Zenbilli Ali Cemâlî Efendi, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni dönemlerinde yirmi yılı aşkın bir süre İstanbul müftülüğünde, yani şeyhülislâmlıkta bulunmuş âlimdir. Fetva makamının bir devlet kurumuna dönüşmesindeki payı ve fetva sorularını penceresinden sarkıttığı zenbille alması onu halk arasında tanınmış kılmıştır. Bir yazar olarak bıraktığı miras ise küçüktür: bir fetva mecmuası, bir fıkıh muhtasarı ve kısa bir nasihat risalesi. Buna kendisine nispet edilen ama aidiyeti şüpheli bir devran risalesi ile rivayetle aktarılan manzum bir fetva eklenir. Bu sayfa onun eserlerini ve Amasya ile ilişkisini ele alır.

Fahreddin er-Râzî'nin soyundan geldiği kabul edilen Cemâleddin Aksarâyî'nin neslindendir; bu yüzden ailesi gibi "Cemâlî" nisbesiyle anılır. Doğum yeri tartışmalıdır: Hüseyin Hüsameddin onu Amasya'nın Eslem Hatun Mahallesi'nde doğmuş sayar, TDV İslâm Ansiklopedisi ise bu bilgiye şüpheyle bakılması gerektiğini, ailenin Aksaray kökenli olduğunu belirtir. Fatih döneminde Edirne'de müderrislik yaptı, II. Bayezid döneminde iki kez Amasya müftüsü oldu ve Amasya'daki Sultan Bayezid Medresesi'nin müderrisliğini üstlendi. 1503'te İstanbul müftülüğüne getirildi, ölümüne kadar bu makamda kaldı ve 1526'da İstanbul'da öldü; mezarı Zeyrek'tedir. Hayatı ayrıntısıyla Zenbilli Ali Efendi biyografisinde anlatılmıştır.

Eserleri

Kaynaklar Zenbilli Ali Efendi'nin fıkıh, usul, edebiyat, lugat, nahiv, tefsir ve hadiste otorite sayıldığını, kitaba çok meraklı olup çeşitli yerlerden kitap getirttiğini söyler. Uzun ömrüne ve yüksek mevkiine göre yazdıkları azdır. Bunun bir sebebi, şeyhülislâmlık gibi her gün yüzlerce soruya cevap vermeyi gerektiren bir görevin telif için vakit bırakmaması olabilir; bu bizim tahminimizdir.

Muhtârât mine'l-Fetâvâ

Türü ve dili: Hanefî fıkhına dair bir fetva mecmuası. Fetâvâ-yı Ali Efendi adıyla da bilinir. İçeriği: Ad, "fetvalardan seçmeler" anlamına gelir. TDV İslâm Ansiklopedisi eseri telif bir fıkıh kitabı olarak tanıtır. Ahmet İnanır, bu fetva mecmuasında devran ve raks gibi dönemin en çok tartışılan konularından biri hakkında hiçbir fetva bulunmamasının dikkat çekici olduğunu belirtir ve bunu, kendisine nispet edilen devran risalesinin aidiyetine karşı bir delil olarak kullanır. Yazma nüshaları: Süleymaniye Kütüphanesi'nde Âşir Efendi nr. 138, Esad Efendi nr. 644, Fatih nr. 2387, 2388 ve 2389, Lâleli nr. 1154. Yayımlanmış bir neşrine rastlanmamıştır.

Muhtasarü'l-Hidâye

Burhâneddin el-Merginânî'nin Hanefî fıkhının temel kitaplarından el-Hidâye'sinin kısaltılmış biçimidir. el-Hidâye Osmanlı medreselerinde fıkıh öğretiminin ana kitaplarındandı; muhtasarı da büyük ihtimalle bir ders ve başvuru kitabı olarak hazırlanmıştır. TDV maddesi eseri yalnız adıyla anar; nüshası ve muhtevası hakkında bilgi vermez.

Nasihat Risalesi

Türü: Ahlâk ve tasavvufa dair kısa bir risale. Adının, "Din nasihattir" hadisinden geldiği düşünülür. Neşri: Mahmut Kaplan ve Sümeyye Yıldız risaleyi 2013'te Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi'nde "Zenbilli Ali Cemalî Efendi'nin Risale-i Nasihat'i" başlığıyla yayımlamıştır.

İçeriği: Ramazan Ata'nın özetine göre risale hamdele ve salveleden sonra, Müslümanları yanlışlardan kurtarıp sahih imana ulaştıran müctehid imamlara minnet ifade ederek başlar. Ardından nefis ve ruh konusuna girer ve kime mümin, kime münafık, kime kâfir denileceğini tartışır. Ruh ile nefsin bir olduğunu, ama sıfatlarının farklı olduğunu söyler. Nifak üzerinde ısrarla durur ve namaz kılarken aklı ve gönlü dünya işlerinde olanın münafıklıktan kurtulamayacağını yazar. İnsanın dünya sevgisinden uzaklaşarak ilahî aşka ulaşabileceğini, bu derecenin "hırka ve şal ile" değil hâl ile kazanıldığını söyler. Herkesin kâmil bir mürşide ihtiyacı olduğunu anlatırken şu benzetmeyi kullanır: göz yüzde olduğu hâlde yüzü göremez; nefis de kendini tanımak için bir aynaya, yani kâmil bir insana muhtaçtır. Düşmana esir düşüp onların dinine geçmiş gibi görünen ve onlar gibi giyinen birinin imanına bunun zarar vermeyeceğini, çünkü Allah'ın suretlere değil kalplere ve niyetlere baktığını söylemesi, risalenin dikkat çeken yerlerindendir.

Ata, risaleyi Zenbilli'nin amcazadesi olduğu kabul edilen Halvetî şeyhi Cemâl-i Halvetî'nin (Çelebi Halife) Tefsir Risalesi ile karşılaştırır. İki eserin de başta dervişler olmak üzere insanlara nasihat etmek için yazıldığını, konuların âyet, hadis ve özlü sözlerle açıklandığını, ikisinin de âyet ve hadisleri işârî yöntemle yorumladığını belirtir. Ona göre biri ötekinden kısaltılmış gibidir; bir şeyhülislâmın ve bir tarikat şeyhinin aynı kaynaktan beslendiğini gösterir. Ata, iki âlimin de bugün uydurma olduğu bilinen bazı hadisleri kullandığını da kaydeder.

Manzum Fetvası

Zenbilli Ali Efendi'ye ait olarak aktarılan tek manzum söz bir fetvadır. Ramazan Ata'nın aktardığı rivayete göre Kanuni Sultan Süleyman, saray bahçesindeki ağaçlara zarar veren karıncalar için şiir diliyle "Dırahtı sarmış olsa eğer karınca / Zarar var mı karıncayı kırınca" diye sormuş, şeyhülislâm da aynı vezin ve kafiyeyle "Yarın divanına hakkın varınca / Süleyman'dan hakkın alır karınca" diye cevap vermiştir. Ata bu rivayet için bir kaynak göstermez; anekdotun erken tarihli bir kaydını tespit edemedik. Beyit, özgün metni, günümüz Türkçesi ve yorumuyla Zenbilli Ali Efendi, Beyit 1 sayfasında ayrıca verilmiştir.

Aidiyeti Tartışmalı ve Yanlış Nispet Edilen Eserler

Risâle fî hakkı'd-devrân ve'r-raks: Sûfîlerin zikir maksadıyla yaptıkları devran ve raksın haram olmadığını savunan bu risalenin biri mensur, öteki manzum iki nüshası bulunduğu kaydedilir; Süleymaniye Kütüphanesi'nde Hacı Mahmud Efendi nr. 3093/2'de Risâle fî cevâzi devrâni's-sûfiyye adıyla kayıtlı nüsha Arapça ve mensurdur. Ahmet İnanır 2010'daki çalışmasında risalenin başında ve sonunda yazar olarak "Müftî Ali Çelebi" ifadesinin geçtiğini, bazı nüshalarda "Müftî" yerine "el-Muğnî" yazıldığını, o dönemde aynı adı taşıyan birçok âlim bulunduğunu gösterir. Zenbilli'nin çağdaşı İbn Bahâeddin'in, Ali Çelebi'nin risalesine yazdığı reddiyede Ali Çelebi ile Ali Cemâlî'yi açıkça farklı kişiler olarak andığını da belirtir. İnanır'a göre risalenin görüşleri hem önceki hem sonraki fakihlerin görüşleriyle çelişir ve Zenbilli'nin kendi fetva mecmuasında bu konuda bir fetva yoktur; bu yüzden risalenin ona ait olmaması güçlü bir ihtimaldir. Risale ayrıca Kınalızâde Ali Çelebi'ye ve Alâeddin Ali Çelebi b. Salih Filibevî'ye nispet edilmiştir.

Âdâbü'l-evsiyâ: Vasiyet başta olmak üzere çeşitli muamelat konularını otuz beş fasılda inceleyen bu fıkıh kitabı Zenbilli'ye nispet edilmişse de TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre oğlu Fudayl Çelebi tarafından yazıldığı tespit edilmiştir.

Eserlerinde Amasya

Zenbilli Ali Efendi'nin eserlerinin hangisinin nerede yazıldığı bilinmez ve metinlerinde Amasya'yı anan bir pasaja rastlamadık. Şehirle bağı eserlerinden çok görevleri üzerinden kurulur. Hüsameddin'in kayıtlarına göre 888'de (1483) Amasya fetvası "Cemâlîzâde Zenbilli Alî Çelebi"ye verilmişti; TDV'ye göre 1486'da Amasya'daki Sultan Bayezid Medresesi tamamlanınca bu medresenin müderrisi olarak şehre yeniden gelmiş ve müftülüğü de üstlenmişti. Şehzade Ahmed'in oğullarının 1491'deki sünnet düğününde hocası Birgivîzâde Mustafa Efendi'yi Amasya âlimlerinin önüne geçirmesine gücenerek görevini bırakıp İstanbul'a döndüğü anlatılır. Bu yıllar, onun fetva verme alışkanlığını ve fetva mecmuasının malzemesini ilk kez bir sancak merkezinde biriktirdiği dönem olarak düşünülebilir; ancak mecmuadaki fetvaların hangi yıllara ait olduğuna dair bir bilgiye ulaşamadık.

Hüsameddin, onu Amasya'dan yetişen büyük âlimler arasında sayar ve ailesinin Amasya'daki izlerini sülale sülale kaydeder. Halk arasında İslâm Mahallesi denen Eslem Mahallesi'ni anlatırken, mahalleye adını veren ve ünlü hattat Şeyh Hamdullah'ın halası olan Eslem Hatun'un Cemâlî Mehmed Çelebi ile evlendiğini, Zenbilli'nin babası Kemal Çelebi'nin de bu evlilikten doğduğunu yazar. Bu kayda göre Zenbilli Ali Efendi, Şeyh Hamdullah'ın halasının torunudur. Hüsameddin sözünü şöyle bağlar:

Bu mahalleden müşârün-ileyh "Zenbilli Ali Efendi" gibi şeyhülislâm ve "Pîrî Mehmed Paşa" gibi sadr-ı a'zam zuhûr etmişdir.

Günümüz Türkçesiyle: Bu mahalleden adı geçen Zenbilli Ali Efendi gibi bir şeyhülislâm ve Pîrî Mehmed Paşa gibi bir sadrazam çıkmıştır. Hüsameddin'in bu sahiplenişi, TDV'nin de hatırlattığı gibi, onun pek çok tanınmış kişiyi Amasyalı gösterme eğilimiyle birlikte okunmalıdır. Ramazan Ata ise Aksaray kökenli Cemâlîler ailesinin hemen bütün mensuplarının yolunun Amasya'dan geçtiğini, bunun Cemâleddin Aksarâyî'nin Hacı Şadgeldi Paşa'nın davetiyle yirmi yıl kadar Amasya'da bulunmasıyla başladığını yazar. Bu açıdan Zenbilli'nin Amasya'yla bağı, doğum yeri tartışması bir yana bırakılsa da, bir ailenin kuşaklar boyu süren Amasya ilişkisinin parçasıdır.

Etkisi ve Kaynaklarda Değerlendirilmesi

Zenbilli'nin asıl etkisi yazdıklarından çok fetva makamında yaptıklarındadır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre İstanbul müftülüğünün vezîriâzamlık gibi bir kurum hâline gelmesinin ilk önemli adımları onun görevi sırasında atılmış, İstanbul'daki Beyazıt Medresesi müderrisliği ile II. Bayezid evkafının nezareti onunla birlikte İstanbul müftülerine bağlanmıştır. Yavuz Sultan Selim'e karşı direnişini anlatan rivayetlerin de, TDV'nin ifadesiyle, kurumlaşmakta olan şeyhülislâmlığın önemini vurgulama amacı taşıması ihtimali yüksektir.

Ramazan Ata, onu Kanuni dönemi kanunnamelerinin düzenlenmesinde etkili bir hukukçu, padişahların sınırsız sayılabilecek yetkilerini dinin adalet anlayışıyla sınırlayan ve "nizâm-ı âlem" düşüncesinin önemli bir temsilcisi olarak değerlendirir. Ahmet İnanır ise onu tasavvufa olumlu yaklaşan şeyhülislâmlardan biri sayar, ama fetva usulü ve kaynakları bakımından muhtemelen Kemalpaşazâde ve Ebussuûd'a yakın bir çizgide durduğunu düşünür. XVI. yüzyılın sonunda Şeyhülislâm Çivizâde Mehmed Efendi'nin de risalenin ona ait olmadığını, bu isnadın sûfîlerce bilerek yapıldığını yazdığı biyografide aktarılmıştır.

Oğullarının yazarlığı, ailenin ilmî geleneğinin devam ettiğini gösterir: Muhyiddin Mehmed Şah Efendi (Molla Çelebi) bir Târîh-i Âl-i Osmân, Rûhî Çelebi bir başka Tevârîh-i Âl-i Osmân yazmıştır; Fudayl Çelebi ise manzum ve mensur çeşitli eserleri olan bir âlimdir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar