On sekizinci yüzyıl, Osmanlı taşrasında yerel ailelerin devletle halk arasındaki aracılıktan çıkıp fiilî yöneticiler hâline geldiği bir dönemdir. Merkezî hükümetin cephelerde ve hazinede yaşadığı sıkıntılar, vergi toplama, asker çıkarma ve asayişi sağlama gibi işlerin giderek bu ailelere bırakılmasına yol açtı. Orta Anadolu'da bu sürecin en çarpıcı örneği, merkezi Bozok'ta, yani bugünkü Yozgat'ta olan Çapanoğulları'dır. Aile, nüfuzunu Amasya sancağına da uzattı; Amasya'nın idaresi bir yandan Çapanoğulları'nın, bir yandan da Samsun yöresinden yükselen Canikli ailesinin rekabetine sahne oldu. Şehrin sancak yönetimi bu çekişmenin sürekli el değiştiren ödüllerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Âyanlık Kurumunun Doğuşu

Âyan, Arapça "göz" anlamına gelen ayn sözcüğünün çoğuludur ve halkın gözünde soy ve itibar bakımından öne çıkmış kişileri anlatır. Kurum, ilk İslam devletlerinde görülmüş ve Anadolu Selçuklu Devleti aracılığıyla Osmanlılara geçmiştir. Sözcük Osmanlı belgelerinde çok geniş bir anlamda kullanılır. Voyvoda, mütesellim, muhassıl, mutasarrıf ve vali olarak görev yapan yerli hânedanlar da âyan, derebeyi ya da mütegallibe denilerek anılmıştır. Ayrıca kadılar, müftüler, müderrisler, tarikat şeyhleri, esnafın ve tüccarın önde gelenleri, mültezimler, emekli kapıkulları ve çocukları da âyandan sayılmış, bunların hepsine birden "a'yân-ı vilâyet" adı verilmiştir.

Klasik dönemde kurumlar işini gördüğü için âyanın nüfuzu yaşadığı kasabanın sınırlarını aşmazdı. Her şehir ve kasabada, a'yân-ı vilâyet arasından seçilen ve baş âyan, reîs-i a'yân ya da resmî âyan denilen bir kişi bulunur, halkın devlete, devletin halka karşı temsilciliğini yürütürdü. Bu kişi bulunduğu yerin ihtiyaçlarını karşılar, vakıfların tevliyet ve nezaret işlerine bakar, satılan malların fiyatını belirler, bilirkişilik yapar, bazı vergilerin ne zaman toplanacağını saptar, kötü yöneticilerin görevden alınması için halkın isteklerini İstanbul'a iletirdi. Vali ve kadılar bir bölgede yapılacak işlerde muhatap olarak baş âyanı görürdü.

On altıncı yüzyılın ikinci yarısından itibaren idarede ve düzende aksaklıklar belirince âyanın önemi arttı. 1559'dan sonra Anadolu'ya yayılan kapıkulları ve askerî sınıftan emekliler, murâbaha ve iltizam yoluyla zenginleşerek âyana katıldı. Âyan iltizamlara ortak olarak, çiftçiye borç vererek servetini ve toprağını büyüttü, borçlu halkı kendisine bağımlı kıldı. Suhte ve levent isyanlarında zorba yöneticilere karşı halkın yanında yer alması da onu korunma arayan köylünün sığınağı yaptı. On yedinci yüzyılın Celâlî isyanları ve timarlı sipahiliğin ihmali yüzünden boşalan timarlar iltizama verilince, mültezim olan âyan köylüye âdeta hükmeder oldu; toprağını bırakan çiftçiler ve leventler ona sığındı, böylece hem çalışan hem savaşan nüfus bakımından güç kazandı. Paşmaklık ve arpalık olarak verilen yerlerde voyvoda ve mütesellim olarak yerli âyanın atanması da idarî yetkiyi ekledi.

Mâlikâne, Savaşlar ve Hânedanlaşma

1683'te başlayan II. Viyana Kuşatması'nın doğurduğu mali sıkıntıyı gidermek için 1695'ten itibaren bazı mukātaaların mâlikâne usulüyle ve ömür boyu iltizama verilmesi, âyanlığın gelişmesinde belirleyici oldu. Bu uygulama bölgedeki gelir kaynaklarının denetimini ve bunlardan yararlanma hakkını sağlamlaştırıyor, çoğu kez mirasla sürdürme imkânı veriyordu. 1683 ile 1718 arasında cephelerde alınan yenilgiler ve mali buhranlar da vergi toplayan ve maliyeye borç veren âyanı daha değerli kıldı. On sekizinci yüzyıldan itibaren âyan savaşlarda da hizmet etmeye başladı; 1726'dan sonra İran savaşları sırasında beylerbeyilik ve sancak beyliği gibi görevlere getirildi ve bu yolla reaya kesiminden askerî zümreye geçerek âyan sıfatını kaybetti.

On sekizinci yüzyılın ortalarına doğru merkezin taşradaki gücü azaldı ve bir âyan ailesi kendi bölgesinde sürekli yöneticilik yapınca, âdeta hânedan niteliği taşıyan büyük aileler ortaya çıktı. Bu ailelerin görevleri arasında şehir ve esnaf için gerekli malları sağlamak, erzak ve ham madde fiyatlarını belirlemek, kamu binalarını yaptırıp onarmak, eşkıya yakalamak, orduya asker ve hayvan sağlamak, İstanbul'a erzak ve koyun göndermek, Baruthane'nin güherçile ihtiyacını karşılamak ve vergileri toplamak bulunuyordu. Merkez zayıf olduğu için bu aileler görevlerini yürütürken çoğu zaman haklı ya da haksız kendi çıkarlarını da gözettiler. Tuzcuoğulları Rize dolaylarında, Canikli Hacı Ali Paşa ve oğulları Samsun çevresinde, Çapanoğulları Yozgat yöresinde, Zennecizâdeler Kayseri'de, Müderriszâdeler Ankara'da, Karaosmanoğulları Manisa'da, Pazvandoğlu Vidin'de, Tepedelenli Ali Paşa ile oğulları Yanya'da ün kazandı.

Âyanlık Seçimleri ve Merkezin Müdahalesi

Belgelere göre âyanlık seçimleri ilk kez 1680'li yıllarda yapılmıştır. Seçimi kazanan adayın halktan bir mahzar, kadıdan bir ilâm ve validen bir buyruldu alması gerekirdi; buyruldu karşılığında "âyâniye" adlı bir ücret ödenirdi. Seçimlerin süresi, esasları ve seçmenlerin kimlerden oluştuğu konusunda kesin bilgi yoktur, çünkü bir nizamnâme bulunmamıştır; kaynaklar seçmen olarak yalnız halkı, yalnız vilâyet âyanını ya da her ikisini gösterir. Zamanla valiler, eşrafın reîs-i a'yânlık rekabetinden yararlanıp rüşvet karşılığı buyruldu vermeye başlayınca merkez müdahale etmek zorunda kaldı.

İlk müdahale 1765 Nisan'ında Sadrazam Muhsinzâde Mehmed Paşa'dan geldi; valilerin buyruldu vermesi yasaklandı ve adayın durumu sadrazamca soruşturulacaktı. 1768-1774 Rus savaşı sırasında, ölen âyanın yerine yenisinin atanması uzun sürdüğü için 1769 Ocak'ında halkın seçimine dayanan sisteme geçildi. Rüşvetle buyruldu alma ve âyanlık kavgaları sürünce 1779 Nisan'ında 1765 uygulamasına dönüldü, 1784 Mayıs'ında ise sadrazam mektubu olmadan reîs-i a'yân olunamayacağı yeniden hükme bağlandı. Çatışmalar kanlı biçimlere varınca Bâbıâli 1786'da âyanlığı kaldırıp yerine şehir kethüdâlığını getirdi. Kethüdâlar âyan kadar güçlü ve itibarlı olmadığı için emirleri uygulayamadı; 1787 Rus savaşının hazırlıklarında görülen aksaklıklar üzerine 1790 Kasım'ında, her kazanın halk tarafından seçilen âyanlarının hüccet-i şer'iyye ile atanması, valilerin işe karışmaması ve kadının hüccet karşılığı ücret almaması kararlaştırıldı.

Çapanoğulları'nın Kökeni ve Yükselişi

Cebbarzâdeler, Çaparzâdeler ve Çaparoğulları adlarıyla da anılan aile, muhtemelen on yedinci yüzyılın ortalarında Bozok sancağına yerleşmiştir. Mamalu Türkmenleri'ne bağlı olan ailenin bilinen en eski atası 1704'te ölen Ömer Ağa'dır; Çapar Ömer Ağa'nın bilinen tek oğlu Ahmed Ağa'dır. Ahmed Ağa 1728'de Yeni İl has voyvodası olarak görünür, başarılı hizmetleri üzerine 1732'de Mamalu Türkmeni voyvodalığına, daha sonra da Bozok sancağı voyvodalığına getirildi. Din ve mezhep ayırımı gözetmediği için bölgedeki halkı kendisine bağladığı, Bâbıâli ile iyi geçindiği, yörede asayişi sağladığı, gerektiğinde İstanbul'a et, cepheye asker ve zahire gönderdiği anlatılır. Bu hizmetler çevresindeki âyanlara üstünlük kurmasını kolaylaştırdı ve oğlu Mustafa'nın 1729'da Bozok sancağı mütesellimliğine, 1736'da voyvodalığına atanmasına imkân verdi.

Ahmed Ağa 1745'te kapıcıbaşılık payesini aldı ve 1755'te Bozok voyvodalığı mâlikâne olarak kendisine verilince bölgenin tartışılmaz hâkimi oldu. Bir ara Tokat voyvodalığını da elinde tuttu, 1758'de Yeni İl voyvodalığını mâlikâne olarak aldı, 1761'de mîrimîranlıkla Sivas valisi oldu. Yaptığı hatalar ve düşmanlarının girişimleri yüzünden ertesi yıl görevden alındı, suçsuz olduğu anlaşılınca 1763'te Bozok sancağı iade edildi, Çorum arpalık olarak verildi, 1764'te Niğde de aynı biçimde eklendi. İstanbul'daki itibarı arttıkça bölge halkına yeniden baskı yapmaya başladı ve Maraş valiliğini istemeye kadar vardı. Merkezî hükümet buna sert tepki gösterdi ve Çapanoğlu Ahmed Paşa 1765'te idam edildi. Malları zapt edildi, Bozok ve Mamalu mâlikâneleri geri alındı, ancak diğer mülkü çocuklarına bırakıldığı için ailenin mali gücü sürdü.

Ailenin idarî nüfuzu 1768 dolaylarında yeniden belirdi. Mamalu mâlikânesi Ahmed Paşa'nın oğulları Mustafa ve Süleyman beylere verilmiş, 1768 başlarında Bozok mütesellimliği büyük kardeş Mustafa Bey'e geçmişti. Mustafa Bey bölgede asayişi bozmaya çalışan leventlere ve oymaklara göz açtırmadı ve aynı yıl kapıcıbaşılık unvanını aldı. 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşında Bâbıâli'ye sadakatten ayrılmaması hükümetin teveccühünü kazandırdı; kardeşi Selim Bey 1769-1770'te Sivas mütesellimliğine getirildi, 1771'de bu görev asayişi sağlaması şartıyla Mustafa Bey'e verildi. 1773'te Kayseri sancağı mütesellimi olan Mustafa Bey'in oğlu Ali Rızâ Bey ve kardeşi Süleyman Bey 1774'te kapıcıbaşılıkla ödüllendirildi. Mustafa Bey 1775'te mîrâhûr-ı sânî ve Çankırı sancağı mütesellimi oldu, kendisine verilen surre eminliği görevinden sonra hacı unvanını aldı.

Amasya Üzerinde Canikliler ile Rekabet

Amasya'nın bu hikâyedeki yeri, Samsun ve Canik çevresinden yükselen Canikli Hacı Ali Paşa ailesiyle doğrudan bağlantılıdır. Hacı Ali Paşa 1720-21 yılında İstanbul'da doğmuştu; babası Fatsalı Ahmed Ağa kapıcıbaşıydı. 1762'de Canik muhassılı oldu ve Samsun ile Amasya çevresini eşkıyadan temizledi. 30 Mayıs 1772'de Amasya sancağı kendisine mâlikâne olarak verildi, ardından Tokat voyvodalığı ve kapıcıbaşılık unvanı geldi. Canikliler'in Karadeniz kıyısından iç bölgelere doğru yayılması Çapanoğulları'nın aleyhineydi; iki ailenin rekabetinin ilk izlerine, Amasya'nın ve ardından Sivas'ın Canikliler'e verildiği 1772'de rastlanır. Bu yerleri kendi nüfuz alanı sayan Çapanoğlu Mustafa Bey, Hacı Ali Paşa'nın İran ve Kırım seraskerlikleri sırasında istediği yardımları yapmayarak onun Bâbıâli'nin gözünden düşmesine çalıştı.

1778'de Hacı Ali Paşa Erzurum valisi olurken Sivas valiliği vezirlikle henüz on sekiz yaşındaki küçük oğlu Mikdad Ahmed Paşa'ya, Çorum sancağı da yeğeni Mehmed Bey'e verildi. Bu atamalarla Çapanoğulları'nın etki alanındaki Çankırı sancağı Canikliler tarafından kuşatılmış oluyordu. Hacı Ali Paşa'nın son Kırım seferindeki başarısızlığı, halka eziyet ederek servetini haksız biçimde arttırdığı yolundaki şikâyetler ve Çapanoğlu Mustafa Bey ile bozuşması İstanbul'da hoşnutsuzluk doğurdu. Mikdad Ahmed Paşa'nın baskısına dayanamayan Amasya âyanları 1778 sonlarında Çapanoğlu Mustafa Bey'e sığındı. Bunun üzerine hükümet 1779 başlarında Hacı Ali Paşa'yı Sivas valiliğinden uzaklaştırıp Trabzon'a naklettirdi ve haksız yere el koyduğu malları sahiplerine geri vermesini emretti.

Mustafa Bey bu durumdan yararlanarak 1779 ortalarında Mikdad Ahmed Paşa'ya Bâbıâli'nin emrine uyması gerektiğini bildiren bir yazı gönderdi. Vezir unvanlı bir paşa olan Mikdad Ahmed, kendisinden aşağı bir makamdaki sancak mutasarrıfının bu müdahalesini sert karşıladı, Çapanoğlu topraklarına saldırdı ve yenildi. Amasya Çapanoğlu Mustafa Bey'in eline geçti. Hacı Ali Paşa İstanbul'a başvurup Çapanoğlu'nun idam edilmesini, aksi hâlde kendisinin cezalandıracağını bildirdi, fakat Bâbıâli bu çekişmede Çapanoğulları'nın yanında yer aldı. Hacı Ali Paşa ve oğlu Battal Hüseyin Bey Kırım'a kaçtı, Mikdad Ahmed Paşa Bursa'da gözaltına alındı. Sivas Valisi İzzet Mehmed Paşa'nın 20 Şubat 1781'de ikinci kez sadarete getirilmesinden sonra, Canik çevresinde Çapanoğulları lehine bozulan dengeyi düzeltmek amacıyla Canikliler aynı yılın eylülünde affedildi. Mikdad Ahmed Paşa'ya Erzurum valiliğiyle birlikte arpalık olarak Amasya sancağı verildi ve iki aile yeniden komşu oldu. Bu kez Hacı Ali Paşa temkinli davrandı: Mustafa Bey'in kölelerinden bazılarını kendi tarafına çekti ve onlar eliyle 1782 Nisan'ında Çapanoğlu Mustafa Bey'i öldürttü.

Süleyman Bey Dönemi

Mustafa Bey'in ölümü üzerine Bozok mutasarrıflığı kardeşi Süleyman Bey'e verildi ve ailenin yaklaşık otuz yıl sürecek en parlak dönemi başladı. Süleyman Bey akıllı, tedbirli ve Bâbıâli'ye karşı genel olarak itaatli bir siyaset izledi. Nüfuzu Bozok dışında Çankırı, Amasya, Şebinkarahisar, Kayseri, Halep, Adana, Tarsus, Konya Ereğlisi, Niğde, Kırşehir ve Ankara'ya kadar yayıldı; etkisi Çorum, Maraş, Ayıntab ve Rakka'da hissedildi. III. Selim'in Nizâm-ı Cedîd hareketini desteklemesi ve Divriği çevresine hâkim Köse Paşa hânedanı gibi âyanlarla akrabalık kurması da bu genişlemeye yardımcı oldu. 1783'ten itibaren Yeni İl hassı voyvodası olarak görülen Süleyman Bey, 1786'da Mısır'daki kargaşayı bastırmak üzere gönderilen orduya bin asker yolladı ve bu çabaları ona 1787'de Çankırı mutasarrıflığını, bir yıl sonra Ankara mütesellimliğini kazandırdı.

1787-1792 savaşlarında cepheye asker ve zahire gönderdi, 1790'da dört bin askerle Rumeli cephesine gitti ve ertesi yıl seferlere bizzat katıldı. Bâbıâli bu hizmetlere karşılık 1790'da kendisine büyük mîrâhurluk ve hil'at, büyük oğlu Abdülfettah'a kapıcıbaşılık verdi; 1791'de de kürkle birlikte Amasya sancağı muhassıllığı kendisine tevcih edildi ve bu görev 1793'e kadar elinde kaldı. 1794'te Bereketli ve Bozkır madenlerinin emanetini ve Adana ile Tarsus mütesellimliklerinin yakınlarına verilmesini sağladı. Aynı yıllarda zaman zaman itaatsizlik gösterdiği görüldü, ancak Bereketli madeni 1798'de elinden alınınca yeniden itaatkâr oldu. Rumeli'deki Pazvandoğlu isyanı ve Mısır'daki Fransız işgali karşısında merkezin emriyle asker gönderdi, kendi çevresindeki asayişsizliği bastırdı.

1805 Olayları ve Amasya Sancağı

Süleyman Bey, 1793'ten itibaren Nizâm-ı Cedîd ordusunun mali kaynağını oluşturan îrâd-ı cedîd vergilerinin toplanmasına katıldı, yeni ordunun Anadolu'da yerleşmesi, asker sayısının artması ve kışla yapımı için çalıştı. III. Selim 1805 başlarında, Nizâm-ı Cedîd teşkilatını kurması şartıyla Amasya sancağının mütesellimliğini ona verdi. Aynı yıl Canikli Hacı Ali Paşa'nın torunu Tayyar Mahmud Paşa'nın iki yıl kadar önce isteyip alamadığı Sivas valiliği, vezirlikle Süleyman Bey'in oğlu Mehmed Celâleddin Paşa'ya tevcih edildi. Tayyar Mahmud Paşa asker toplayarak tepki gösterdi; işin büyümemesi için padişah Amasya sancağını Süleyman Bey'den geri aldı ve Süleyman Bey karara saygı gösterdi.

Tayyar Mahmud Paşa yine de yatışmadı. İstanbul'daki Nizâm-ı Cedîd karşıtlarının, aralarında Şehzade Mustafa'nın da bulunduğu kışkırtmalarına kapılarak îrâd-ı cedîdi kaldıracağını ilan etti ve 1805 Haziran'ında önce Amasya'yı, ardından Çapanoğulları'nın etki alanındaki Tokat ve Zile'yi işgal etti. Çapanoğlu kuvvetleri karşılık vermek zorunda kaldı, Bâbıâli Tayyar Mahmud Paşa'yı fermanlı ilan etti. Yenilen paşa Sohum üzerinden Kırım'a kaçtı ve Süleyman Bey ağustosta Amasya sancağını yeniden elde etti. Paşanın Rusya'dan para ve silah yardımı aldığı da öne sürülmüştür.

1807 Mayıs'ındaki Kabakçı Mustafa isyanıyla Nizâm-ı Cedîd sona erdi ve III. Selim tahttan indirildi. Yeni yönetim Nizâm-ı Cedîd'i desteklemiş olan Süleyman Bey'den Amasya sancağını geri aldı, oğlu Mehmed Celâleddin Paşa'yı Sivas'tan Diyarbekir'e nakletti; buna karşılık Nizâm-ı Cedîd'e karşı çıkan Tayyar Mahmud Paşa affedilip Trabzon valiliğine, Canik ve Şebinkarahisar sancaklarına getirildi ve kısa süre sonra sadâret kaymakamlığı payesini aldı. 1808 Temmuz'unda II. Mahmud tahta çıktıktan sonra Tayyar Mahmud Paşa idam edildi ve Canikli ailesinin Kuzeydoğu Anadolu'daki, kesintilerle sürmüş hâkimiyeti sona erdi. Süleyman Bey aynı yılın Ekim ayında Alemdar Mustafa Paşa'nın topladığı âyanlar toplantısına katıldı ve Sened-i İttifak'ı imzaladı; ardından bölgesinde sekbân-ı cedîd birlikleri kurmaya girişti, Rus savaşına asker gönderdi. Bu savaşta Sivas Valisi olan oğlu Mehmed Celâleddin Paşa Ruslara esir düştü. Süleyman Bey 1808'de Şebinkarahisar voyvodalığını, 1810'da Kayseri, 1811'de Kırşehir mütesellimliğini elde etti.

Merkezîleşme ve Gerileme

Alemdar Mustafa Paşa sadrazamlığa kadar yükselen tek âyan olarak tarihe geçti. Sened-i İttifak'la âyanın konumuna hukukî bir nitelik kazandırmak istedi, ancak âyanın çoğu belgeyi imzalamamıştı ve imzalayanlar da zümre çıkarlarını koruma bilincinden yoksundu. 16 Kasım 1808'de çıkan yeniçeri ayaklanmasında Alemdar Mustafa Paşa öldü, belge hükümsüz kaldı. II. Mahmud âyanın Nizâm-ı Cedîd'in sonunda ve Sened-i İttifak'ın hazırlanmasında oynadığı rolü unutmadı ve merkeziyetçi bir siyasete yöneldi. İsyancı âyana ordu gönderdi, kimi zaman onları birbirine düşürdü; itaatkâr ve güçlü olanlara ise kuvvet kullanmadı, ölümlerini bekledi ve yerlerine vârisleri yerine Bâbıâli'nin temsilcilerini atadı.

Çapanoğulları bu siyasetin tipik bir örneğidir. Süleyman Bey 1813'te ölünce II. Mahmud Bozok sancağını aileden kimseye vermedi. Abdülfettah Efendi, Abbas Hilmi, Mahmud, Hamza ve İzzet beyleri İstanbul'a getirterek göz önünde tuttu. Bozok için en güçlü aday görünen Mehmed Celâleddin Paşa'yı Maraş, Erzurum, Karaman, Adana ve Rakka gibi görevlerle Yozgat'tan uzak tuttu; 1828-1829 Rus harbinde Yenikale'nin düşmesinden sorumlu görerek vezirliğini kaldırdı ve kapıcıbaşılıkla Tekirdağ'a sürdü. Tanzimat yöneticileri de aileyi genellikle Yozgat dışında görevlendirdi: Abbas Hilmi Paşa 1846'da Karesi muhassıllığına, 1847'de Sivas mutasarrıflığına getirildi ve 1859'da öldü, Mahmud Bey 1847'de Trablusşam kaymakamı oldu. Merkez, Bozok'taki hâkimiyetini tehlikeye düşürecek gücü kalmayan aile üyelerini Yozgat'ta bırakmakta sakınca görmedi, huzursuzluk çıkaranları ise dışarı sürdü. Aile siyasî nüfuzunu yitirdi, ancak Süleyman Bey'in bıraktığı servet sayesinde etkisi sürdü.

Genel olarak âyanlığın sonu da benzer biçimde geldi. Tanzimat döneminde âyanın görevleri yeni kurulan kurumlara devredildi, Bâbıâli ölen âyanın yerine yenisini atamayarak resmî âyanlığı sona erdirdi. Âyan olarak bilinen kişiler ise vilâyet, liva ve kaza idare meclislerine yerel temsilci olarak katılarak etkilerini sürdürdü; 1847 tarihli Tapu Nizamnâmesi ile 1858 tarihli Arazi Kanunnâmesi, tasarruf ettikleri toprağın sahibi olmalarına imkân verdi.

İmar ve Vakıf Faaliyetleri

Çapanoğulları servetinin bir bölümünü idareleri altındaki yerlerin imarına ve vakıflara ayırdı. Ahmed Ağa 1749'da Yozgat yakınındaki Saray köyünde bir cami, dört yıl sonra Yozgat'ta bir medrese yaptırdı ve vakıflar tahsis etti. Büyük oğlu Hacı Mustafa Bey 1779'da Yozgat'ta Câmi-i Kebîr ya da Çapanoğlu Camii olarak bilinen kubbeli camiyi inşa ettirdi; İstanbul'daki Ayazma ve Nuruosmaniye camilerine benzer barok üslupla yapılan eserine 1780'de bir çeşme ve türbe ekledi, vakfiye düzenledi. Vakfa ayırdığı seksen dükkân ve han sayesinde Yozgat bir idare ve ticaret merkezi hâline geldi. Süleyman Bey camiyi genişletti, bir okul, hamam ve konak yaptırdı; 1793'te kurduğu vakıfta altmış kadar dükkân ve bir hamam vardı. Süleyman Bey'in büyük oğlu Abdülfettah Efendi (ö. 1840) babasının vakıflarına otuz iki dükkân ve bir fırın ekledi, bir zelzelede yıkılan Çorum'daki Câmi-i Kebîr'i ve bitişiğindeki medreseyi yeniden yaptırdı, 1828-1829 savaşında devlete 10.000 yaldız altını yardım etti. Gemerek'teki Şâhruh Bey Mescidi de 1822'de Çapanoğulları tarafından onarıldı. Canikli ailesinin Amasya bağlantısı da vakıflarda görülür: Mikdad Ahmed Paşa'nın Amasya ve çevresinde vakıfları bulunmaktadır.

Sonraki Kuşaklar ve 1920 Ayaklanması

İmparatorluğun son döneminde ailenin Ömer Hulûsi Efendi'nin iki oğlu öne çıktı. Âgâh Efendi (ö. 1885) Türk posta ve basın tarihinde önemli bir yer tutar; 1861'de Postahâne-i Âmire nâzırlığı, 1872 ve 1876'da İzmit, 1884-1885'te Rodos ve Midilli mutasarrıflıkları ile Atina elçiliği görevlerini yürüttü. Müşir Şakir Paşa (ö. 1899) 1858'de Harbiye'yi bitirdikten sonra Rusçuk, Bağdat ve Hersek mutasarrıflıklarında, Petersburg sefirliğinde, Girit vali vekilliğinde ve Anadolu ıslahatı umumi müfettişliğinde bulundu.

Ailenin sosyal ve ekonomik nüfuzunu sona erdiren olay, Millî Mücadele sırasında Büyük Millet Meclisi hükümetine karşı çıkardıkları Yozgat ayaklanması oldu. Elebaşılar, Süleyman Bey'in üçüncü kuşaktan torunları olan Hacı Osman Nûri Bey'in oğulları Edib, Celâl ve Hâlid beylerdi. Edib ve Celâl beyler II. Meşrutiyet döneminde kaymakamlık, mebusluk ve mutasarrıflık yapmış, İttihat ve Terakkî Fırkası'na muhalefetleri yüzünden görevden alınmışlardı; Edib Bey Hürriyet ve İtilâf Fırkası'na girdi. Millî Mücadele'nin bir İttihatçı hareketi olduğu yönündeki propagandalar ve yerel rakiplerin rolü, ailenin Kuvâ-yi Milliye karşısında yer almasına yol açtı. Ankara'nın gönderdiği heyet kardeşleri ikna edemedi, 7 Haziran 1920'de Miralay İsmet Bey Sivas'taki Üçüncü Kolordu Kumandanı Selâhaddin Bey'e kardeşlerin tutuklanmasını emretti. Kardeşler 8 Haziran'da Yozgat'ı terk etti, adam topladı, 14 Haziran'da Yozgat'ı ele geçirdi. Ankara hükümetinin gönderdiği Çerkez Ethem Bey'in Kuvâ-yi Seyyâre'si 23 Haziran'da Yozgat'a girdi, ayaklanma kısa sürede bastırıldı. Ethem Bey 24 Haziran'da kurduğu divanıharpte aralarında Çapanoğlu Mahmud ve Vâsıf beylerin de bulunduğu on iki isyancıyı idam ettirdi. Hâlid Bey sonradan yakalandı, Amasya İstiklâl Mahkemesi tarafından idama mahkûm edilerek asıldı. Yusuf Ziya Bey Suriye'ye kaçtı, Edib ve Celâl beyler 1921'de affedilip İstanbul'a sürüldü, isyana katılmayan Sâlih Bey kovuşturmaya uğramadı. Çapanoğulları'nın Yozgat'taki konağı yağmalanıp yıkıldı ve ailenin yaklaşık iki asırlık nüfuzu bitti. Cumhuriyet döneminin tanınmış yazar ve gazetecilerinden Münir Süleyman Çapanoğlu (ö. 1973) da bu aileden gelir. Çapanoğulları halk edebiyatında şiir, türkü, efsane, hikâye, fıkra ve deyimlere de konu olmuştur.

Kronoloji

1695: Mukātaaların mâlikâne usulüyle ömür boyu iltizama verilmesi başlar.

1704: Çapanoğulları'nın bilinen en eski atası Ömer Ağa ölür.

1732: Ahmed Ağa Mamalu Türkmeni voyvodalığına getirilir.

1761-1765: Ahmed Ağa Sivas valisi olur, görevden alınır, 1765'te idam edilir.

1765: Muhsinzâde Mehmed Paşa âyanlık seçimlerine ilk müdahaleyi yapar.

1772: Amasya sancağı Canikli Hacı Ali Paşa'ya mâlikâne olarak verilir.

1779: Mikdad Ahmed Paşa Çapanoğlu topraklarına saldırır, yenilir; Amasya Mustafa Bey'in eline geçer.

1781: Canikliler affedilir, Amasya sancağı Mikdad Ahmed Paşa'ya arpalık olur.

1782: Çapanoğlu Mustafa Bey öldürülür, Süleyman Bey Bozok mutasarrıfı olur.

1786: Bâbıâli âyanlığı kaldırıp şehir kethüdâlığını getirir.

1790: Halkın seçtiği âyanların hüccet-i şer'iyye ile atanmasına karar verilir.

1791-1793: Süleyman Bey Amasya sancağı muhassılıdır.

1805: Amasya sancağı önce Süleyman Bey'e verilir, geri alınır, Tayyar Mahmud Paşa'nın işgalinden sonra ağustosta yeniden elde edilir.

1807: Kabakçı Mustafa isyanı, Amasya sancağı Süleyman Bey'den alınır.

1808: Sened-i İttifak imzalanır, Tayyar Mahmud Paşa idam edilir.

1813: Süleyman Bey ölür; II. Mahmud Bozok sancağını Çapanoğulları'na vermez.

1920: Yozgat ayaklanması bastırılır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

  • Özcan Mert, XVIII. ve XIX. Yüzyıllarda Çapanoğulları, Ankara 1980.
  • Süleyman Duygu, Yozgat Tarihi ve Çapanoğulları, İstanbul 1953.
  • Yücel Özkaya, Osmanlı İmparatorluğunda Âyânlık, Ankara 1977.
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Çapanoğlu_Oymağı

Çevrimiçi kaynaklar