Ankara Savaşı 28 Temmuz 1402'de Çubuk Ovası'nda yapıldı ve Yıldırım Bayezid'in Timur'a esir düşmesiyle sonuçlandı. Bayezid'in geride Süleyman, İsa, Musa, Mehmed, Mustafa ve Kasım adlı oğulları kalmıştı. Timur zaferden sonra Anadolu beylerine ait toprakları Osmanlılar'dan alıp eski sahiplerine iade etti, geri kalanı Bayezid'in oğulları arasında paylaştırdı. Fahameddin Başar'ın ifadesiyle, Yıldırım'ın kurduğu merkezî devlet dağılıp ortadan kalkma tehlikesiyle karşılaştı ve bu tehlike ancak Rumeli'deki sağlam yerleşme sayesinde atlatılabildi. 1402 ile 1413 arasındaki bu on bir yıl, Osmanlı tarihinde Fetret Devri adıyla anılır.
Şehzadelerden Süleyman Edirne'de, İsa Bursa ve Balıkesir yöresinde, Musa Timur'un serbest bırakmasının ardından kısa bir süre Bursa'da hükümdarlık yaptı. Dördüncü oğul Mehmed ise Amasya ve Sivas yöresine hâkim oldu. Bütün şehzadelerin ortak hedefi ilk başkent Bursa'ydı, ama Mehmed'in öteki kardeşlerden farkı, savaş kaybettiğinde dönecek bir yurdunun bulunmasıydı. Amasya bu dönemde Mehmed'e yalnızca kale duvarlarını ve ovasını sunmadı. Ona bir kadro, bir hazine düzeni, bir ordu ve bir meşruiyet çevresi kazandırdı, ve bunların çoğu Mehmed gelmeden önce de vardı. Kaynaklar olayların sırasında ve ayrıntılarında her zaman birbiriyle uyuşmaz. Bu farklar ilgili yerlerde ve ayrıca sondaki bölümde gösterilmiştir.
Ankara'dan Önce Amasya
Çelebi Mehmed 1386 ya da 1387'de doğdu. Yıldırım Bayezid'in Devlet Hatun adlı cariyesinden dünyaya gelen dördüncü oğluydu. Halil İnalcık'a göre Haziran 1399'da, yani Ankara'dan üç yıl önce, daha önce Eretna hanedanının toprağı olan ve Amasya, Tokat, Sivas ile Ankara'yı kapsayan Rum vilayetine vali olarak gönderildi. Hüsameddin'in Amasya Tarihi bu atamanın arka planını daha ayrıntılı verir. Sivas'ta Kadı Burhaneddin'in 1398'deki ölümünden sonra Osmanlılar Sivas'ı almış, Amasya'da ise elli dört yıldır hüküm süren Kutlu Şah hanedanı hâlâ yerinde duruyordu. Timur'un doğudan yaklaştığı anlaşılınca, şehrin hanedan mensuplarını sınır boyunda bırakmak güvenli görülmedi. Yönetim şehzadelere verildi, Kutlu Şah soyundan gelenler Bursa ve Edirne'ye yerleştirildi.
Hüsameddin, atamayı 801 yılı Şevval ayına (Haziran 1399) tarihler ve şehzadenin Zilkade ayında Amasya'ya büyük bir ihtişamla geldiğini yazar. Yanında bir sekbanbaşı ve yeterli sayıda yeniçeri vardı. Çelebi Mehmed o sırada on üç yaşındaydı, bu yüzden devlet işini asıl yürüten, yanına verilen lalalardı. Konya beylerbeyi Ali Paşa hem Amasya muhafızı hem şehzade lalasıydı. Daha önceki lalası, Kutlu Paşa'nın kardeşi Yakut Paşa'ydı. Yakut Paşa, Amasya emiri Hacı Kutlu Şah'ın soyundan geliyor ve küçük yaşından beri Osmanlı sarayında yetişmiş bir Amasyalı sayılıyordu. Şehzadenin hocası, Niğdelioğlu Sofi İmadeddin Bayezid Çelebi adındaki Amasyalı âlimdi. Merzifon, Gümüş, Ladik, Mecidözü, Köprü, Zeytun ve Osmancık kazalarında ise yerel beyler bulunuyordu. Hüsameddin bunların adlarını tek tek sayar, çünkü bu beyler Fetret yıllarında hem şehzadenin yardımcısı hem de bazen başına dert olacaklardı.
Amasya'nın kendi eşrafı da Osmanlı hanedanının yanındaydı. Hüsameddin'e göre hanedanı en çok savunanlar Gümüşlüzadeler, Sunkurzadeler, Torumtayzadeler ve Halifetzadelerdi, yani şehrin en eski ve en nüfuzlu aileleri. Kutlu Şah soyuna yakın duranlar da vardı, Şeyh Şadî Çelebi bunlardandı ve şehzade geldikten sonra şehirden uzaklaştırılıp kendi çiftliğine gönderildi. Başka bir deyişle Mehmed boş bir şehre gelmedi. Kendisine yarayacak, bir bölümü şehzadeyle birlikte yükselecek bir yönetici sınıfın ortasına düştü.
Timur Anadolu'da Dolaşırken
Hüsameddin'e göre 803 yılında Timur'un Erzurum'a kadar geldiği haberi yayıldı, yıl sonuna doğru Sivas'a ansızın baskın yapıldı. Sivas'ın sakinleri kılıçtan geçirildi, kaçabilenler Amasya'ya sığındı ve şehir mültecilerle doldu. Timur askerini iki koldan Ankara'ya sürdü. Bir kol Erzincan, Niksar, Canik ve Çankırı üzerinden, öteki Sivas, Tokat ve Kayseri üzerinden ilerliyordu. Amasya bu iki kolun arasında kalmıştı. Mehmed 804 yılı Zilkade ayında topladığı askerle Amasya'dan Ankara'ya doğru yola çıktı, Amasya'nın başına vekil olarak Yakut Paşa'yı bıraktı. Yıldırım'ın ordusu Çubuk Ovası'nda bozuldu.
Savaştan sonra Mehmed'in nereye gittiği konusunda kaynaklar ayrılır. Başar, Mehmed'in doğrudan Amasya ve Sivas yöresine çekilip burada sessizce oturduğunu yazar. Hüsameddin ise şehzadenin Bolu'ya gidip Timur'un öfkesinden saklandığını, Amasya'nın bu sırada Yakut Paşa'nın idaresinde kaldığını anlatır. İki anlatım birbirini tamamen dışlamaz, çünkü şehzadenin kısa bir süre Amasya dışında bulunduğu ve Amasya'nın bir süre başsız kaldığı Hüsameddin'in anlatısında açıkça yer alır. İnalcık da şehzadenin Timur'un hükümranlığını kabul ederek Tokat ve Amasya bölgesindeki yerini meşrulaştırdığını belirtir.
Timur Anadolu'yu eski beylerine ve kendi ordusuna katılan derebeylerine dağıtırken, Amasya emirliğini Kara Devletşah'a verdi. Kara Devletşah, Ankara'da Osmanlılar'dan önce hüküm süren Bahtiyaroğlu ailesinden geliyordu. Hüsameddin onu zalim ve güvenilmez biri olarak tanıtır. Yaklaşık on iki bin süvarisiyle Hakala köyüne indi, Suluova'yı tuttu ve çevre kazalara oradan hükmetmeye başladı. Amasya bu sırada iki yöneticili bir şehirdi. Şehrin ve kalenin içinde Yakut Paşa, dışında ise Kara Devletşah söz sahibiydi. Amasya eşrafı boğazları kapadı ve Kara Devletşah'a boyun eğmeyeceğine dair birbirine söz verdi. Müftü Gümüşlüzade Şücaeddin İlyas, Hankâh-ı Mesudî şeyhi Şihabeddin Ahmed, müderris Şemseddin Ahmed (halk arasındaki adıyla Şeker Çelebi) ve Ladikli Tacüddin İsrafil bu ittifakın başındaydı. Ladik, Mecidözü ve Köprü beyleri de dışarıdan destek verdi.
Timur'un Oğlu Amasya'da: Âlimlerin İmtihanı
Kara Devletşah durumu Timur'a bildirdi. Amasyalılar da bir dilekçe göndererek "sıradan bir köle gönderin, itaat ederiz, yeter ki zalim Kara Devletşah'a itaatten bizi bağışlayın" dediler. Timur, Hüsameddin'in Yezdî'nin tarihinden aktardığına göre, oğlu Kara Mehmed Sultan'ı ve hocası Numaneddin Abdülcebbar el-Mutezilî'yi bir askerî birlikle Amasya'ya yolladı. Heyet 1402 sonbaharında şehre girdi. Yakut Paşa tehlikeyi sezip Bolu'ya, şehzade Mehmed'in yanına gitti. Amasya'nın âlimleri ve eşrafı toplandı, itaatsizliklerinin nedeni soruldu, ardından ulemaya akli ve nakli ilimlerden on soru yöneltildi. Hüsameddin, Timur'un âdetini şöyle aktarır: gittiği yerin âlimlerini sınar, cevap verebilirlerse şehri yağmadan bağışlar, veremezlerse yağma ve katliam yapardı.
Müftü Pir Şücaeddin İlyas sorulara duraksamadan cevap verdi. Hüsameddin bu olayı Katip Çelebi'nin Süllemü'l-vusûl'ündeki tercüme-i hâlinden aktarır ve Timur'un bu âdetini İbn Şıhne'nin de yazdığını ekler. Şeker Çelebi'nin üç dilde konuşabilen güçlü bir hatip olması da heyetin ikna edilmesine yardım etti. Böylece Kara Mehmed Sultan, Kara Devletşah'ın yerine Hacı Kutlu Şah'ın soyundan Şadgeldi Bey'i Amasya emirliğine atadı. Şadgeldi Bey, Devatdar Ahmed Paşa'nın oğlu ve Bayezid Paşa'nın damadıydı. Heyetin masrafı için Amasya ağır bir tazminat ödedi. Timur'un fermanıyla Pir İlyas Şirvan'a sürüldü. Şeker Çelebi ile Saru Şeyh ise heyetin davranışından kuşkulanıp geceleyin kaçmış, biri Kudüs'e, öteki Halep'e gitmişti. Timur'un ölümünden sonra serbest bırakılan Pir İlyas 809'da (1406) Amasya'ya döndü. Şehir bu imtihandan yağmalanmadan çıkmış, ama Kara Devletşah Hakala'dan kalkmamıştı.
Şehzadenin Davet Edilmesi
Amasya'nın ileri gelenleri Şadgeldi Bey'in başkanlığında uzun bir toplantı yaptı. Toplantıda sözü geçenler arasında Yazarlızade Yakub, Atabeyzade Yörgüç, Sunkurzade Enişte Asayiş, Melik İsmail ve Torumtayzade Ebubekir beyler ile müftü ve ulema vardı. Varılan karar, şehzade Çelebi Mehmed'in Bolu'dan Amasya'ya davet edilmesiydi. Gerekçe Hüsameddin'e göre iki yönlüydü. Şehzadenin yanında asker ve kumanda heyeti vardı, üstelik bu kumandanlar Amasyalıydı. Öte yandan her tarafta türeyen derebeylerin zulmü ancak şehzadenin gelip düzen kurmasıyla durdurulabilirdi. Tokat'a İnaloğlu İbrahim, Çorum'a Köpekoğlu Süli, Ladik'e Gözleroğlu Ali, Turhal'a Köpekoğlu Hasan, Artukabat'a Köpekoğlu Hüseyin yerleşmişti. Heyetin başına, Bayezid Paşa'nın babası Yahşi Bey'in yeğeni ve damadı olan Yusuf Asayiş Bey seçildi, kendisi Enişte Asayiş diye anılırdı.
Davetin bir şartı vardı. Şehzade, alıştığı eğlence ve içki düzeninden vazgeçecek, kölelerini halkın üzerine salmayacaktı. Bu şart Hüsameddin'in anlatısında Amasya eşrafının şehzadeyle ilişkisini belirleyen unsurdur. Halk ona sadece bir hanedan mensubu olarak bakmıyor, kendi şartlarını da öne sürebileceği bir yönetici adayı olarak görüyordu. İnalcık da Mehmed'in Tokat-Amasya bölgesinde rakiplerine karşı otoritesini kurarken ulema ve şehir eşrafının desteğine dayandığını yazar ve bunun kaynağı olarak Amasya Tarihi'nin üçüncü cildini gösterir. Yerel beylerin ise Osmanlı şehzadesinin sahip olduğu meşruiyetten yoksun olduğunu belirtir.
Kastamonu hükümdarı İsfendiyar Bey, hemşirezadesi olan Şadgeldi Bey'in ve dolayısıyla Amasya'nın kendisine bağlanmasını istiyor, Kara Devletşah'ı def edeceğini vaat ediyordu. Amasya a'yanı bu teklifi kabul etmedi. Şehzade yola çıkınca İsfendiyar, öteki hemşirezadesi Kutaroğlu Yahya Bey'i Osmancık civarına gönderdi. Mehmed'in yanında yaklaşık beş yüz süvari, lalası Ali Paşa, Yakut Paşa ve Bayezid Paşa vardı. Bu küçük birlik Yahya Bey'in bin kişilik kuvvetini dağıttı ve Osmancık'a kadar ilerledi. Merzifon ve Gümüş emiri Hacı Mehmed Bey ile Hakala'daki kardeşi Abdullah Bey, şehzadeyi tertibattan haberdar etti. Kara Devletşah ve maiyeti, kendileri için hazırlanan ziyafette sarhoş edilirken yakalandı ve öldürüldü. Süvarileri dağıtıldı. Hüsameddin'in anlatısına göre bu, 805 yılının Şevval ayında, yani 1403 baharında oldu.
Amasyalılar Hakala önünde şehzadeyi karşıladı, Amasya boğazının önünde bir ziyafet kuruldu. İdris-i Bitlisî'nin Tarih-i Osmanî'sine dayanan Hüsameddin'e göre müftü Gümüşlüzade Abdurrahman Çelebi, Amasya meclisinde kararlaştırılan şartları şehzadeye bildirdi. Mehmed bu şartları memnuniyetle kabul etti, atından inip abdest aldı, iki rekât namaz kıldı ve müftünün ve ileri gelenlerin huzurunda her türlü günahtan tövbe etti. Ardından Amasya'ya girdi.
Amasya Emareti
Mehmed bu tarihten sonra Amasya'ya müstakil emir olarak yerleşti. Hüsameddin, onun çevresini kuran kadroyu ayrıntılı biçimde verir. Lalası Ali Paşa vezirdi, Yakut Paşa beylerbeyi ve Amasya muhafızı oldu. Gümüş kadısı Hacı Halil Efendi, aklı ve yazıdaki becerisiyle şehzadenin dikkatini çektiği için nişancılığa getirildi. Defterdar, Gümüşlüzade Hace Celal Çelebi'ydi. Sofi Bayezid Çelebi görünüşte sultanî muallim, fiilen ise şehzadenin başlıca danışmanıydı. Mehmed bu sırada on yedi yaşına yaklaşmıştı ve Şadgeldi Bey'in kız kardeşi, Devatdar Ahmed Paşa'nın en küçük kızı Şehzade Hatun'la evlendirildi. Bu evlilik, Amasya'nın eski emiri ile yeni şehzade arasında kurulan akrabalık bağıydı. 1404 yılının Haziran ayında Amasya'da bir oğlu doğdu ve adı Murad kondu. Hüsameddin'in kaydına göre Şehzade Hatun'un Murad'ın annesi olduğu sanılmaktadır. Murad II maddesi anne konusunda kesin bir hüküm vermez, onu bir cariyeden doğma olarak anar ve Hüsameddin'in iddiasını not eder.
Hüsameddin'e göre bu yapı, merkezi Amasya olan geniş bir emaretti. Sınırları içinde Amasya, Sivas, Tokat, Çorum, Canik, Karahisar-ı Şarkî ve Ankara vilayetleri bulunuyordu. Aynı sırada Süleyman Edirne'de Rumeli hükümdarı, İsa Bursa'da hükümdar, Karamanlılar Konya'da, öteki eski beyler kendi beyliklerinde yeniden ayaktaydı. Osmanlı Türkleri'nin kurmaya çalıştığı birlik Timur'un darbesiyle dağılmıştı ve Amasya bu parçalardan birinin merkeziydi.
Mehmed'in Anadolu'daki ilk işi kendi sınırının içini temizlemek oldu. 806 yılında, Hüsameddin'e göre, Tokat çevresine hâkim olan İnaloğlu İbrahim Bey Amasya'dan giden kuvvetle Kutlu Paşa'nın birlikleri tarafından dağıtıldı. İbrahim Bey'in başında yirmi bin kadar süvari bulunduğu söylenir. Samsun'da Kubadoğlu Ali Bey'in başkaldırısı bastırıldı ve Samsun emareti Taşanzade Ahmed Bey'e verildi. Karahisar-ı Şarkî çevresinde Gözleroğlu'nun saldırıları durduruldu. Köprü, Havza ve Zeytun'a hâkim olan Taşanoğulları ise itaat etti. Sivas beylerbeyi Kürtoğlu Mezid Bey, Köpekoğulları'nın ve Kadı Burhaneddin'in oğlunu öne çıkarmak isteyenlerin kışkırtmasına rağmen birkaç kez bağışlandı ve yerinde bırakıldı. Bu tasfiyelerin sonunda Amasya hükümeti, Hüsameddin'in ifadesiyle her tarafa kendini tanıtmış ve beylerin güvenini kazanmıştı.
Para, Asker ve Ulema
Emaretin en büyük sorunu paraydı. Hüsameddin, Timur'un halkın elindeki nakdi çeşitli bahanelerle topladığını, altın ve gümüş bulmanın zorlaştığını yazar. Defterdar Hace Celal Çelebi bu işe sabırlı ve tutumlu bir muhasip olarak yaklaştı. Hacı Şadgeldi Paşa'nın darphanesi Magribî İlyasoğlu Bedreddin Mahmud Çelebi tarafından işletilmeye devam etti ve gümüş akçe kesti, bu yüzden Mahmud Çelebi "Darbhaneci" lakabıyla anıldı. Bunun yanında, Hüsameddin'e göre "çav" ya da "çavik" adı verilen kâğıt para basıldı ve altın ya da gümüş akçe yerine dolaşıma sürüldü. Bu işe Buharalı Hace Şemseddin Mehmed Çelebi memur edildi ve Amasya'da ona "Çavikçi" denirdi. Kâğıt paranın Amasya'da basıldığına dair bu bilgi Hüsameddin'e dayanır, İnalcık'ın ve Başar'ın maddelerinde yer almaz, o nedenle kesin bir olgu olarak değil Hüsameddin'in aktardığı bir uygulama olarak okunmalıdır.
Ordu iki bölüme ayrılmıştı. Atlılar sipahi, yayalar yeniçeri sayılıyordu. Bayezid Paşa süvarilikte, sekbanbaşı Kabuli Ağa piyadelikte usta olarak anılır. Askerler Amasya'nın ok meydanında her gün talim eder, Suluova'da manevra yapardı. Hüsameddin ayrıca Amasya'da yeni toplar döküldüğünü ve şehzadenin başarısının büyük ölçüde bundan kaynaklandığını yazar, ancak bu iddiayı destekleyen başka bir kaynak göstermez. Bıyığı terlemeye başlayan gençlerin demir tarağı üst dudaklarına tutup "bıyığımda demir tarak duruyor" diyerek askerliğe kabul edilmeyi istemesi hikâyesi ise Ata Bey'in Enderun Tarihi'nden alınmış bir anekdottur. Gerçeklik payı ne olursa olsun, ulemanın halk üzerindeki etkisini ve askerliğin bu çevrede ne kadar itibarlı sayıldığını gösteren bir anlatıdır.
Ulema bu düzenin yalnızca manevi desteği değildi. Hüsameddin'in verdiği isimler arasında müftü Gümüşlüzade Abdurrahman Çelebi, Taftazanî'nin öğrencisi olan Tokatlı Kara Sinan, vaiz Ömer, Ladikli İsrafil, Halifetzade Hasan, hatip Abdülkadir ile Muslihzade Abdulhay ve Muhammed Şah vardı. Amasyalı Sabuncuoğlu İlyas Çelebi şehzadenin hekimbaşı oldu. Divan kâtibi olan şair Ahmedî 814'te Amasya'da öldü ve yerine şair Mahmud Gubarî Çelebi kâtip oldu. Defterdar Hace Celal Çelebi de akrabası Pir Şücaeddin İlyas için Gümüşlüzade Mahallesi'nde bir Halvetî zaviyesi yaptırdı.
Hüsameddin'in kaleme aldığı en dikkat çekici değerlendirme, bu ulemanın Timur felaketinin bıraktığı üç sorunla uğraşmasıdır. Genel ahlak sarsılmış, duygusuz derebeyler ve eşkıya her yeri kasıp kavurmuş, kişisel çıkarlar herkesi birbirine düşürmüştü. Âlimler halka dinî ve ahlakî erdemleri telkin ediyor, askerlik ve fedakârlık fikrini yaygınlaştırıyordu. Bu cümleler yazarın kendi tarih anlayışını da yansıtır, çünkü Hüsameddin Amasya'yı Türk birliğinin yeniden kurulduğu yer olarak görmek ister. Okurun bu bakış açısını bilmesi, aktarılan ayrıntıların tonunu değerlendirmeye yardım eder.
Timur'un Daveti
Mehmed'in Amasya'daki başarısı Timur'un dikkatini çekti. Hüsameddin'e göre Timur, şehzadeyi kendisine damat edeceği vaadiyle yanına çağırdı ve gönderdiği elçi Hace Muhammed, niyetinin kötü olmadığına dair birçok belge getirdi. Amasya erkânı bu daveti uygun bulmadı, ama Timur gibi birine açıkça hayır demek de akıllıca değildi. Bu yüzden şehzade görünüşte kabul etti. Yol üzerindeki beylere gizli talimat verildi ve elçiye yolun tehlikeli olduğu gösterilsin diye bazı sahte çatışmalar düzenlendi. Kara Yahya Bey ile Savcıbeyzade Ali Bey'in saldırılarını gören elçi, daha ileri gidilemeyeceğine ikna oldu. Şehzade Osmancık'tan Amasya'ya döndü, hediyeler ve özürle Sofi Bayezid Çelebi Timur'a gönderildi. Bu olay, Mehmed'in hem Timur'un hükümranlığını tanıyıp hem de onun kontrolüne girmekten kaçınan dengeli siyasetinin örneğidir.
Bursa İçin Mücadele
Mehmed'in asıl hedefi Bursa'yı ele geçirmekti ve Fetret yıllarının büyük bölümü bu hedef etrafında geçti. Başar'a göre Mehmed önce kardeşi İsa'ya Anadolu'yu paylaşmayı önerdi, İsa kabul etmeyince iki kardeş Ulubat'ta karşılaştı. Mehmed İsa'yı yendi, Bursa'ya girdi ve 1404'te burada hükümdarlığını ilan etti. İsa'nın Süleyman'ın desteğiyle yeniden gelmesi Bursa halkının direnişiyle engellendi, Eskişehir'de yakalanan İsa 1405-1406 arasında boğuldu. Hüsameddin bu savaşı 807 yılına yerleştirir ve lalası Ali Paşa'nın Ulubat'ta düştüğünü, Yakut Paşa'nın Ali Paşa'nın yerine vezir olduğunu yazar.
Süleyman bu gelişmelerden sonra Anadolu'ya geçip Bursa'yı aldı, ardından Ankara'ya ilerledi. Başar'a göre Mehmed karşı koyamayıp Amasya'ya çekildi, bir yıl sonra Yenişehir ovasında yeniden yenildi ve yine Amasya'ya döndü. Hüsameddin aynı tabloyu Amasya muhafızlarının gözünden verir. Bayezid Paşa ve Mukbil Bey gibi kumandanların görüşüyle Mehmed, savaşmak istese de Amasya'ya dönmeye ikna edildi. Bu geri çekilmeler, Amasya'nın Mehmed için ne kadar işlevli olduğunu gösterir. Her kayıp, aynı üste dinlenme, para toplama ve asker yenileme fırsatı olarak sonuçlandı.
Mehmed Bursa'yla uğraşırken Amasya hükümetinin Tokat ve Sivas çevresinde de başı dertteydi. Köpekoğulları, Sivas beylerbeyi Mezid Bey'i bağımsızlığını ilan etmeye teşvik etti, Karamanoğulları da Mezid Bey'e umut veriyordu. Bayezid Paşa Ankara'dan hızla geri döndü ve Mehmed'le birlikte Kazova'da Köpekoğulları'nı yendi. Hüsameddin'in anlattığına göre Mezid Bey, Köpekoğulları'nın akıbetini duyunca onlardan ayrılıp sadakat yeniledi, Yakut Paşa'nın ricasıyla bağışlandı. Daha sonra Kadı Burhaneddin'in oğlu Zeynelabidin Ali Şah'ı öne çıkarma girişimi yine Bayezid Paşa'nın Sivas'a gönderdiği birlikle bastırıldı. Bu bölüm, Amasya'nın şehzadeyle birlikte Orta Anadolu'da bir güvenlik düzeni kurduğunu gösterir, ama aynı zamanda bu düzenin Mehmed Bursa ile uğraşırken sürekli sınandığını da.
Musa'nın Rumeli'ye Gönderilmesi
Mehmed Süleyman'ı Rumeli'ye çekmek için başka kardeşini kullandı. Başar'a göre Karamanoğlu Mehmed Bey'in yanında bulunan Musa Çelebi'yi, kendisine tabi kalması şartıyla bir miktar kuvvetle Eflak üzerinden Rumeli'ye geçirdi. Musa'nın Eflak voyvodası Mircea'nın daveti üzerine 1406'da deniz yoluyla Eflak'a ulaştığı İnalcık'ın Mehmed I maddesinde belirtilir. Başar'ın Fetret Devri maddesi ise bu geçişi 1409'a tarihler. Hüsameddin'e göre Musa, babasının ölümünden sonra Amasya'ya gelip kardeşine kavuşmuş, Mehmed onu Rumeli'ye 813 yılında (1410-1411), Musa'nın lalası olan Şadî Beyzade Şah Melik Bey'le birlikte göndermişti. Tarihlerdeki bu farklar büyük olaylar sırasında kaynakların birbiriyle tam örtüşmediğini gösterir. Her üç anlatıda ortak olan şey, Musa'nın Mehmed'in desteğiyle Rumeli'ye geçtiğidir.
Musa Rumeli'de başarılı oldu. Süleyman'ı yendi, 1411'de Edirne'de adına para bastırıp hükümdarlığını ilan etti. Hüsameddin'e göre bu, Mehmed'in lehine fetih yapmakla görevli bir şehzadenin bağımsız davranmaya başlamasıydı ve Şah Melik'i zor duruma düşürdü. Musa Şah Melik'i vezir, Şeyh Bedreddin Mahmud'u kazasker yaptı. Musa'nın sert tutumu ise Rumeli uç beylerini kendisinden uzaklaştırdı. İnalcık, Musa'nın otokratik ve merkeziyetçi siyasetinin, babadan oğula geçen uç beylerini rahatsız ettiğini ve onları Mehmed'in tarafına ittiğini yazar.
Çamurlu'ya Giden Yol
Mehmed 1412 Ekim'inde Bizans gemileriyle Rumeli'ye geçti ve Çatalca yakınındaki İnceğiz'de Musa'ya yenildi. Hüsameddin bu savaşa İncügez der ve Amasya'dan gelen vezir Yakut Paşa'nın burada öldüğünü bildirir. Mehmed az bir kuvvetle İstanbul'a kaçıp Anadolu'ya döndü. Hüsameddin'e göre yenilgiden sonra Amasya'ya geldi. Bir sonraki hazırlıkta Hacı Halil Paşa ile Bayezid Paşa, Rumeli beylerine mektuplar yazarak Mehmed'e itaat etmelerini önerdi ve olumlu cevaplar aldı. Mehmed ikinci kez Rumeli'ye geçti, Gazi Evrenos Bey'in aracılığıyla Sırpları ve Rumeli beylerinin büyük kısmını yanına çekti, Dulkadiroğlu Nasırüddin Bey'den yardımcı kuvvetler aldı.
Karşılaşma Sofya'nın güneyinde, Samakov yakınlarındaki Çamurlu sahrasında 5 Temmuz 1413'te yapıldı. Musa az sayıdaki yeniçerisiyle cesaretle savaştı, ama kuvvetleri dağıldı. Yaralı olarak Eflak'a kaçmaya çalışırken Bayezid Paşa, Mihaloğlu Yahşi Bey ve Burak Bey tarafından yakalandı ve Mehmed'in huzurunda boğdurulduğu bildirilir. Hüsameddin ise Musa'nın kendi yayının kirişiyle boğulduğunu yazar. Mehmed Edirne'de Osmanlı ülkesinin tek hükümdarı olduğunu ilan etti.
Hüsameddin bu zaferi, Amasya'nın değerlendirmesi olarak anlatır. Ona göre Mehmed'in bağımsızlığına ve Osmanlı Türkleri arasındaki birliğe en fedakârca çalışanların başında Amasya ve Tokat halkı ile a'yanı gelir. Timur'un indirdiği darbeyi on bir yıl gibi kısa bir sürede telafi edenlerin Amasyalılar olduğunu yazar. Bu ifade bir tarihçinin kendi şehrine ilişkin hüküm olduğundan, yerel tarih yazımının bakış açısını yansıtır ve bu çerçevede okunmalıdır. Yine de verdiği kadro bilgisi bu hükmün bir dayanağıdır. Mehmed'in en önemli yardımcılarının birçoğu gerçekten Amasya'dan çıkmıştı.
1413'ten Sonra
Hüsameddin'e göre Mehmed tahta çıkınca vezir-i azamlığa Amasya'nın yetiştirdiği İmamzade Hacı Halil Paşa'yı getirdi, Rumeli beylerbeyiliğine Bayezid Paşa'yı, Amasya beylerbeyiliğine Yörgüç Paşa'yı atadı. Hüsameddin bu noktada Türkiye Tarihi'ndeki Çandarlızade İbrahim Paşa'nın ilk vezir-i azam olduğu görüşüne itiraz eder, Hacı Halil Paşa'nın 818 tarihli bir vakfiyede vezir, ölümünden sonraki 820 tarihli vakfiyede vezir-i azam olarak anıldığını belirtir. TDV'nin Bayezid Paşa maddesi ise 1413'te onu vezîriâzam ve Rumeli beylerbeyi olarak tayin edilmiş gösterir. Bu iki anlatım arasındaki fark, vezir-i azamlık sıralamasında kaynakların ayrıştığı bir konudur. Her iki kaynakta da ortak olan, Bayezid Paşa'nın Çelebi Mehmed'in devleti toparlama çabasında büyük hizmeti geçtiğidir.
Bayezid Paşa Amasya'da doğduğu için kaynaklarda Amasyalı olarak anılır, babasının adı Yahşi'dir. TDV maddesi, Arnavut asıllı olmasının da muhtemel olduğunu belirtir. Hüsameddin bu konuda tartışma açar ve Yörgüç Paşa ile Bayezid Paşa'nın Türk olmadığını yazan Solakzade'nin rivayetlerine şaşırdığını söyler, Yörgüç Paşa'nın vakfiyesinde babasının adı Abdullah olarak geçtiğini ve ata ve dedelerinin Müslüman olduğunun açıkça belirtildiğini hatırlatır. Soy konusunda kaynaklar bu noktada ayrışır ve kesin bir sonuç çıkarılamaz.
Yörgüç Paşa, Atabeyzade Abdullah Bey'in oğlu ve Amasya emiri Şadgeldi Paşazade Mustafa Bey'in damadıydı. Şehzadenin hizmet-i hâssasında ve lalalığında bulunmuş, Hüsameddin'in kaydına göre yaptığı hizmetlerin karşılığı olarak Cemaziyelahir 816'da Amasya beylerbeyi olmuştu. Onun döneminde Amasya vilayeti Amasya, Sivas, Tokat, Karahisar-ı Şarkî, Canik ve Çorum sancaklarından oluşuyordu ve "Rumiyye Vilayeti" adıyla anılırdı. TDV'ye göre Amasya, XVI. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı şehzadelerinin yönetim deneyimi kazanmak için gönderildiği başlıca merkezlerdendi ve Çelebi Mehmed'den itibaren II. Murad, Fatih ve II. Bayezid burada sancak beyi olarak bulundular.
Yapılar ve Vakıflar
Fetret yıllarının ve sonrasının Amasya'sı yalnızca asker ve para toplamakla geçmedi, bu dönemde çok sayıda hayır eseri de ortaya çıktı. Hüsameddin'in aktardığına göre Yakut Paşa, Amasya'daki zaviyesini, imaretini ve mektebini tamamlayıp 810 yılı başında vakfiyesini düzenletti. Zaviye, Divriklizade Yari-i Şirazî olarak bilinen Yar Ali Çelebi'ye tevcih edildi. Ankara beylerbeyi Yazarlıoğlu Yakub Paşa'nın Beyler Sarayı yakınında başlattığı cami, medrese ve zaviye 815 yılında tamamlanıp vakfedildi. Bayezid Paşa Amasya'da yaptırdığı cami, imaret ve medresesini 820 yılında vakfetti, mimarın adı 817 (1414) tarihli kitabelerden birinde geçer. TDV'nin Mehmed I Medresesi maddesine göre, mimar Ebu Bekir b. Muhammed Hamza el-Müşeymeş, Merzifon'da Çelebi Sultan Mehmed'in 1414'te başlayıp 1417'de Umur Bey b. Ali'nin tamamladığı medreseyi de tasarlamıştır. Bu açık avlulu, dört eyvanlı medrese, halk arasında Merzifon Sultaniyesi olarak anılırdı. Yakın çevrede, Gümüşhacıköy'de 1413-1415 arasında yaptırılan Hacı Halil Paşa Medresesi ile benzerliği dikkat çekicidir. Bütün bu yapılar, Fetret'ten çıkan yönetici kadronun, kendi yurtlarında kalıcı eserler bırakma isteğinin ürünüdür.
Şehzadeler Ocağı Olarak Amasya
Mehmed tahta oturduktan sonra Amasya'nın kaderi, şehzade yetiştirme geleneğiyle birleşti. Oğlu Murad, 1404'te Amasya'da doğmuş, on iki yaşına bastığında Rum vilayeti beyliğiyle Amasya'ya gönderilmişti. Hüsameddin bu atamayı 818 yılı Rebiülevvel'ine (1415) tarihler ve şehzadeyle birlikte Amasyalı muallimi Şücaeddin İlyas Çelebi bin Hızır'ın geldiğini yazar. Aynı yıl Amasya'da büyük bir deprem oldu. Hüsameddin'e göre şehir harabeye döndü, çok sayıda cami ve yapı yıkıldı, kadı Rükneddin Mahmud el-Buhârî, Pir Şerefeddin Hamza Çelebi ve başka seçkin kişiler öldü. Halk üç ay kadar çadırlarda yaşadı. İskilip yöresindeki Kara Tatarlar da bu sırada bölgede baskı kurdu, Murad bu yüzden Edirne'den Amasya'ya gönderilmişti. Amasya muhafızı Melik İsmail Bey, 819'da Kara Tatarlar'ı dağıtarak şehzadenin ve halkın gözünde yükseldi.
Çelebi Mehmed 25 Haziran 1421'de Edirne'de öldüğünde Murad Amasya'daydı. Hüsameddin, çaşnigirbaşı Elvan Bey'in tahta davet mektubuyla Amasya'ya geldiğini ve Murad'ın aynı gün Edirne'ye doğru yola çıktığını yazar. TDV'nin Bayezid Paşa maddesine göre, ölüm Murad gelinceye kadar kırk gün gizli tutuldu. Düzme Mustafa'nın serbest bırakılması beklendiği için bu gizleme bir fitneyi engellemek amacı taşıyordu. Hüsameddin'e göre Murad Amasya'da doğmuş ve orada büyümüştür. Çelebi Mehmed'in Amasya'yı seçmesi ve Amasya'nın ona sahip çıkması, sonraki yüzyıllarda sancağın şehzadeler için başlıca eğitim yeri sayılmasının zeminini hazırladı.
Sonraki Yıllarda Amasya Kadrosu
Mehmed'in saltanatı Fetret'ten sonra da sorunsuz geçmedi. İnalcık'a göre 1416'da Düzme Mustafa'nın ortaya çıkışı ve Şeyh Bedreddin ayaklanması yeni bir iç savaşı beraberinde getirdi. Bu olaylar Fetret'in bittiği 1413'ten sonra, Mehmed'in tek hükümdar olduğu dönemde yaşandı ve dolayısıyla Fetret Devri'nin parçası sayılmaz. Şeyh Bedreddin olayında hizmeti geçen Bayezid Paşa Amasya kökenliydi. TDV'deki Murad II maddesi, Börklüce Mustafa isyanını bastırmak üzere Amasya ve Sivas kuvvetlerinin Bayezid Paşa komutasında Saruhan ve İzmir tarafına gönderildiğini anlatır. Aynı kaynağa göre Murad Amasya'dan ayrılınca bölgedeki Kara Tatarlar kargaşa çıkarmış, Murad Bayezid Paşa'yla birlikte Amasya'ya dönmek zorunda kalmıştı. Bayezid Paşa, 1421'de Düzme Mustafa'ya karşı gönderildiğinde, askerlerinin çoğunluğunun karşı tarafa geçmesi üzerine teslim oldu ve ertesi gün öldürüldü.
İnalcık'ın Mehmed I maddesinde sonuç değerlendirmesi şöyledir. Mehmed'in saltanatının temel meselesi, Osmanlı Devleti'nin 1402 felaketinden sonra Anadolu ve Balkanlar'da yeniden hâkim güç olarak ortaya çıkmasıydı. Hanedan, feodal beyler ve bölgedeki öteki hanedanlar karşısında tek meşruiyet kaynağı olarak konumunu yeniden kurdu, sipahiler ve kapıkulları da kendi statülerinin merkezî hükümetin varlığına bağlı olduğunu gördü. Tahrir ve timar sistemi bu dönemde geliştirilip yaygın biçimde uygulandı. Amasya'nın bu sürecin içindeki payı, kentin Mehmed'e verdiği yönetici kadro ve istikrarlı üs olmasıdır. Devleti yeniden kuran başka pek çok etken vardı, ama şehzadenin elinde Amasya olmasaydı Bursa için onca yıl mücadele edebilmesi güçtü.
Kaynakların Ayrıştığı Noktalar
Kullanılan kaynaklar birbirini tamamlar, ama bazı yerlerde birbirinden ayrılır. Ankara Savaşı'ndan sonra Mehmed'in Amasya ve Sivas yöresine mi, yoksa önce Bolu'ya mı gittiği Başar ve Hüsameddin'de farklı anlatılır. Musa'nın Rumeli'ye geçiş tarihi 1406, 1409 ya da 1410-1411 olarak üç farklı biçimde geçer. İnceğiz'deki yenilginin ayrıntıları ile Çamurlu'da Musa'nın ölümünün nasıl gerçekleştiği ayrılır. Vezir-i azam sıralamasında Hacı Halil Paşa mı yoksa Bayezid Paşa mı ilk sırada olduğu konusunda TDV ile Hüsameddin aynı fikirde değildir. Kâğıt para ve top dökümü gibi bilgiler yalnızca Hüsameddin'de bulunur ve başka bir kaynakla doğrulanamamıştır.
Kronoloji
Haziran 1399: Çelebi Mehmed, Amasya, Tokat, Sivas ve Ankara'yı kapsayan Rum vilayetine vali olarak gönderilir; Zilkade ayında Amasya'ya gelir.
28 Temmuz 1402: Ankara Savaşı; Yıldırım Bayezid esir düşer.
1402 sonbaharı: Timur'un oğlu Kara Mehmed Sultan Amasya'ya gelir; âlimler imtihan edilir (Hüsameddin).
1403 baharı: Kara Devletşah öldürülür; Mehmed Amasya'ya girer ve emirliği üstlenir (Hüsameddin).
Haziran 1404: Şehzade Murad (II. Murad) Amasya'da doğar.
1404: Mehmed, Ulubat'ta İsa'yı yener ve Bursa'da hükümdarlığını ilan eder.
1405-1406: İsa Çelebi Eskişehir'de yakalanıp boğdurulur.
1406-1411: Musa Çelebi Rumeli'ye geçer; kesin tarih kaynaklarda farklıdır.
17 Şubat 1411: Musa Edirne'de hükümdarlığını ilan eder.
Ekim 1412: Mehmed İnceğiz'de Musa'ya yenilir.
5 Temmuz 1413: Çamurlu Savaşı; Musa yenilir ve ölür; Mehmed tek hükümdar olur.
1414-1417: Merzifon'da Çelebi Sultan Mehmed Medresesi inşa edilir.
1415: Amasya'da büyük deprem; Şehzade Murad Amasya'ya vali olarak gelir (Hüsameddin).
25 Haziran 1421: Çelebi Mehmed Edirne'de ölür; Murad Amasya'dan tahta çağrılır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi, III. cilt (Çelebi Sultan Mehmed dönemi bölümleri).
Diğer kaynaklar
- Fahameddin Başar, "Fetret Devri", TDV İslâm Ansiklopedisi, XII, 1995, s. 480-482. islamansiklopedisi.org.tr
- Halil İnalcık, "Mehmed I", TDV İslâm Ansiklopedisi, XXVIII, 2003, s. 391-394. islamansiklopedisi.org.tr
- "Bayezid Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, V, 1992, s. 242-243. islamansiklopedisi.org.tr
- "Mehmed I Medresesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, XXVIII, 2003, s. 394-395. islamansiklopedisi.org.tr
- Halil İnalcık, "Murad II", TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
- "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr









