Merzifon'un en büyük medresesi Sultâniye'de müderris olarak ün kazanan Abdülgaffâr Efendi, fetva vermeye de izinliydi ve vaizlik yapardı; Hüsameddin onu ayrıca "edîb ve şâir" diye anar. Emekliliğini Merzifon'daki Çelebi Sultan Camii'nde bir vazifeyle geçirdi ve 1031 (1621-22) dolaylarında öldü. Oğlu, Merzifon'da bir tekkeye adını veren Nakşibendî şeyhi Sırrî Ali Efendi'dir. Hayatını anlatan iki kayıt babasının adında birbirini tutmaz, şiirlerinden ise elde bir örnek yoktur.

Amasya Tarihi'ndeki Kaydı

Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Abdülgaffâr Efendi-Şeyhî maddesi babasının adını Süleyman olarak verir:

Merzifonludur. Süleyman'ın oğludur. Merzifon ve Amasya ulemâsından ikmâl-i tahsîl edib Merzifon'da ders-i âm ve Sultâniyye-i Merzifon müderrisi olarak iştihâr etdi. İftâya mezûn oldu. Ba'dehû Merzifon'da Çelebi Sultân Câmii vazîfesiyle tekâüd edilip 1031 sâline doğru vefât etdi. Mahdûmu Şeyh Ali Sırrî Efendi'dir. Âlim, kâmil, vâiz, edîb ve şâir idi.

Anlamı şudur: Merzifonludur ve Süleyman'ın oğludur. Öğrenimini Merzifon ve Amasya âlimlerinin yanında tamamladı; Merzifon'da dersiam ve Merzifon Sultâniyesi'nin müderrisi olarak tanındı. Fetva vermesine izin verildi. Sonra Merzifon'daki Çelebi Sultan Camii'nde bir görevle emekliye ayrıldı ve 1031 yılına doğru öldü. Oğlu Şeyh Ali Sırrî Efendi'dir. Âlim, olgun bir vaiz, edip ve şairdi.

Hayatı

Abdülgaffâr'ın hayatı Merzifon'un iki büyük yapısı arasında geçer. Merzifon Sultâniyesi, Çelebi Sultan Mehmed'in Merzifon'da yaptırdığı külliyenin 1414-1417 yıllarında kurulan medresesidir ve kasabanın ilim hayatının merkeziydi. Hüsameddin, Abdülgaffâr'ın bu medresenin müderrisi olarak "iştihâr" ettiğini, yani ün kazandığını söyler; kasabada adı bilinen bir hocaydı.

"İftâya mezûn" olması, yani fetva verme izni alması, bir müderrisin kasabada müftü yetkisiyle de çalışabildiğini gösterir; Merzifon gibi bir kaza merkezinde bu, hem ilmî hem toplumsal bir otorite demekti. Hayatının sonunda medreseden ayrılıp aynı külliyenin camiinde, büyük olasılıkla vaizlik ya da kürsü şeyhliği gibi bir vazifeyle emekli edildi; Hüsameddin vazifenin adını vermez, ama onu "vâiz" diye anması bu tahmini destekler.

Ölüm tarihi "1031 sâline doğru" diye yaklaşık verilmiştir. Aynı yıl, oğlu Sırrî Ali Efendi'nin hayatında da bir dönüm noktasıdır. Sırrî İstanbul'da, padişah hocalığına (muallim-i sultânî) yükselen Amasyalı Ömer Efendi'nin yanında yetişmiş ve hocasının bu makamda bulunduğu yıllarda nüfuz kazanmıştı. Hüsameddin'in "vak'a-i hâ'ile" dediği Receb 1031 olayından, yani II. Osman'ın Mayıs 1622'de öldürülmesinden sonra Merzifon'a gönderildi. Babasının ölümüyle oğlunun Merzifon'a dönüşünün aynı yıla düşmesi kaynakta birbirine bağlanmaz.

Oğlu Sırrî Ali Efendi

Sırrî Ali Efendi, Merzifon'a döndükten sonra 1033'te (1623-24) Devlet Hâtun Zâviyesi'ne şeyh oldu, 1035'te (1625-26) kendi yaptırdığı Nakşibendî zaviyesini ve mülklerini vakfetti. Bu tekke Merzifon'da Sırrı Baba Tekkesi adıyla tanındı. 1045'te (1635-36) yeniden İstanbul'a gitti ve Atîk Ali Paşa Camii'nin bitişiğindeki zaviyenin şeyhiyken 16 Muharrem 1063'te (17 Aralık 1652) öldü. Onun oğlu Ahmed Efendi de "Molla Şeyh" diye tanınan mevâlîdendi.

Kaynakların Ayrıldığı Nokta

Hüsameddin, Abdülgaffâr'ı kendi maddesinde "Süleyman'ın oğlu" diye tanıtır. Oğlunun maddesinde ise Sırrî Ali'yi "Abdülgaffâr Çelebi bin Zeynelâbidîn Âbidî Çelebi mahdûmu" diye yazar ve Divân-ı Hümâyun kâtibi Ali Efendi'yi onun amcası sayar. Böylece Abdülgaffâr'ın babası bir yerde Süleyman, öbüründe Zeynelâbidîn Âbidî Çelebi olur. İki maddenin aynı kişiyi anlattığı bellidir: ikisi de Merzifonlu bir Abdülgaffâr'dan ve onun oğlu Sırrî Ali'den söz eder. Farkın bir yazım ya da aktarım hatası mı olduğu, yoksa Süleyman'ın "Zeynelâbidîn" lakabını taşıyıp taşımadığı kaynaktan çözülemiyor.

Başlıktaki "Şeyhî" kelimesi de iki türlü okunabilir. Hüsameddin kişileri "Ad-Lakap" biçiminde sıralar ve bu başlıkta "Şeyhî" lakap yerinde durur; oğlunun maddesindeki "Şeyh Çelebizâde" lakabı da ailenin "Şeyh Çelebi" diye anılan bir atadan geldiğini düşündürür. Öte yandan "Şeyhî" bir şairin mahlası olarak da kullanılabilecek bir addır ve Hüsameddin onu şair sayar. Kaynak bu kelimenin mahlas olup olmadığını söylemez; oğlunun lakabı, aile adı olma ihtimalini daha güçlü kılar.

Şiiri

Hüsameddin'in sıfat dizisinde şairlik en sona, vaizliğin ve edipliğin ardına yazılmıştır: "vâiz, edîb ve şâir." Kürsüde ve medresede geçen bir hayatın yanında yürütülen, medrese çevresinde değer gören bir yetenek gibi durur. Abdülgaffâr Efendi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır; madde ne bir beyit ne bir eser adı verir, oğlu Sırrî Ali'nin maddesi de şiire hiç değinmez.

Kronoloji

1414-1417: Merzifon'da Çelebi Sultan Mehmed Medresesi (Sultâniye) kurulur.

1031 (1621-22) dolayları: Abdülgaffâr Efendi Merzifon'da ölür.

Receb 1031 (Mayıs 1622): II. Osman'ın öldürülmesinin ardından oğlu Sırrî Ali Efendi Merzifon'a gönderilir.

1035 (1625-26): Sırrî Ali Efendi Merzifon'daki Nakşibendî zaviyesini vakfeder.

16 Muharrem 1063 (17 Aralık 1652): Sırrî Ali Efendi İstanbul'da ölür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar