XV. yüzyılın ortasında Amasya darphanesinin önce kâtibi, sonra emini olan Sofuzâde Hüseyin Çelebi, şiirlerinde Ârifî mahlasını kullanırdı. Hayatı iki şehzadenin Amasya yıllarına bağlanır: Hüsameddin'e göre 846'da (1442-43) boğdurulan Şehzade Alâeddin Ali'nin ve ardından sancağı yöneten Şehzade Bayezid'in, yani sonraki II. Bayezid'in. 871 (1466-67) dolaylarında öldü. Mahlası da şairliği de yalnız Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın kısa maddesinden bilinir ve o madde tek bir beyit bile saklamaz.

Amasya Tarihi'ndeki Kaydı

Hüsameddin'in Ârifî Hüseyin Çelebi-Sofuzâde maddesi beş cümleden ibarettir:

Amasya'da medfûn Sofu Bâyezîd Çelebi bin Mahmûd Çelebi mahdûmudur. Tahsîl-i ilim edib kitâbet ve inşâsı güzel olduğundan Amasya vâlisi Şehzâde Alâeddîn Bey zamanında ümenâdan olmuştu. 846'da müşârün-ileyhin şehâdetinde Amasya dârbhânesi kâtibi ve Sultân Bâyezîd'in Amasya vâliliğinde dârbhâne emîni oldu. 871 sâline doğru vefât etdi. Kâtib, şâir idi.

Bugünün diliyle: Amasya'da gömülü olan, Mahmud Çelebi oğlu Sofu Bayezid Çelebi'nin oğludur. İlim tahsil etti; yazışma ve resmî nesir işinde usta olduğu için Amasya valisi Şehzade Alâeddin Bey zamanında emin sınıfındaki görevlilerin arasına girmişti. 846'da şehzadenin şehit edildiği sırada Amasya darphanesinin kâtibiydi; Sultan Bayezid'in Amasya valiliği yıllarında darphane emini oldu. 871 yılına doğru öldü. Kâtip ve şairdi.

Hayatı

Ârifî'nin yükselişini sağlayan şey kalemiydi. Hüsameddin'in "kitâbet ve inşâ" diye andığı beceri, divan yazışmalarını, berat ve hüccet dilini, süslü resmî nesri kapsar; bir şehzade sarayında bu işi iyi yapan genç, kısa sürede mali işlere de karışırdı. Ârifî'nin girdiği "ümenâ" zümresi de böyle bir yoldur: hazine, vakıf ve darphane gibi para ve hesap işlerinde güvenilen görevliler bu adla anılırdı.

Amasya'nın darphanesi o yıllarda şehrin en önemli mali kurumlarından biriydi. Hüsameddin'in yedinci cildindeki kayda göre darphane 811'de (1408-09) Pervâne Mahallesi'nde yeniden kurulmuş, uzun yıllar Ahî Darbhâneci Bedreddîn Mahmûd Çelebi'nin eminliğinde işlemiş, Yörgüç Paşa adına bile sikke kesmişti. Bedreddîn Mahmûd 838 (1434-35) başlarında öldüğünde oğulları da darphane eminliği yapıyordu. Ârifî bu kurumun kâtipliğine, Şehzade Alâeddin Ali'nin ölümüyle sarsılan 846 yılında geçti. Şehzadenin nasıl öldüğü kaynaklarda tartışmalıdır; Hüsameddin olayı Amasya'da bir boğdurma olarak anlatır ve Ârifî'nin maddesinde de "şehâdet" kelimesini kullanır.

Sonraki basamak, Şehzade Bayezid'in Amasya valiliği yıllarına düşer. Bayezid'in sancağa gelişini Hüsameddin bir başka maddede 861 (1457) yılıyla anar: o yıl Ârifî'nin amcası Burhâneddîn Ahmed Çelebi, şehzadenin hocası olarak onunla birlikte Amasya'ya gelmişti. Ârifî'nin darphane emini olması bu tarihten sonraya, ölümünden önceki on yıla yerleştirilebilir; kesin yıl kaynakta yoktur. Ölüm tarihi de yaklaşık verilmiştir: "871 sâline doğru."

Sofuzâdeler

Ârifî, Amasya'nın eski ilim ailelerinden Sofuzâdelere mensuptur. Hüsameddin birinci ciltte bu aileyi, 770'te (1368-69) Amasya ricalinden olan Ahî Hüseyin Niğdevî'nin soyundan gelen "Niğdeli Sülâlesi"nin bir kolu olarak tanıtır. Kolun adı, Çelebi Mehmed'in hocası olan "muallim-i sultânî" Sofu Bayezid Çelebi'den gelir; bu âlim 814'te (1411-12) ölmüştü. Ailenin oturduğu yer şehirde Sofuzâde Mahallesi diye anılmış, kol 1000 yılına kadar mîrimîran ve vezir çıkaracak kadar itibarını korumuştur.

Sofu Bayezid'in oğlu Mahmud Çelebi'nin çocukları XV. yüzyıl Amasya'sında görünür. Bunlardan Burhâneddîn Ahmed Çelebi Edirne'de okumuş, Üç Şerefeli müderrisliğinden sonra Şehzade Bayezid'e Arap edebiyatı öğretmek üzere Amasya'ya gelmiş, Rahmâniye müderrisiyken 880'de (1475-76) ölmüştür. Bir başka oğul olan Bayezid Çelebi, Ârifî'nin babasıdır; Hüsameddin, Bâyezîd Çelebi-Şeyh İmâdzâde maddesinin sonunda onun da 865'ten (1460-61) sonraki yıllarda öldüğünü kaydeder. Ârifî'nin "Amasya'da medfûn" diye anılan babası bu Bayezid olmalıdır; büyük dede Sofu Bayezid ile aynı adı taşıması, kayıtta iki kuşağın birbirine karışabileceği bir nokta yaratır.

Aile içinde aynı adların tekrarı bir karışıklık daha doğurur. Hüsameddin dokuzuncu ciltte "diğer Sofuzâde Hüseyin Çelebi bin Mahmûd Çelebi bin Sofu Bâyezîd Çelebi"nin âyandan olup 881 (1476-77) dolaylarında öldüğünü yazar. Bu ikinci Hüseyin, verilen soy kütüğüne göre Ârifî'nin amcasıdır. İki Hüseyin'in yaşadığı yıllar birbirine çok yakındır ve Ârifî'nin maddesindeki "Mahmûd Çelebi" adı, onu amcasıyla karıştırmaya müsait bir izdir. Hüsameddin ise ikisini ayrı kişiler olarak kaydeder.

Şiiri

Maddenin son iki kelimesi, "kâtib, şâir", Ârifî'nin şairliğine dair bütün bilgimizdir. Şiirlerine ulaşılamamıştır; bir divanda toplanıp toplanmadıkları da bilinmez. Mahlas, onu Hüsameddin'in "Ârifî" başlıklı maddeleri arasına yerleştirir. Aynı başlık altında yer alan öteki adlar başka çağların insanlarıdır: XVIII. yüzyılda reisülküttaplıktan vezirliğe yükselen Ârifî Ahmed Paşa, 1265'te (1848-49) ölen Nakşibendî şeyhi Ârifî Mehmed Efendi ve 1169'da (1755-56) İstanbul'da ölen kâtip Çorumluzâde Ârifî Hüseyin Efendi. Bu sonuncusu adı ve mesleği bakımından Sofuzâde Ârifî Hüseyin'e çok benzer; ama aradaki üç yüz yıl ikisini karıştırmaya izin vermez.

Kronoloji

770 (1368-69): Sofuzâdelerin ait olduğu Niğdeli soyunun atası Ahî Hüseyin Niğdevî Amasya ricali arasında görülür.

811 (1408-09): Amasya darphanesi Pervâne Mahallesi'nde yeniden kurulur.

814 (1411-12): Ailenin adını aldığı muallim-i sultânî Sofu Bayezid Çelebi ölür.

846 (1442-43): Şehzade Alâeddin Ali ölür; Ârifî Hüseyin Çelebi o sırada Amasya darphanesinin kâtibidir.

861 (1457): Amcası Burhâneddîn Ahmed Çelebi, Şehzade Bayezid'in hocası olarak Amasya'ya gelir.

871 (1466-67) dolayları: Ârifî Hüseyin Çelebi ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar