. Başlıktaki "ṭāle beḳāhu" (ömrü uzun olsun) gibi Arapça dualar, maddenin şair hayattayken yazıldığını gösterir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar