Amasya, Osmanlı Devleti'nin elektrikli telgrafla tanıştığı ilk on yıl içinde bu yeni haberleşme ağına bağlanan Anadolu şehirlerinden biridir. Samsun ile Amasya arasındaki tel 1864'te çekildi ve şehir kısa sürede kuzeyde Karadeniz kıyısına, güneyde Yozgat üzerinden büyük Bağdat hattına, doğuda Zile'ye uzanan kolların buluştuğu bir düğüm noktası hâline geldi. Telgrafla birlikte posta da yeni bir düzene kavuştu; mektup, gazete ve havale taşıyan postane ile telgrafhane, Tanzimat sonrası taşra şehrinin en işlek resmî kurumları arasına girdi. Bu altyapı yarım yüzyıl sonra, 1919 yazında, kimsenin önceden kestiremeyeceği bir rol üstlendi. Mustafa Kemal Paşa'nın Amasya'dan çektiği telgraflar ve Amasya Genelgesi'nin tellerle bütün memlekete ulaştırılması, şehrin haberleşme tarihini Millî Mücadele'nin başlangıcına bağladı.

Telgraftan Önce Haberleşme: Menzil ve Tatarlar

Telgraftan önceki yüzyıllarda devletin haberleşmesi, at sırtında ferman ve emir taşıyan ulaklarla, onların konakladığı menzilhanelerle yürürdü. Amasya bu düzende önemli bir duraktı. Üsküdar'dan çıkıp Bolu, Tosya, Osmancık, Hacıköy ve Merzifon üzerinden ilerleyen Anadolu orta kolu Amasya'ya ulaşır, buradan Turhal, Tokat ve Sivas'a, oradan da Diyarbakır ve Musul yoluyla Bağdat'a uzanırdı. Aynı yolun Merzifon'dan ayrılan sol kolu ise Lâdik ve Niksar üzerinden Karahisar-ı Şarkî ve Erzurum'a giderdi. Böylece Amasya, telgraf tellerinden çok önce de doğu ile İstanbul arasında akan resmî haberin uğrak yerlerinden biriydi.

Bu haberleri taşıyan görevlilere tatar denirdi. I. Abdülhamid döneminde belli bir disipline bağlanarak ocak hâline getirilen tatarlar kendilerine özgü giysi ve kalpak giyer, bu kıyafeti başkalarının giymesi yasaktı. Tatarlar üzerine yazılmış bir eserde, bir tatarın Üsküdar'dan Bağdat'a on iki günde varmak zorunda olduğu, menzilhanelerin aşağı yukarı otuz iki kilometrede bir kurulduğu ve ulağın buralarda dinlenip at değiştirdiği anlatılır. II. Mahmud döneminde menzil teşkilatı yeniden düzenlendi, fakat posta tatarlarıyla yürüyen haberleşme 1840 yılına kadar Osmanlı'nın başlıca haber yolu olarak kaldı.

Halkın da yararlanabileceği düzenli posta hizmeti, Tanzimat Fermanı'nın ardından 23 Ekim 1840'ta Posta Nezareti'nin kurulmasıyla başladı. İlk postane İstanbul'da Yeni Cami avlusunda Postahane-i Amire adıyla açıldı; Türkçe dışında yazılmış gönderilerin adreslerini çevirmek için bir mütercim bile görevlendirilmişti. 1863'ten itibaren mektuplarda posta pulu kullanılmaya başlandı ve ilk pullar Londra'da bastırıldı. Taşrada ise eski usul uzun süre yeni düzenle yan yana yaşadı. Sivas vilayetinde 1872'de Amasya, Tokat ve Divriği gibi büyük merkezlere postayı hâlâ tatarlar götürürken, daha küçük kasabalara posta zaptiyeler eliyle taşınıyordu.

Osmanlı'da Telgrafın Doğuşu

Osmanlı Devleti'nin uzaktan haberleşme konusundaki ilk denemesi elektrikli telgraftan önceye gider. 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ilk aylarında Boğaziçi'nin iki yakası arasında bir semafor telgrafı denendi; çapraz hareket eden çubuklardan oluşan bu düzenek pek kullanışlı olmadı. Elektrikli telgraf ilk kez 1839'da, Morse ile birlikte çalışan Amerikalı Chamberlain'in getirdiği bir aletle İstanbul'a geldi. Ancak Chamberlain aleti geliştirmek için Viyana'ya giderken bindiği vapur Tuna'da alabora oldu ve kendisi boğuldu, böylece bu ilk girişim sonuçsuz kaldı. Daha başarılı gösteri 1847 yazında yapıldı. Amerikalı jeolog Lawrence Smith, misyoner Cyrus Hamlin'in yardımıyla iki telgraf aletini Beylerbeyi Sarayı'nda, biri tahtın bulunduğu odaya, öteki uzak bir köşeye kurdu ve Sultan Abdülmecid'in huzurunda iki yönlü mesaj gönderdi. Sultan gösteriyi ertesi gün devlet ricali için tekrarlattı, İstanbul ile Edirne arasında bir hat çekilmesini istedi ve mucit Morse'a bir nişan gönderdi.

Osmanlı topraklarındaki ilk gerçek telgraf hattını ise savaş getirdi. Kırım Savaşı sırasında İngilizler 1854'te Kırım'daki Balıklava ile Bulgaristan kıyısındaki Varna'yı, o tarihte dünyanın en uzun sualtı kablosu sayılan 340 millik bir hatla birbirine bağladılar. Bunu Fransızların açtığı Varna-Rusçuk ve İngilizlerin döşediği Varna-İstanbul hatları izledi. Askerî amaçla kurulan bu ilk hatlar halkın kullanımına açık değildi. 1855'te İstanbul-Edirne hattının tamamlanmasıyla payitaht Avrupa'ya tel ile bağlandı, aynı yıl telgraf işlerini düzenlemek üzere ayrı bir Telgraf Müdürlüğü kuruldu. İlk Türkçe telgraf 3 Mayıs 1856'da çekilebildi; ilk yıllarda haberleşme dili, malzemenin ve teknisyenlerin büyük kısmı Fransa'dan geldiği için Fransızcaydı.

Devlet bu yeni teknolojiye kendi elemanlarını yetiştirmekte gecikmedi. 20 Ocak 1861'de Fünun-ı Telgrafiye Mektebi açıldı, onu 1872'de Posta ve Telgraf Mektebi izledi; 1869'dan itibaren de makine ve teçhizatta dışa bağımlılığı azaltmak için bir telgraf fabrikası kurma yoluna gidildi. Hatlar şaşırtıcı bir hızla yayıldı. Roderic Davison'un aktardığı rakamlara göre imparatorlukta 1863'te 6.490 kilometre olan telgraf hattı 1866'da 13.750, 1869'da 25.137 kilometreye çıkmış, 1904'te 36.640 kilometreyi bulmuştu. Telgrafın demiryolundan çok daha çabuk benimsenmesinin sebebi, direk dikip tel germenin ray döşemekten çok daha az para ve emek istemesiydi.

Anadolu'nun iç kesimlerine telgrafı ilk taşıyan etken, İngilizlerin Londra ile Hindistan arasında kurmak istedikleri bağlantıydı. Üsküdar, İzmit ve Ankara'dan geçip Sivas'a, oradan Diyarbakır, Musul, Bağdat ve Basra üzerinden Fav'da Hint hatlarına bağlanacak olan Bağdat hattının Yozgat-Sivas kesimi 13 Aralık 1859'da tamamlandı. Sivas böylece daha 1859'da Osmanlı telgraf ağına katıldı. Amasya'nın hikâyesi de bu büyük hattın kuzeye, Karadeniz'e doğru açılan bir kolu olarak başlayacaktı.

Amasya'nın Telgraf Ağına Katılışı

Bağdat hattını Karadeniz kıyısına bağlama fikri 1863'te somutlaştı. Anadolu'daki üç ana güzergâhtan kuzey kolu içinde Yozgat-Samsun hattı önemli bir yer tutuyordu ve bu hattın inşasına, direkleri ahali tarafından sağlanmak şartıyla, 24 Haziran 1863'te başlandı. Aynı yıl telgraf müfettişi Ali Rıza Efendi Samsun'a geldiğinde Samsunlular da şehirlerine tel çekilmesini istiyorlardı. Hattın nereden geçeceği küçük bir rekabet konusu oldu. Tokatlı tüccarlar, Samsun telinin Bağdat hattına kendi şehirlerinden bağlanmasını talep etti. Telgraf idaresinin 17 Aralık 1863 tarihli görüşüne göre hattın Amasya-Yozgat güzergâhı yerine Tokat'tan geçirilmesi dört beş saatlik bir mesafe farkı doğuracaktı ve bu durumda ek direk masrafıyla amele yevmiyesinin ahaliye yüklenmesi önerildi. Sonunda hat Amasya üzerinden çekildi.

1864'te Samsun-Amasya teli tamamlandı ve telgraf, Yozgat'tan Amasya'ya, oradan da Samsun'a ulaştırılmış oldu. Hattın kuruluşuna dair ilginç bir ayrıntıyı Davison nakleder: 1864'te Samsun ile Amasya arasında hat kuran Türk mühendisler direkleri nemli tutmak zorunda kaldıkları için onları çamurlu su birikintilerine daldırıyorlardı. Aynı yıllarda halkın bir kısmı telgrafa şüpheyle bakıyor, kimileri onu bir tür sihir sayıyordu. Edirne'de telgraf ofisinin, yıldırım çekeceği korkusuyla şehrin dışına kurulduğu anlatılır. Amasya'nın bu tartışmaların ortasında hatta erkenden bağlanmış olması, onu çevresindeki pek çok kasabanın önüne geçirdi. Tokat ancak 1868'de Sivas'a bir hatla bağlanabildi ve bu hat Samsun-Amasya hattıyla birleştirilmedi, doğrudan Tokat ile Sivas arasında çekildi.

Amasya'nın sancak merkezi olarak idari konumu da bu ağın şeklini belirledi. 1864 Vilayet Nizamnamesi'nin 1867'de yeniden yayımlanmasıyla kurulan Sivas vilayeti başlangıçta Sivas merkez, Amasya ve Karahisar-ı Şarkî sancaklarından oluşuyordu. 1871 düzenlemesiyle Amasya sancağında Lâdik ile Maden-i Sim, yani bugünkü Gümüşhacıköy, kaza statüsü kazandı. Zile, Erbaa ve Turhal gibi kazalar da bir süre Amasya'ya bağlı kaldı. Bu geniş sancağın merkezindeki telgrafhane, kazaların devletle yazışmasında doğal bir aktarma noktasıydı.

Zile Hattı ve Bölgesel Ağ

Amasya'dan çevreye uzanan ilk kol Zile'ye çekildi. O tarihlerde Amasya sancağına bağlı olan Zile kazasının ahalisi 1869'da kazalarına Amasya üzerinden bir hat çekilmesi için dilekçe yazdı. Amasya Mutasarrıflığına gönderilen 9 Aralık 1870 tarihli bir yazı, hattın direk ve benzeri masraflarının bedelsiz, yani yerel imkânlarla karşılanacağını bildiriyor ve Avrupa'dan getirilecek tel ile aletlerin 8.335 Frank, memur maaşlarının da aylık 2.166 kuruş tutacağını hesaplıyordu. Murat Hanilçe'nin arşiv belgelerine dayanan çalışmasına göre Zile, 1870'te sancak merkezi Amasya'ya bir hatla bağlandı. 1874 tarihli Osmanlı telgraf haritasında Niksar-Ünye ve Tokat-Sivas hatlarının yanında Amasya-Zile hattı da yer alır.

Bu bağlantılar, Amasya'yı yalnızca bir son durak olmaktan çıkarıp bölgesel haberleşmede bir geçit hâline getirdi. Hattın düzeni bazen garip sonuçlar doğuruyordu. Canik sancağına bağlı Niksar'dan Tokat'a çekilen bir telgraf, iki şehir arasında doğrudan bir tel olmadığı için Ünye, Samsun, Amasya, Yozgat ve Sivas'ı dolaşarak hedefine ulaşabiliyordu. Bu uzun yol hem gecikmeye yol açıyor hem de kablo kırıklarında haberleşmeyi aksatıyordu. 1880'de Tokat'ın ayrı bir sancak olmasıyla Zile ve Erbaa Amasya'dan ayrılıp Tokat'a bağlandı; aynı yıl, valiliği sırasında telgrafın yaygınlaşması için çaba gösteren İsmail Hakkı Paşa döneminde Tokat-Zile hattı hizmete girdi.

Erbaa'nın durumu, taşrada telgrafa kavuşmanın ne kadar zahmetli olabileceğini gösterir. Amasya sancağına bağlı olduğu yıllarda telgrafı olmayan Erbaa'nın bağlantısı, Hanilçe'nin ifadesiyle "sürekli gözden kaçmış ya da göz ardı edilmişti". Tokat'a bağlandıktan sonra kasabanın tüccarları, mahsulün fiyatını öğrenmek, nakliyesini ayarlamak ve Samsun, Amasya, Tokat gibi pazarlarla aracısız haberleşmek için telgrafa muhtaç olduklarını yazdı; telgrafhane binası için ellerindeki 10.000 kuruşluk iç borçlanma kuponlarını vermeye hazır olduklarını bildirdiler. 1887'de yoğunlaşan bu girişimler ancak 1896'da sonuç verdi. 1880 civarında Lâdik, Köprü, Maden-i Sim ve Osmancık hatları için de girişimler hızlanmış, fakat hükümetten beklenen malzeme yardımı gelmediği için bu hatlar ileriki yıllara ertelenmişti.

Sancağın Kazalarına Uzanan Hatlar

Amasya sancağının kazalarına telgraf götürmek, Erbaa örneğinde olduğu gibi uzun yıllar aldı. Bu konuyu Edip Uzundal'ın II. Abdülhamid dönemi Amasya sancağı üzerine yaptığı çalışma ayrıntılı biçimde ele alır. 16 Ekim 1892'de Serasker tarafından Umum Erkân-ı Harbiye Dairesine gönderilen bir yazı, Amasya sancağındaki Lâdik, Havza, Vezirköprü ve Gümüşhacıköy ile Tokat sancağındaki Erbaa kaza merkezlerinde telgraf hattı kurulmasını istiyordu. Yazıya göre bu yerlerde masraflar daha önce yerel halk tarafından taahhüt edilmişti. Posta ve Telgraf Nezaretine gönderilen tezkerede bu hatların askerî haberleşme için de gerekli olduğu vurgulandı.

Askerî makamların araya girmesi bile meseleyi hemen çözmedi. Ertesi yıl Posta ve Telgraf Nezareti Mühendis Kalemi her hat için keşif pusulaları hazırladı. Bunlara göre Lâdik-Havza-Vezirköprü hattı 45 kilometre uzunluğunda olacak ve 630 direk gerektirecekti; Merzifon-Hacıköy hattı ise 20 kilometre ve 280 direkle hesaplanmıştı. Bu merkezlerin her birinde telgrafhane inşası için ayrıca 10.000 kuruş öngörülüyordu. Posta ve Telgraf Meclisi, talep edilen hatların tamamı için eşya bedeli ve diğer masraflar olarak 27.439 Frank 10 santim ile 255.036 kuruş ahali tarafından üstlenilse bile, maaşlar ve sürekli giderler için gereken 1.935 Frank ile 153.580 kuruşa bütçede karşılık bulunmadığını belirterek hatları ertelemeye karar verdi. İdare, bir defalık kuruluş masrafından çok memur ve bakım gibi her yıl tekrarlanacak giderlerden çekiniyordu; bu hatların gelirinin, ödenecek maaş ve masrafların üçte birine bile ulaşamayacağı hesaplanıyordu.

Vilayet salnamelerine dayanan memur listeleri yine de ağın yavaş yavaş genişlediğini gösterir. 1870'lerin başında Amasya'da bir telgraf müdürü ile bir posta müdürü bulunuyordu. 1872'den itibaren Mecidözü'nde, 1870'lerin ortasında Zile ve Merzifon'da telgraf memurları görev yapıyordu. 1880'li yıllarda Amasya'daki makamın unvanı kimi yıllarda telgraf ve posta müdürü, kimi yıllarda telgraf müdürü olarak geçer. Merzifon ve Mecidözü'nde telgraf memurları bulunuyordu, Maden-i Sim ve Havza için ise 1888'de posta memuru, 1890'da telgraf memuru görünür. Bu kayıtların 1892'deki hat taleplerinden önce olması, ilk görevlerin hat tamamlanmadan atanmış olabileceğini düşündürür, fakat elimizdeki belgeler bu ilişkiyi tam olarak aydınlatmaz.

Yüzyılın başına gelindiğinde tablo epeyce değişmişti. 1903 ve 1907 salnamelerine göre Amasya merkezde "Telgraf ve Postahane" adıyla anılan dairede bir müdür, bir ser-muhabere memuru, dört muhabere memuru ve iki muvassıl-ı muharrerat, yani telgrafları sahiplerine ulaştıran dağıtıcı çalışıyordu. Zile, Yozgat ve Lâdik yönlerindeki hatların bakımından birer hat çavuşu sorumluydu. Merzifon'da müdürü, muhabere memuru, telgraf çavuşu ve dağıtıcısıyla ayrı bir Posta ve Telgraf Dairesi vardı. Köprü'de bir telgraf ve posta müdürü, Mecidözü ve Lâdik'te birer telgraf memuru, Gümüşhacıköy ve Havza'da da birer telgraf ve posta memuru görev yapıyordu. Böylece 1864'te tek bir telle başlayan ağ, kırk yıl içinde sancağın bütün kaza merkezlerine ulaşmıştı.

Telgrafhanenin İşleyişi

Amasya telgrafhanesi, Sivas vilayetindeki telgraf ve posta örgütünün bir parçası olarak çalışıyordu. 1870-1872 yıllarında Sivas merkezde bir Telgraf Müfettişliği bulunuyor, Sivas, Amasya, Karahisar ve Tokat'ta ise telgraf ya da posta müdürleri ile onlara bağlı personel görev yapıyordu. Vilayetteki teşkilatın çalışan sayısı 1872'de 30'a ulaşmış, 1890'da 32 olmuş, 1903'te 74'e çıkmıştı. 14 Nisan 1873 tarihli talimata göre müfettişler her yıl ilkbahar ve sonbaharda olmak üzere iki kez kendi bölgelerindeki hatları dolaşır, kıştan önce bozulmuş direk ve telleri onartır, telgrafhanelerdeki memurların davranışlarını, defter ve hesaplarını, makinelerin durumunu denetlerdi.

Telgrafhanelerin günlük düzenini 24 Ekim 1859 tarihli nizamname belirliyordu. Buna göre telgraf çekmede öncelik devletin resmî kurumlarına aitti, tüccarlar ve halk onlardan sonra gelirdi. Telgraf yazışmalarının sırrını ifşa etmenin cezası ayrıca düzenlenmişti. Telgraf odaları mevsime göre değişen saatlerde açık bulunur, Cuma, Pazar, dinî bayramlar ve yortu günlerinde de çalışırdı; her odanın açılış ve kapanış saatleri kapısına yazılırdı. Taşra telgrafhanesi müdürleri telgraf alıp verme işini bizzat bilmek zorundaydı. Muhabere memurları pilleri korur, makinelerini temiz tutar, her gün nöbete girerken makineyi muayene eder, yemek vakti dışında postadan ayrılmazdı. Memurlar sınıflarına göre kendilerine özgü elbiseyi daima temiz giymekle yükümlüydü.

Hattın kendisini ise süvari ve piyade çavuşlar korurdu. Nizamnameye göre çavuşlar her gün gün doğumunda hattı dolaşmaya çıkar, telleri kış mevsiminde gerektiği kadar gevşetir, yazın gerer, tellerin ve porselenlerin üzerindeki örümcek ağlarını temizlerdi. 1903'te Amasya'dan Zile, Yozgat ve Lâdik yönlerine giden hatlarda görevli hat çavuşları bu işin taşradaki yüzüydü. Telgrafı sahibine ulaştıran muvassıl-ı muharrerat, alıcıyı bulamazsa ya da kişi ölmüş veya başka yere gitmişse durumu derhâl telgrafhaneye bildirirdi. Telgrafhaneye bir saatten uzak yerlere gidilmesi gerektiğinde kayık ve beygir gibi masrafları telgrafın sahibi öderdi.

Telgraf ucuz bir hizmet değildi, fakat zamanla erişilebilir hâle geldi. 1862-1863 ve 1866-1867 yıllarında Sivas'tan İstanbul'a yirmi kelimelik bir telgrafın ücreti 82 kuruştu; 1872'de bu ücret 35 kuruşa indi. Aynı yıl Sivas'tan vilayet içindeki bir yere yirmi kelimelik telgraf 10 kuruş, Erzurum, Ankara, Trabzon ve Kastamonu gibi komşu vilayetlere 15 kuruş tutuyordu. Aydın ve Edirne gibi uzak merkezler için bu rakam 40 kuruşa, Bosna, İşkodra ve Yanya gibi Rumeli şehirleri için 60 kuruşa çıkıyordu. Amasya da aynı vilayet tarifesine tabi olduğundan, bir Amasyalı tüccarın Tokat'a ya da Sivas'a çektiği telgraf, İstanbul'a çektiğinin çok altında bir bedelle gidiyordu.

Posta ve Telgrafın Birleşmesi ve Şehir Hayatına Etkisi

Ayrı ayrı gelişen posta ve telgraf idareleri 21 Eylül 1871'de birleştirildi ve Dahiliye Nezaretine bağlı Posta ve Telgraf Nezareti kuruldu. Bu birleşme taşrada da hissedildi. Amasya'daki ayrı telgraf ve posta müdürlükleri yerini zamanla tek bir "telgraf ve posta müdürlüğüne" bıraktı. Osmanlı Devleti 1865'te telgraf haberleşmesine dair uluslararası birliğe katıldı, 1876'da uluslararası posta taşımacılığına geçti. 1901'de koli ve havale işlemleri başladı, 1906'da telsiz telgraf, 1909'da İstanbul'da ilk elle çalışan telefon santrali hizmete girdi ve kurum aynı yıl Posta, Telgraf ve Telefon Nezareti adını aldı; 1913'te de Posta, Telgraf ve Telefon Umum Müdürlüğüne dönüştü.

Telgrafın en büyük etkisi idare üzerinde oldu. Davison, Osmanlı arşivlerinin Tanzimat'ın sonlarından itibaren Babıâli ile vilayet görevlileri arasında gidip gelen telgraf suretleriyle dolu olduğunu belirtir. Artık bir sancağın mutasarrıfına, bir jandarma birliğine ya da askerî kuvvete emir göndermek saatler içinde mümkündü. Bir Amerikan misyonerinin 1874'te yazdığı gibi, eksiklerine rağmen telgraf, İstanbul'daki merkezî gücün bütün imparatorluğu bir makine gibi işletmesini sağlıyordu. Aynı tel öbür yönde de işliyordu. Halk, şikâyetlerini merkezî hükümete telgrafla iletebiliyor, bu yolla yerel yöneticiler de denetlenebiliyordu. Bireylerin ve toplulukların telgrafla gönderdiği dilekçeler Osmanlı belgeleri arasında oldukça yaygındır.

Ticaret hayatı da telgrafla hızlandı. Erbaa tüccarlarının dilekçesinde dile getirdiği ihtiyaçlar, yani mahsul fiyatlarını zamanında öğrenmek, nakliyeyi ayarlamak ve pazarlarla aracısız haberleşmek, Amasya'nın tüccarları için de geçerliydi. Uzak pazarlardaki fiyatı ve talebi telgrafla öğrenen tüccar, işini daha isabetli yönetebiliyordu. Resmî kurumlar merkezle daha hızlı yazışarak idari işleri kısaltıyor, halk için ise mektup ve telgraf gurbetteki yakınlarla bağ kurmanın en değerli aracı oluyordu. Postane, şehir halkının uzaktaki akrabalarıyla, tüccarların iş ortaklarıyla, öğrencilerin aileleriyle haberleştiği bir mekândı. Pul, posta arabası ve düzenli dağıtım, gündelik hayatın yenileşen yüzünü temsil ediyordu.

Telgrafhane, bu yüzden şehrin en işlek kamu kurumlarından biri oldu. Resmî yazışmalar, ticari haberler ve şahsi mesajlar aynı odadan geçiyordu. Telgraf memurları, mesleğin gerektirdiği titizlik ve gizlilikle çalışmak zorundaydı ve yazışmaların sırrını koruma yükümlülüğü onları kasabanın güvenilen kişileri arasına yerleştirdi. Telgrafın siyasi gücünün en çarpıcı örneklerinden biri 1908'de yaşandı. II. Meşrutiyet'in ilanı öncesinde Makedonya'dan Yıldız Sarayı'na yağan, anayasanın yürürlüğe konmasını isteyen telgraflar, bu aracın padişahın denetim aracı olmaktan çıkıp merkeze karşı da kullanılabileceğini gösterdi. Bu tecrübe on bir yıl sonra Anadolu'da, Amasya'da yeniden yaşanacaktı.

Millî Mücadele'de Amasya Telgrafhanesi

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919'da 9. Ordu Kıtaatı Müfettişi olarak Samsun'a çıktıktan sonra işinin büyük kısmını telgraf başında yürüttü. Kolordu kumandanlarına, valilere ve mutasarrıflara telgraflar çekiyor, işgalleri protesto etmek için mitingler düzenlenmesini ve büyük devletlerle İstanbul hükümetine protesto telgrafları gönderilmesini istiyordu. 24 Mayıs'ta Harbiye Nezaretine çektiği telgrafta, Merzifon, Vezirköprü, Amasya, Lâdik ve Havza gibi asayiş olaylarının görüldüğü yerleri yerinde incelemek için karargâhını geçici olarak Havza'ya taşıyacağını, fakat haberleşmenin güvenle sürmesi için adresinin Samsun olarak kalacağını bildirdi. 10 Haziran'da yine Harbiye Nezaretine yazdığı telgrafta ise Merzifon kazası ve Amasya livasından aldığı istihbarata dayanarak bölgedeki faaliyetler hakkında bilgi veriyordu.

Amasya'ya gelmeden önce Mustafa Kemal Paşa, Havza'dan Amasya Müftüsü Hacı Tevfik Efendi'ye bir telgraf göndererek şehre gelmek istediğini bildirdi. Müftünün cevabı da telgrafla geldi: "Amasya halkı vatan, din ve devlet yolunda mücadele edenleri bağrına basmakla müftehir olacaktır." Paşa, ramazan ayında, 12 Haziran 1919 akşamı Amasya'ya girdi ve coşkuyla karşılandı. Şehirdeki ilk işlerinden biri Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni kurdurmak oldu. Bu arada kaldığı Saraydüzü Kışlası'nın bir odasını telgrafhane olarak hazırlattı ve buradan memleketin dört bir yanına direniş telgrafları gönderdi. 16 Haziran'da Sultan Vahdeddin'e çektiği telgrafta, gerekirse görevinden istifa edip sine-i millete döneceğini bildirdi.

Tel, bu günlerde iki taraf için de silahtı. İstanbul hükümetinin Dahiliye Nazırı Ali Kemal, Mustafa Kemal'in emirlerine uyan memur ve subayların divan-ı harpte yargılanacağını açıkladı ve Paşa'nın görevden alındığını, kendisiyle hiçbir resmî işleme girişilmemesini bildiren 23 Haziran 1919 tarihli şifreli bir genelge yayımladı. Bu genelge de aynı tellerle vilayetlere ulaştı. Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğü ise Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin telgraflarının çekilmeyeceğini duyurmuştu. Böylece telgrafhaneye kimin erişeceği meselesi, mücadelenin başlıca konularından biri hâline geldi.

Amasya Genelgesi bu ortamda hazırlandı. 21 Haziran 1919'da Saraydüzü Kışlası'nda Mustafa Kemal Paşa, 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa, eski Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Bey ve 3. Kolordu Kumandanı Refet Bey'in katılımıyla görüşmeler başladı. Erzurum'daki 15. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa ile Konya'daki Mersinli Cemal Paşa toplantıya bizzat katılmadılar, fakat hazırlanan metin onlara da sunuldu ve onayları alındı. Kimi anlatımlara göre Edirne'deki Cafer Tayyar Bey de görüşmelere telgraf yoluyla katılmıştı. Ali Fuat Paşa, imza sırasında başka bir odada Ankara'daki kolorduyla haberleşiyordu ve imza için oradan çağrıldı. Esaslar, Mustafa Kemal Paşa tarafından 21'i 22'ye bağlayan gece yaveri Cevat Abbas Bey'e yazdırıldı.

Genelgenin maddeleri arasında telgrafa doğrudan değinen bir hüküm bulunması dikkat çekicidir. Beşinci madde, Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin telgraflarının çekilmeyeceğinin Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğünce bildirildiğini hatırlatıyor, bu tutumun kesinlikle reddedileceğini ve haberleşme sağlanıncaya kadar gösteri ve direnişte bulunulacağını ilan ediyordu. Altıncı madde ise vatanın herhangi bir yerine yapılacak yeni bir işgal karşısında kumandanların birbirlerini derhal haberdar etmelerini istiyordu; bu da ancak telle mümkündü. Metnin sonundaki imzalar arasında kurmay heyetinden tebliğ işlerinden sorumlu memur Hüsrev Bey'in, askerî makamlara şifre çeken yaver Muzaffer Bey'in ve sivil makamlara şifreleyen, Nutuk'ta adı verilmeyen bir sivil memurun imzaları da vardı.

Genelge 22 Haziran 1919'da, memleketin en batısından en doğusuna kadar bütün mülki amirlere ve askerî kumandanlara telgrafla ulaştırıldı; iletimi Abdurrahman Rahmi Efendi gerçekleştirdi. Mustafa Kemal Paşa'nın 9. Ordu Müfettişliği yetkisi dışındaki batı bölgelerine de bir tamim göndermiş olması, bu telgrafın bir anlamda ihtilal bildirisi sayılmasının sebeplerinden biridir. Sivas'ta toplanacak millî kongreye her sancaktan üç temsilcinin gönderilmesini isteyen bu metin, Amasya telgrafhanesinin tellerinden geçerek Anadolu'nun dört bir yanına yayıldı. Amasya Genelgesi'nin hazırlandığı ve telgraf yoluyla bütün Türkiye'ye iletildiği yer olarak Saraydüzü Kışlası bu yüzden şehrin hafızasında ayrı bir yer tutar.

Telgrafın Millî Mücadele'deki ağırlığı sonraki yıllarda da sürdü. 16 Mart 1920'de İstanbul'un işgaliyle birlikte telgrafhaneler de işgal edildi. İstanbul Merkez Telgrafhanesi başmemuru İhsan (Pere) Bey ve arkadaşları, binanın bodrumunda kurdukları gizli bir merkezle Ankara ile haberleşmeyi sürdürdüler. Halil Özcan'ın bu merkez üzerine yaptığı çalışmada, Atatürk'ün "Millî Mücadele'yi telgraf telleriyle kazandık" dediği aktarılır. Bu sözün ilk somut örneklerinden biri, 1919 Haziranında Amasya'dan çekilen telgraflardır.

Cumhuriyet Döneminde Posta, Telgraf ve Telefon

Cumhuriyetin ilk yıllarında Dahiliye Vekâletine bağlı olarak çalışan PTT Genel Müdürlüğü, 1933'te katma bütçeli bir idare olarak Bayındırlık Bakanlığına, 1939'da Ulaştırma Bakanlığına bağlandı. 1954'te kamu iktisadi teşebbüsü hâline geldi, 1984'te kamu iktisadi kuruluşu statüsüne geçirildi. 1994 tarihli 4000 sayılı Kanun'la kurum ikiye ayrıldı ve 24 Nisan 1995'ten itibaren T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü ile Türk Telekomünikasyon A.Ş. ayrı ayrı çalışmaya başladı. Posta İşletmesi 2000'de yeniden Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü adını aldı, 2013'te de Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi olarak yeniden yapılandırıldı.

Amasya'da da posta, telgraf ve telefon hizmetleri bu çatı altında gelişmeyi sürdürdü. Telgraf, telefon ve ardından gelen sayısal ağlar karşısında zamanla önemini yitirdi, fakat Amasya'nın haberleşme tarihindeki yeri silinmedi. 1864'te Samsun'dan gelen tel, şehri önce Yozgat ve Sivas üzerinden İstanbul'a ve Bağdat hattına, sonra Zile'ye ve sancağın kazalarına bağladı. Elli beş yıl sonra aynı ağ, Saraydüzü Kışlası'nda telgrafhaneye dönüştürülen bir odadan Millî Mücadele'nin ilk programını bütün memlekete duyurdu.

Kronoloji

1828-1829: Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Boğaziçi'nde semafor telgrafı denendi.

23 Ekim 1840: Posta Nezareti kuruldu; ilk postane İstanbul'da Yeni Cami avlusunda açıldı.

1847: Beylerbeyi Sarayı'nda Sultan Abdülmecid'in huzurunda elektrikli telgraf gösterisi yapıldı.

1854: Kırım Savaşı sırasında Varna-Balıklava sualtı kablosu döşendi.

1855: İstanbul-Edirne hattı tamamlandı; Telgraf Müdürlüğü kuruldu.

3 Mayıs 1856: İlk Türkçe telgraf çekildi.

13 Aralık 1859: Bağdat hattının Yozgat-Sivas kesimi tamamlandı.

20 Ocak 1861: Fünun-ı Telgrafiye Mektebi açıldı.

24 Haziran 1863: Yozgat-Samsun hattının inşasına başlandı.

1864: Samsun-Amasya teli çekildi; Amasya telgraf ağına katıldı.

1867: Amasya sancağı yeni kurulan Sivas vilayetine bağlandı.

1868: Tokat-Sivas hattı kuruldu.

1869: Zile ahalisi Amasya üzerinden hat çekilmesi için dilekçe verdi.

1870: Zile, Amasya'ya bir telgraf hattıyla bağlandı.

21 Eylül 1871: Posta ve telgraf idareleri Posta ve Telgraf Nezareti adıyla birleştirildi.

1874: Osmanlı telgraf haritasında Amasya-Zile hattı gösterildi.

1880: Tokat sancak oldu; Zile ve Erbaa Amasya'dan ayrıldı; Tokat-Zile hattı açıldı.

16 Ekim 1892: Seraskerlik Lâdik, Havza, Vezirköprü ve Gümüşhacıköy'e telgraf hattı çekilmesini istedi.

1893: Lâdik-Havza-Vezirköprü ve Merzifon-Hacıköy hatlarının keşifleri yapıldı; hatlar bütçe gerekçesiyle ertelendi.

1896: Erbaa telgraf ağına katıldı.

1903-1907: Amasya merkezde Telgraf ve Postahane ile Merzifon, Köprü, Mecidözü, Lâdik, Gümüşhacıköy ve Havza'da telgraf görevlileri bulunuyordu.

1909: Kurum Posta, Telgraf ve Telefon Nezareti adını aldı.

12 Haziran 1919: Mustafa Kemal Paşa Amasya'ya geldi; Saraydüzü Kışlası'ndaki bir oda telgrafhane olarak hazırlandı.

22 Haziran 1919: Amasya Genelgesi telgrafla bütün mülki ve askerî makamlara ulaştırıldı.

1939: PTT Genel Müdürlüğü Ulaştırma Bakanlığına bağlandı.

1995: PTT, Posta İşletmesi ve Türk Telekom olarak ikiye ayrıldı.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Hanilçe, Murat, "Osmanlı Taşrasına Telgraf Hattı Çekilmesinde Yaşanan Zorluklar: Niksar-Erbaa-Tokat Telgraf Hattı Örneği", Journal of History Studies, C. 9, S. 4, Kasım 2017, s. 63-99. historystudies.net
  • Aktaş, Esat, "II. Meşrutiyet Dönemi'nde Samsun'da İlk Telefon Hatları ve Kullanımı", Karadeniz İncelemeleri Dergisi, S. 30, 2021, s. 509-530.
  • Mutlu, Cengiz, "Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun Havza'daki Faaliyetlerinin Millî Mücadele'deki Yeri", DergiPark.
  • Genç, Sabit, "Amasya Sancağının İdari Durumu ve Nüfus Yapısı (1880-1915)", Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 11, S. 1, 2021, s. 57-80.
  • Serbestoğlu, İbrahim - Temizer, Abidin, "Amasya'ya Telgraf Hatlarının Çekilmesi", Uluslararası Akdeniz Medeniyetleri Sempozyumu Bildiri Kitabı, Ankara 2017, s. 83-90 (Hanilçe aracılığıyla).
  • Uzundal, Edip, Sultan II. Abdülhamid Dönemi'nde Amasya Sancağı, Yüksek Lisans Tezi, Tokat 2017 (Hanilçe aracılığıyla).

Resmî kaynaklar

  • T.C. Posta ve Telgraf Teşkilatı, "Tarihçe", ptt.gov.tr.

Diğer kaynaklar

  • Davison, Roderic H., "Osmanlı İmparatorluğu'na Elektrikli Telgrafın Girişi", çev. Durdu Mehmet Burak, OTAM, S. 14, Ankara 2003, s. 347-386.
  • Çopur, İzzettin, "Amasya Genelgesinin (Tamimi) 100. Yılı", izzettincopur.com. izzettincopur.com
  • Anadolu Ajansı, "Milli Mücadele'nin ve yeni Türk devletinin ön sözü: Amasya Genelgesi", 21 Haziran 2023.
  • Hürriyet, "Milli Mücadele'yi telgraf telleriyle kazandık" (Halil Özcan ile söyleşi), 18 Mayıs 2019.
  • Vikipedi, "Amasya Genelgesi" ve "Osmanlı İmparatorluğu'nda ulaşım ve haberleşme" maddeleri. tr.wikipedia.org

Çevrimiçi kaynaklar