Amasya'nın eski mahalleleri arasında Şamlar ile Sofular, adları çoğu zaman birlikte anılan iki semttir. Şehrin tasavvuf hayatıyla göç tarihinin en yoğun biçimde iç içe geçtiği yerler bu iki mahalledir. Yerel anlatı Şamlar adını Şam diyarından gelen bir topluluğa, Sofular adını ise dervişlerin ve gönül erlerinin çoğunlukta yaşadığı bir çevreye bağlar. Anlatının parçaları aynı ölçüde belgelenebilmiş değildir; Şam göçünün hangi çağda yaşandığı konusunda bile birbirini tutmayan üç ayrı açıklama vardır. Bu ayrım metin boyunca gözetilmiştir. Mahallelerin bütün yapıları ve nüfus tarihi için ayrı yazılar bulunduğundan burada adların, adlarla bağlantılı yapıların ve göç anlatısının izi sürülmektedir.

Eski Kayıtlarda İki Mahalle

Bugün halk arasında Şamlar denen mahalle, eski kayıtlarda "Şamlılar Mahallesi" olarak geçer. Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi'nin mahalleler bölümünde bu ayrımı açıkça yazar: eski kayıtlarda Şamlılar, halkın dilinde Şamlar. Hüsameddin'e göre mahalle Kuş Köprü'nün kuzeyinde yer alıyordu; doğusunda Yeşilırmak, batısında mezarlık, güneyinde Kale-i Bâlâ'nın eteği, kuzeyinde ise Bahçeler İçi denen bağlar uzanıyordu. Aynı yazar, buranın Şamlılar adını almadan önce Danişmendli Melik İsmail'in oturduğu yer olarak "Dânişmendli Mülkü" diye bilindiğini kaydeder. Şirvanlı Şeyh İsmail Siraceddin'in türbesinin yükseldiği sırt da türbeden önce "Şamlılar Üstü" diye anılıyordu. Mahalle adı bu sırta, mezarlığa ve mahallenin çeşmesine kadar bütün bir yöreyi kapsayan geniş bir semt adı olarak kullanılmıştır.

Sofular için eski yazım "Sofîler Mahallesi"dir. Hüsameddin bu mahalleyi Gedikli Kaya'nın kuzeydoğu eteğine yerleştirir; doğusunda Pir İlyas Mezarlığı, batısında Gümüşlüzade, kuzeyinde Yakutiye ile Mehmed Paşa mahalleleri, güneyinde Balus Kayası'nın etekleri vardı. Bâlus Kayası ile Lokman Dağı arasından inen dere, Beyler Sarayı'nın üstünde ikiye ayrılır ve bir kolu batıda Sofular'a, öteki kuzeyde Bayezid Paşa Mahallesi'ne iner. Mahallenin daha eski adı "Behram Şah Mülkü"dür. Emir Mübarizeddin Behram Şah'ın burada yaptırdığı mescit ve çeşme, mahalleye adını veren tasavvuf çevresinden önceki katmanı temsil eder; mescit uzun süre "Behram Şah Mescidi" adıyla anılmıştır. İki mahallenin eski adlarında da bir mülk sahibinin adı, yeni adlarında ise orada yaşayan bir topluluğun kimliği öne çıkar.

Şam'dan Gelen Topluluk Anlatısı

Halk anlatısına göre çok eski çağlarda Şam diyarından bir topluluk, yaşadığı zorluklara dayanamayıp yurdunu terk etmiş, muhacir olarak Amasya'ya gelmiş ve şehrin kuzey yamacına yerleşmiştir. Yeni semt, sakinlerinin geldiği yerle anılmış; önce "Şamlılar" denmiş, zamanla dilde yumuşayan bu ad "Şamlar" biçimine dönüşmüştür. Anadolu'da bir yerleşmenin, oraya sonradan gelenlerin çıktığı yerin adıyla anılması bilinen bir adlandırma yoludur ve Amasya'da da örnekleri vardır. Hüsameddin, Merzifon'daki Erzincânî Mahallesi'nin oraya yerleşen Erzincanlı bir âlimin memleketinin adını taşıdığını aynı mantıkla açıklar.

Göçün ne zaman yaşandığı konusunda ise yerel yazarlar ayrışır. Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları'nda Şamlar Mahallesi'ni, Emevîlerin zulmüne dayanamayarak Şam'dan göç edip buraya yerleşenlerin semti olarak tanıtır. Hüsameddin'in aktardığına göre Amasya müftüsü Mustafa Vâzıh Efendi de mahallenin adını Emevîler devrinde Amasya'ya gelen Şamlılara bağlamıştı. Hüsameddin bu görüşü "garâib-i vâzıha" diyerek, yani açık bir tuhaflık sayarak reddeder ve kendi açıklamasını verir. Ona göre 791 (1389) yılında Mısır sultanlığında "Melik Eşref" ile Çerkes "Melik Zâhir Berkuk" arasında çıkan iç çatışmada Melik Eşref'i destekleyen Şamlılar çevreye dağılmak zorunda kalmış, bunların bir bölümü Amasya'ya sığınmış ve bu mahalleye yerleştirilmiştir. Bu açıklama da yazarın kendi yorumudur ve hangi kayda dayandığını göstermez.

İşi daha da karıştıran, Hüsameddin'in eserinin ikinci cildinde başka bir ihtimale kapı aralamasıdır. Yazar, Arap kaynaklarına dayanarak anlattığı Emevî-Bizans savaşları bölümünde, Abbasîlerin 132 (750) yılında Emevî hanedanını devirmesinden sonra Amasya'yı fetheden Emîr Muâviye bin Hişâm'ın oğlu Ebân'ın, oğlu Abdullah ile birlikte Horasan üzerinden Amasya'ya kaçıp şehrin Bizans valisine sığındığını, valinin bir süre sonra 138 (755-56) yılında onları öldürdüğünü yazar. Bu sığınmacıların şehrin neresinde oturduğu bilinmediğini söyledikten sonra, Şâmlar Mahallesi'nde oturmuş olmalarının muhtemel olduğunu ekler. Kanıt olarak gösterdiği, mahallede Alagöz Baba Türbesi'nin yakınında, yol üzerinde yan yana duran iki eski mezardır. Eski tuğlalarla örülmüş, üstleri deve hörgücü biçiminde yapılmış bu mezarlar halk arasında Amasya'ya Şam toprağı getiren iki devenin mezarı diye gösterilmekteydi. Hüsameddin bunların Şam'da ziyaret ettiği eski mezarlara çok benzediğini, efsanenin yaygınlığı ve mezarların yan yana oluşu da düşünülürse Ebân ile oğlu Abdullah'a ait olabileceğini ileri sürer.

Bu üç açıklamadan hiçbiri belgeyle kanıtlanmış değildir. Yerel yazarların bir kısmı adı Emevî çağına, Hüsameddin ise mahalleler bölümünde on dördüncü yüzyılın sonuna bağlar; aynı yazarın başka bir yerde Emevî sığınmacılarını ihtimal olarak anması, konunun kendisi için de kapanmadığını gösterir. Halkın deve mezarları hikâyesi ise Şam ile bağın mahalle belleğinde ne kadar canlı kaldığına bir işarettir. Şam göçü anlatısını tarihî bir olaydan çok, mahalle adını açıklamak için kuşaktan kuşağa aktarılmış eski bir hatıra olarak okumak bugün için en temkinli yoldur.

Şam'dan Gelen Şeyhler ve Âlimler

Göçün tarihi belirsiz olsa da Şam'dan gelip Şamlılar Mahallesi'ne yerleşen kişiler belgelidir ve mahalle adının neden bu kadar kolay benimsendiğini anlamaya yardım eder. Bunların en tanınmışı, Akşemseddin'in babası Şeyh Nureddin Hamza Şâmî'dir. Hüsameddin'in aktardığı biyografi geleneğine göre Akşemseddin Şam'da doğmuş, küçük yaşta babasıyla birlikte Anadolu'ya gelmiştir. Hamza Şâmî'nin Amasya'ya gelişi 799 (1396-97) yılındadır ve Şamlılar Mahallesi'nde oturduğu kayıtlarda yer alır.

Mahallenin en eski ziyaret yerlerinden biri olan Alagöz Baba Türbesi de bir Şamlı şeyhe bağlanır. "Alagöz" lakabıyla bilinen Şeyh Şemseddin Ahmed Şâmî, Hüsameddin'in biyografiler bölümüne göre Şam'da yetişmiş, "Şamlılarla beraber" Amasya'ya göç ederek Şamlılar Mahallesi'ne yerleşmiş, burada yaptırdığı zaviyede otuz yıl kadar şeyhlik etmiştir. Halkın inandığı, kerametine itibar edilen bir âlim olarak anılır; oğulları İbrahim, Halil ve Ali Çelebilerdir. Eserin başka bir yerinde Şâmîlere önderlik eden bir pîr olarak tanıtılır ve soyunun "Şâmîzâde" adıyla anıldığı yazılır. Ölüm tarihi ise kitabın iki yerinde farklıdır. Biyografiler bölümü onun 829 (1425-26) yılında öldüğünü yazarken türbeler bölümü, 807 (1404-05) yılında daha eski bir türbeye defnedildiğini ve türbenin adını bu yüzden aldığını söyler.

Şamlılar Mahallesi'nde kurulan ilk medrese de Şam adıyla bağlantılı bir karışıklığa konu olmuştur. Hüsameddin'e göre mahallede ilk medreseyi, Timur'un 804 (1402) yılında Bursa'yı istilası üzerine Amasya'ya gelen ve daha sonra beylerbeyiliğe yükselen Balaban Paşa yaptırmıştır. Yazar, paşanın "Şam'da medresesi" olduğu yolundaki kaydın aslında bu "medrese-i Şâmiyye"den, yani Şamlılar Mahallesi'ndeki medreseden ibaret olduğunu belirtir. Mahalle adı, bir yapının Şam'da sanılmasına yol açacak kadar yerleşmişti. Şamlılar Mahallesi'ne yalnızca Şam'dan gelenler de yerleşmemiştir. Buharalı Şeyh Mustafa Efendi bin Mirza Yusuf'un burada kurduğu ve "Mirza Tekkesi" diye anılan Nakşibendî zaviyesinin şeyhliği oğulları Turâbî Ali Efendi ile İsmail Efendi'ye geçmiştir. Turâbî Ali Efendi 7 Ramazan 1245 (1830) tarihinde ölmüş, ilâhileri ve şiirleriyle tanınmıştır.

Danişmendli Hatıraları

Şamlar'ın Şam'dan önceki katmanı Danişmendli dönemine uzanır ve bu katman da çoğunlukla yerel rivayetle ayakta durur. Hüsameddin, Danişmendli hükümdarı Melik İsmail'in Amasya'da bir türbesi, İçeri Şehir'de Loğ Minare denen bir camisi ve Şamlar Mahallesi'nde bir zaviyesi bulunduğunu yazar. Alagöz Baba Türbesi'ni Şamlar Mezarlığı'nın kenarında, yol ağzında duran çok eski bir yapı olarak tanıtır; şekli ve yapım tarzı ona göre on ikinci yüzyıl eserlerini hatırlatır ve türbe Danişmendli İsmail Gazi Bey'e mal edilir. Ancak yazar, İsmail Gazi'nin burada yattığına dair halk rivayeti dışında bir delil ya da yazıt bulamadığını açıkça belirtir. Amasya'da "Melik Gazi Türbesi" diye gösterilen üç yerden biri de Şamlılar Mahallesi'nin batısında yol üzerindeki bu türbedir.

Mahallede Danişmendlilere bağlanan bir başka mezar Ayşe Gazi Türbesi'dir. Şeyh İsmail Şirvânî Türbesi'ne çıkan yolun kuzeyinde, iki kabri alacak büyüklükte, kare planlı ve koyu renkli taştan örülmüş bir yapıdır. Yerel geleneğe göre burada Danişmendli devletinin kurucusu Melik Danişmend Ahmed Gazi'nin eşi Gülnuş Banu ile kızı Ayşe Gazi yatar. Hüsameddin, sonradan bu kabirlerin üzerine birkaç kişinin daha gömüldüğünü ekler. Mahalledeki Şamlar Camii'nin de Danişmendli Melik Gazi Bey'in hayratından olduğu ve zamanla harap düştüğü kayıtlarda yer alır. Ayas Ağa'nın camisi bu eski caminin yerinde yükselmiştir.

Ayas Ağa Külliyesi ve Büyük Ağa Medresesi

Şamlar adının eskiliğini gösteren en sağlam veri, mahalledeki on beşinci yüzyıl yapılarıdır. Küçük Ağa diye de anılan Ayas Ağa, Bosna yöresinden devşirilmiş, Amasya Sarayı'nda yetişmiş bir II. Bayezid kuluydu. Büyük Kapı Ağası Hüseyin Ağa İstanbul'a gidince 890 (1485) yılında Amasya Sarayı'nın kapı ağası olmuş, Şehzade Ahmed'in en yakınları arasına girmişti. Hüsameddin'in anlatısına göre 918 (1512) yılında Yavuz Sultan Selim tahta çıktığında Şehzade Ahmed'in yakalanıp boğdurulduğunu duyunca kahrından ölmüştür. Şamlılar Mahallesi'nde bir cami, yanında bir medrese ve bir sıbyan mektebi yaptırmış, bütün mülkünü 900 (1494-95) yılında bunlara vakfetmiştir. Hüsameddin bu vakfiyeyi bizzat okuduğunu söyler. Ayas Ağa, medresesinin önündeki mezarlıkta yatar; mezarının kitabesi yoktur. Yazarın olaylar kısmında caminin ve medresenin 890 yılında tamamlandığı yazıldığından yapım tarihi için iki ayrı yıl ortaya çıkar; külliyenin kendi kitabesi bulunmadığından kesin tarih belirlenememektedir.

Bulunduğu mahalleye nispetle Şamlar adıyla da anılan külliye, Osmanlı öncesi Anadolu'daki cami-medrese geleneğini sürdürür. Binalar ortak bir avlunun etrafında sıralanır. Güneydeki cami, moloz taş ve tuğla duvarlı, kare planlı ve tek kubbeli bir harimden, üç birimli bir son cemaat yerinden ve kuzeydoğu köşesinde yükselen minareden oluşur. Son cemaat yerinin kemerleri üstündeki duvar, tuğladan altıgenlerle çerçevelenmiş kesme taşlardan bezemeli bir örgüyle kaplanmıştır. Minarenin solundaki pencerenin kemer aynasında tam okunamayan bir kitabe vardır ve bunun Danişmendli dönemine ait olması muhtemel görülür. "Küçük Ağa Medresesi" ya da "Medrese-i Ayasiyye" denen medrese avluyu batı ve kuzeyden kuşatan dokuz hücreden oluşur. Kuzey hücre dizisinin doğu ucundaki iki odalı sıbyan mektebi 1327 (1909) yılında ilkokul hâline getirilmiştir.

Aynı yıllarda Şamlılar Mahallesi'nde ikinci bir büyük medrese yükselmişti. Hüsameddin, Büyük Ağa Medresesi'nin Şamlılar Mahallesi'nde, Bahçeler İçi denen bağların başında yol üzerinde bulunduğunu ve II. Bayezid'in Amasya'daki kapı ağası Hüseyin Ağa tarafından 894 (1488-89) yılında yaptırıldığını yazar. Her yanı taştan, hücreleri geniş, dershanesi mükemmel bir yapı olarak anılan medrese, bu planın ilk kez kullanıldığı yapı olarak bilinen sekizgen avlusuyla dikkat çeker ve bugün de hafız yetiştirilen bir okul olarak kullanılmaktadır. Hüsameddin'in kayıtlarına göre 890 yılı, Amasya'da bir imar yılı olmuştur: o yıl Abdullah Paşa'nın Sofular'daki camisi ve dârülhadisi, iki kapı ağasının Şamlılar Mahallesi'ndeki medreseleri ve Ayas Ağa'nın camisi tamamlanmış ve yazarın ifadesiyle "Amasya şenlenmiş"tir. Böylece Şamlar ile Sofular, II. Bayezid devrinde, Şehzade Ahmed'in Amasya'da bulunduğu yıllarda aynı imar hareketinin içinde yer almıştır.

Şamlar mahallesinin tasavvuf hayatı da on altıncı yüzyılda genişlemiştir. Halvetî tekkelerini inceleyen bir çalışma, Şamlar Tekkesi'nin aynı mahalledeki camiye yakın bir yerde, şehrin ileri gelenlerinden Hoca Hacı Salih Çelebi tarafından 1544'te yaptırıldığını ve vakıflarının o yıl düzenlendiğini kaydeder. Bu çalışma camiyi "İlyas Ağa Camii" adıyla anar; Ayas Ağa ile İlyas Ağa arasındaki bu yazım ayrılığı kaynaklarda sürüp gitmektedir. Ayrıca Osman Fevzi Olcay'ın 1932 tarihli Amasya Tarihi Zeyli'nde Şamlar mahallesinde ortaya çıkan lahit taşlarından söz edilir. Bütün bunlar, mahalle adının on dokuzuncu yüzyıldaki göçlerden çok önce kullanımda olduğunu gösterir.

Sofular Adı ve Tasavvuf Çevresi

Sofu, dünya işlerine fazla bağlanmadan ibadetle ve çileyle yaşayan kişiyi anlatan bir sözcüktür. Sofular mahallesinin adı için en açık açıklamayı yine Hüsameddin verir: mahalle, Pir İlyas ve Abdurrahman Çelebi devrinde dokuz kadar tanınmış sofinin oturduğu yer olduğu için "Sofîler Mahallesi" diye anılmaya başlamıştır. Biyografiler bölümünde bu sofilerden birine rastlamak da mümkündür. Amasya'da ekmekçilik yapan Sivaslı Hafız Mahmud'un oğlu Hasan Çelebi, Şeyhülislam Gümüşlüzade Abdurrahman Çelebi'nin derslerinde yetişmiş, Halvetî tarikatında ilerleyip tanınmış bir vaiz olmuş ve Hüsameddin'in deyişiyle "Sofular Mahallesi'nde ikâmet eden sofulardan" biri olarak 831 (1427-28) yılı dolaylarında ölmüştür. Adın hangi tarihte resmî kayda geçtiğini gösteren bir belge ise bilinmemektedir.

Mahallenin tasavvufla bağını taşıyan bir başka ad "Kasr-ı Sofiyân"dır. Hüsameddin'in mahalleler bölümüne göre Gümüşlüzade Hoca Celal Çelebi, mahallenin başında yüksek bir yerde Pir İlyas için bir zaviye yaptırmış, bu yapıya Pir Abdurrahman Çelebi devrinde "Kasr-ı Sofiyân", yani sofiler köşkü adı verilmiştir. Eserin biyografiler bölümü ise aynı zaviyeyi defterdar Şemseddin Ahmed Bey'in kardeşi Pir Abdurrahman Çelebi için Sofular Mahallesi'nin başında yaptırdığını yazar. Bânî konusunda kitabın iki yeri birbirini tutmaz, ancak her iki kayıt da zaviyenin mahallenin girişinde, Gümüşlüzade ailesinin hayratı olarak kurulduğunda birleşir. Sofular'ın batısındaki Pir İlyas Mezarlığı'nın batı ucunda ise Nakşibendî şeyhi Abdullah Efendi'nin 961 (1553-54) yılında kurduğu Şeyh Abdul Tekkesi vardı. Defalarca harap olup onarılan tekke 1271 (1854-55) yılına kadar ayakta kalmış, sonra kaybolmuş, 1315 (1897-98) yılında vakıfları maarif idaresine devredilmiştir.

Osman Fevzi Olcay'ın hatıralarında Şamlar'ın devamı olarak Kulis Tepesi ile Ziyaret'e giden yolun ayrımına kadar uzanan bir semtten söz edilir; kitabın sayfa düzeninden bu cümlenin Sofular'a mı yoksa komşu İhsaniye'ye mi ait olduğu tam anlaşılmaz. Sofular'ın kendisi ise dervişlerin ve manevî hayatın yoğunlaştığı bir çevre sayılmıştır. Amasya'ya yakıştırılan "evliyalar şehri" nitelemesi, belki de en çok bu semtlerin sokaklarında somutlaşmıştır. Pir İlyas'ın türbesi, Çilehane ve Kemal Paşa türbeleri bugün de idarî olarak Sofular Mahallesi sınırları içinde kalır.

Pir İlyas ve Çilehane

Sofular'ın tasavvuf geçmişinin merkezinde Pir İlyas durur. Halvetîliğin Amasya'daki kurucu şeyhi Pir İlyas, Gümüşlüzade olarak da anılan bir Amasyalı âlimdi. Hakverdioğlu'nun Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi'ne dayanan çalışmasına göre, 805 (1402-03) yılında Timur'un torunu Kara Mehmed Sultan Amasya'ya gelip şehrin âlimlerini imtihana çekmiş, Pir İlyas bu sınavda ilmiyle parlayarak Şirvan'a gönderilmiştir. Şamahı'da dönemin büyük Halvetî önderi Seyyid Yahya Şirvânî ile birlikte tarikatın inceliklerini öğrenen Pir İlyas, Halvetîliği Şirvan'dan Amasya'ya ve bir bakıma Anadolu'ya getiren ilk şeyhlerden biri olmuştur. Şirvan'a gönderilen bir Amasyalı şeyhin Halvetîliği geri getirmesi, şehirle Şirvan arasındaki bağın tek yönlü olmadığını gösterir. Aynı çalışma, Pir İlyas'ın torunu olarak ünlü şair Mihri Hatun'u anar.

Pir İlyas, adını taşıyan türbede yatar. Bu yapı, içinde üç Pir'in kabri bulunduğu için Pirler Türbesi, Yukarı Pirler adıyla da anılır. Şeyhle birlikte damadı Pir Abdurrahman Çelebi, torunu Pir Hayreddin Hızır Çelebi, şeyhin eşi ve dört kızı burada yatmaktadır. Hüsameddin'e göre II. Bayezid 890 (1485) yılında türbenin vakıflarını düzenlemiş ve tevliyetini Pir Hayreddin Hızır Çelebi ile soyuna vermiştir; Hayreddin Hızır Çelebi ertesi yıl ölünce dedesinin türbesine gömülmüştür. Türbenin çevresinde bir zamanlar çok sayıda önemli kişinin mezarı bulunan bir kabristan vardı; mezarlar 1938'de dönemin valisi Talat Öncel tarafından kaldırılmış ve alan park hâline getirilmiştir. Bugün Pirler Parkı olarak anılan bu alan, Sofular çevresinin tanınmış noktasıdır.

Türbenin kuzeyindeki Çilehane Tekkesi, Ankara Beylerbeyi Pazarlıoğlu Yakub Paşa tarafından 815 (1412) yılında Müftü Gümüşlüzade Abdurrahman Çelebi için yaptırılıp vakfedilmiş, vakfiyesi Şubat 1413 tarihiyle Amasya Kadısı Rükneddin Mahmud'un huzurunda tescil edilmiştir. Pek çok Halvetî şeyhi burada yetiştiği için tekkeye "Derviş Fabrikası" denmiştir. Çilehane'nin türbesinde Pir İlyas'ın kızının oğlu olan ikinci Pir Celaleddin Abdurrahman yatar ve yapıya bu yüzden "Aşağı Pirler" de denir. Çilehane'nin hangi mahalleye bağlandığı kaynaklarda değişir; bu yüzden onu Sofular'ın ve çevre mahallelerin ortak bir manevî çekirdeği olarak anmak daha doğrudur.

Abdullah Paşa Dârülhadisi ve Sofular Medresesi

Sofular'ın mahalle camisi, aynı zamanda adını taşıyan medreseyle birlikte Amasya'nın ilim hayatının önemli bir durağı olmuştur. Abdullah Paşa Camii ya da Sofular Camii adlarıyla anılan yapıyı, II. Bayezid devri beylerbeyilerinden Hacı Sinan Beyzade Abdullah Paşa hem cami hem dârülhadis olarak yaptırmıştır. Hüsameddin'in okuduğu kapı kitabesine göre dârülhadis Sultan Bayezid devrinde 890 (1485) yılında imar edilmiştir. Abdullah Paşa'nın ölüm tarihi 896 (1490-91) olarak verilir; yapının vakfiyesini ise oğlu defterdar Abdülkerim Bey 907 (1501-02) yılında düzenlemiştir. Abdülkerim Bey 1505 yılında yapının doğusuna bir dârülkurrâ ekletmiş, bu bölüm günümüze ulaşmamıştır.

Arazi dik olduğu için yapı, kuzeyindeki sokaktan yüksekte, iki ayrı set üzerinde durur. Hüsameddin'in tarifiyle Sofular Caddesi üzerindeki camiye taş merdivenle çıkılır, cephesi koyu renkli taştandır. Kapıdan girilen ve üstü bir aydınlık fenerli tonozla örtülü kapalı avlunun iki yanında ikişer küçük oda vardır; dârülhadis bu odalardan ibarettir ve ders, kubbeli harimde yapılırdı. Doğudaki hücre ile harim arasında Abdullah Paşa'nın kabri bulunur. Cümle kapısının ve harim kapısının oymalı ahşap kanatları özgün hâlleriyle korunmuştur. Kapalı avlulu medreselerle zaviyeli camiler arasında bir bağ kuran bu plan, Osmanlı mimarisinde başka bir benzeri olmayan bir tasarım olarak değerlendirilir. Hüsameddin, dârülhadisin medreseler sıralamasında "hamsin" yani elli derecesinde sayıldığını ve Şermîzade Takiyyüddin Osman Efendi ile müderris Abdî Efendi gibi âlimlerin burada hadis okuttuğunu kaydeder.

Caminin batısına bitişik, dârülhadisin arkasında kalan Sofular Medresesi ise ahşaptan, daha mütevazı bir yapıydı. Karşısındaki dershane, Köprülü Hacı Hafız Mustafa Tevfik Efendi'nin öğrencilerine bir okuma yeri olsun diye şehrin ileri gelenlerinden Cünunzade Hacı Mustafa Ağa tarafından 1310 (1892-93) yılında yaptırılmıştı. Hüsameddin, caminin önünde dârülhadis, sağında medrese, solunda vaktiyle dârülkurrâ ve karşısında âlimlerin dershanesi bulunmasının burayı "feyizli bir yer" yaptığını yazar. Sofular'da doğup büyüyen Osman Fevzi Olcay da medreseyi hatıralarında anlatır: caminin iç kısmındaki dar alanda beş altı oda, caddenin karşısında ayrıca bir bina ve bir dershane vardı. Tevfik Efendi bu dershanede ders verir, boş vakitlerinde misafir kabul ederdi; odalarda Şeyh Ağazade Hafız Ahmed ile kardeşleri Hafız Emin ve Hafız Muhyiddin otururdu.

Sofular bu yapıların çevresinde eşraf ailelerinin de mahallesi olmuştur. Hüsameddin'in vakayinamesi, 1035 (1625) yılının başlarında, öldürülmüş olan Abdülkerim Paşa'nın kız kardeşi Ayşe Hanım ile eşi Ümmühani Hanım'ın İstanbul'dan gelip Sofular'daki babadan kalma evlerine yerleştiklerini anlatır. Sivas defterdarı evi paşanın mallarından sayıp satışa çıkarınca Ayşe Hanım mahkemeye başvurmuş, evin babasından kendisine kaldığını ve paşanın kendi hissesini sağlığında ona bağışladığını ispat ederek müsadereden güçlükle kurtarmıştır. Bu küçük dava, mahallenin on yedinci yüzyılda da Amasya'nın köklü ailelerinin oturduğu bir semt olduğunu gösterir.

Şirvanlı Şeyh İsmail Siraceddin

Şamlar mahallesiyle ilgili bilinen en somut göç hikâyesi Şirvan'a uzanır ve bir şeyhin yolculuğuyla başlar. İsmail Siraceddin Şirvânî, Nakşibendî-Hâlidî kolunun şeyhidir ve Şirvan bölgesindeki Şamahı kazasına bağlı Kürdemir köyünde doğmuştur. Türbesinin kitabesi doğum yılını 1200 (1786) olarak verir. Hüsameddin'in eserinde ve onu izleyen yayınlarda ise 1197 (1782-83) yılı geçer, bazı yayınlar 1785'i de anar. Kitabedeki okuma açık olduğu için 1786 en güvenilir tarih sayılır. Hüsameddin'e göre babası Mehmed bin Abdülhamid'dir. İsmail küçük yaşta Şamahı'ya gelip okumuş, 1215 (1800-01) yılında Erzincan'a giderek Evliyazade Abdurrahman Efendi'den beş yıl kadar ders almış, icazet aldıktan sonra Tokat'a ve Burdur'a geçmiş, 1221 (1806) yılında Şirvan'a dönerek Şamahı'da altı yıl ders okutmuştur.

1227 (1812) yılında hacca gidip dönüşte İstanbul'a uğradı. Oradan şeyh Abdullah Dehlevî'ye ulaşmak üzere Basra'ya gitti, ancak onun işaretiyle halifesi Halid-i Bağdadî'ye yöneldi ve 1228 (1813) yılında Bağdat'a vardı. Hüsameddin'e göre on ay kadar Halid-i Bağdadî'nin yanında kalıp hilafet aldı ve 1229 (1814) yılında Şirvan'a döndü. Şamahı'da evlenip ders ve irşada başladı; öğrencilerinin ve müritlerinin sayısı Rusları kaygılandıracak bir boyuta ulaştı. Hüsameddin, 1240 (1824-25) yılında Şirvan'ı işgal eden Ruslara karşı ayaklanan Gazi Mehmed Efendi'nin saflarına Şeyh Ahmed Efendi ile birlikte katıldığını, rivayete göre yirmi bin müridi olduğunu yazar. Ruslar onu tutuklayıp serbest bırakılmasını Şeyh Ahmed Efendi'nin teslim olmasına bağladı; Şeyh Ahmed kendisini teslim edince İsmail Siraceddin ailesiyle birlikte Ahıska'ya geçti. Ahıska da Rus tehdidi altına girince 1242 yılının zilhicce ayında (1827) Amasya'ya geldi.

Amasya'da önce geçici olarak Saraçhane Medresesi'ne yerleştirildi. 1243 (1827-28) yılında mütesellim Fazlızade Seyyid Hacı Mustafa Efendi'nin yardımıyla Yakutiye Mahallesi'nde satın alınan bir eve yerleşip ders vermeye başladı ve kısa sürede âlimler arasında itibar kazandı. Ne var ki halka telkin ettiği Hâlidî "râbıta" usulü şehrin bazı âlimlerini rahatsız etti; camilerde vaizlerin ve meclislerde âlimlerin itirazlarına kırılan şeyh, 1247 (1831-32) yılında ailesiyle birlikte Sivas'a gitti. Sivas'ta dokuz yıl kadar kaldıktan sonra oranın ileri gelenlerinin sert tavrından ve valinin tutumundan bıkarak 1256 (1840) yılının başlarında yeniden Amasya'ya döndü. Kendisine neden döndüğünü soranlara "cehaletten kaçıp ilim yatağına sığındım" dediği nakledilir; Amasya'yı "ilim ve ulema yatağı" diye anarmış. Bu ikinci döneminde Yakutiye Mescidi'nde başladığı Beyzâvî tefsiri derslerine âlimler ve öğrenciler devam etti, sekiz yıl kadar tefsir ve hadis okuttu.

Hakverdioğlu, Şeyh İsmail'in Amasya'ya gelişini ilim peşinde Anadolu'ya gelen eski Şirvanlı âlimlerin yolculuğundan ayırır. İsmail Şirvânî, Rus ilerleyişinin başladığı bir dönemde, direnenlerin hayatta kalma ihtimalinin azaldığı koşullarda zorunlu bir göçe çıkmıştır. Onu bir kutup olarak gören pek çok kişi, Şirvanlı lakabıyla peşinden Amasya ve çevresine yerleşmiştir. Şair Mir Hamza Nigârî de bunların arasındadır. Nigârî, Karabağ'dan Sivas'a gelmiş, şeyhi İsmail Şirvânî ile birlikte 1839'da Amasya'ya geçmiş ve aynı yıl hacca gitmiştir. Şeyhinden aldığı yetkiyle çevresinde geniş bir halka oluşturan Nigârî'nin, Karabağ doğumlu olmasına karşın Amasya'da Şirvanlı sayılması, bu adın zamanla Azerbaycan'dan gelen herkes için kullanılan genel bir ad olduğunu gösterir.

Şeyh İsmail Siraceddin 17 Ramazan 1264 (Ağustos 1848) tarihinde Amasya'da vefat etti. Ölüm nedeni hakkında kaynaklar aynı şeyi söylemez. Hakverdioğlu'nun çalışması onu 1848'de Amasya'ya da ulaşan salgında, kolera ile birlikte yayılan tifo yani karahumma yüzünden ölen bir "taun şehidi" olarak anar; Turan Böcekçi ise ölümünü o yıl çıkan kolera salgınına bağlar. Vasiyeti üzerine Şamlılar Mezarlığı'nın üstünde, dağın sırtına gömüldü. Hüsameddin'in anlattığına göre ölüm döşeğinde bu yerin neden seçildiği sorulunca yanında duran oğlu Mehmed Rüşdü'yü göstererek "Bu vezir olacak, orayı şenlendirecek" demişti. Şeyhin dört oğlundan Abdülhamid 1262'de çocuksuz ölmüş, Mehmed Rüşdü Paşa sadrazamlığa yükselmiş, Seyyid Ahmed Hulusi Efendi kazaskerlik yapmış, Mustafa Bey de üst rütbeli devlet görevlerinde bulunmuştur. Mehmed Rüşdü Paşa 1245 (1829-30) yılında Amasya'da, ailenin oturduğu Yakutiye Mahallesi'nde doğmuştu; ailenin Şamlar'la bağı şeyhin mezarı üzerinden kurulmuştur.

Yukarı Türbe

Şeyhin gömüldüğü sırtta, halk arasında Yukarı Türbe denen yapı yükselir. Kitabesinin dört satırlık Arapça metni, türbenin "şeyh, âlim, din ve dünya ilimlerinde kitap yazmış, Şirvan'ın Kürdemir köyünden, Nakşibendî-Hâlidî tarikatından İsmail Siraceddin"e ait olduğunu bildirir ve yapıyı oğlu sadrazam Mehmed Rüşdü Paşa'nın 1283 (1867) yılında yaptırdığını söyler. Hüsameddin'in kendi metninde yapım yılı 1284 (1867-68) olarak geçer; onu aktaran bir çalışmada 1286 (1869) okunur, bazı resmî yayınlar ise 1287 (1870) tarihini verir. Kitabe en güvenilir belge sayıldığı için 1867 öne çıkarılır. Türbe yapılınca sırtın eski adı olan "Şamlılar Üstü" unutulmuş, yer "Şirvanlı Türbesi" ya da kısaca "Şirvanlı" adıyla tanınır olmuştur.

Yukarı Türbe iki kare mekândan oluşur. Tuğla ve taştan yapılmış bu iki bölüm kubbelerle örtülüdür ve türbeyle iç içe küçük bir mescit vardır; türbeye bu mescidin içinden girilir. Türbede şeyhin yanında oğlu İstanbul Kadısı Seyyid Ahmed Hulusi Efendi ile damadı ve öğrencisi Hacı İsa Ruhi Efendi yatar. Çevresindeki hazirede torunu Hatice Hanım'ın (1892), bir başka torunu Tabip Yüzbaşı İbrahim Bey'in (1913) ve Şeyh İsmail'in soyundan gelen Mihri Hanım'ın (1935) mezarları bulunur. Mezar taşlarının tarihleri, ailenin 1892'den 1935'e kadar aynı hazireye gömüldüğünü gösterir. Sonraki yıllarda türbenin yanına iki dergâh evi de yapılmıştır.

Hüsameddin'in gördüğü hâliyle türbenin avlusu geniş ve düzenliydi. Avluda bir konak, önünde bir şadırvan ve manzarası güzel bir bahçe vardı. Şamlılar Mahallesi çeşmesine akan suyun bir kısmı önce türbeye ayrılmış, sonra suyun tamamı türbeye verilerek çeşmeden kesilmişti. Şeyhin vasiyetinde öngördüğü gibi tepenin şenlenmesi bu düzenlemelerle gerçekleşmiş, Şirvanlı sırtı Amasya'nın gezinti yerlerinden biri hâline gelmiştir. Hüsameddin, cuma günlerine ve kadınlara ayrılmış mesireler arasında Saraydüzü, Çanaklar ve Kaşık Pınarı'ndan önce "Şirvanlı"yı sayar. Türbenin bahçesinden şehir her saatte ayrı bir güzellikle görünür.

Türbe bugün de yoğun biçimde ziyaret edilen yerlerdendir. 2019 tarihli bir yüksek lisans tezinde görüşülen cami imamına göre ziyaretçilerin büyük bölümü Azerbaycan kökenlidir ve özellikle yaz aylarında topluca gelirler. Bir kısmı dua edip ayrılır, bir kısmı ise türbeye emekleyerek girer, eşiği öper, tespihlerini sandukaların üzerine bırakıp sonra yüzlerine sürer; çocuk isteyen kadınlar giysilerini bir süre sanduka üzerinde bekletir. İmam, dinî açıdan uygun görmediği bu uygulamaları engellemeye çalıştığını anlatmıştır. Tez, dilek için elbise bırakma geleneğinin en çok uygulandığı türbeler arasında Şeyh İsmail Siraceddin Türbesi'ni de sayar ve Azerbaycanlı ziyaretçilerin burada yatan zatı kendi milletlerinden saydıkları için türbeye ayrı bir değer verdiğini kaydeder.

Şirvanlı Göçü ve Mahalle Hafızası

Şirvanlıların Amasya'ya gelişi İsmail Siraceddin'le başlamaz. Amasya Tarihi'nde Şirvanlı sıfatıyla anılan ilk önemli kişi, Moğol komutanı Samuk Noyin'le birlikte Anadolu'ya gelen Esen Şeyh Takiyeddin Cemal'dir; Samuk Noyin'in Köprü'deki çiftliğinde ona hizmet etmiş ve 1269'da orada ölmüştür. Soyundan gelenler arasında Tâcî Bey ile oğulları Câfer Çelebi ve Sa'dî Çelebi vardır. Câfer Çelebi, II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde nişancılık ve kazaskerlik yapmış, 1515'te idam edilmiştir; Sa'dî Çelebi ise Şehzade Bayezid'in Amasya'daki defterdarlığını yürütmüştür. Dolayısıyla Şirvan ile Amasya arasındaki bağ, on dokuzuncu yüzyıldaki zorunlu göçten yüzyıllar önce kurulmuştu.

İsmail Siraceddin'in Amasya'ya gelişiyle bir göç dalgası başlamıştır ve bu dalga tek kişinin yolculuğuyla sınırlı kalmamıştır. Yapılan araştırmalara göre Azerbaycan'dan Amasya'ya ilk göçler Şirvan'ın Kürdemir, Şamahı, Kuba ve Şeki bölgelerinden olmuş, sonraki yıllarda Dağıstan, Karabağ, Gence, Ahıstafa, Kazak, Borçalı, Ahıska, Karayazı, Ahılkelek, Ağbaba ve Gökçe yörelerinden de gelenler çıkmıştır. Mir Hamza Nigârî'nin Amasya'ya kesin olarak yerleşmesi de bu sonraki dalgaya karışır: Hüsameddin, oğlu Mir Siracî'nin 1271 (1854-55) yılında Karabağ'daki Berküşad kasabasında doğduğunu ve 1281 (1864-65) yılında babasıyla birlikte Amasya'ya göç ettiğini yazar. Divançesi ve sâkînâmesi bulunan bu genç şair 1291 (1874) yılında öldüğünde Hüsameddin'in ifadesiyle "Şirvânîler için bir yevm-i mâtem" yaşanmış, Şamlılar Mezarlığı'na gömülmüş, kemikleri 1314 (1896-97) yılında babasının türbesine taşınmıştır.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra bölgede yaşayanların bir bölümü Anadolu'yu güvenli saymış ve Amasya'ya sığınmıştır. 1883 tarihli Sivas Vilayeti Salnamesi'nin Amasya Sancağı bölümü, şehirdeki müslüman ve hristiyan nüfusun yanında 308 hanede 1239 kişilik bir "yeni muhacir" topluluğunu kaydeder. 1887 salnamesinde bu sayı 65 hane ve 200 kişi olarak gösterilir. Salnameler muhacirlerin nereden geldiğini belirtmez, ancak bu topluluğun Kafkasya'dan gelmesi büyük olasılıktır.

Şirvanlıların şehirde bıraktığı yapılardan biri Azeriler Camii'dir; Şirvanlılar Camii adıyla da bilinir. Kitabesi 1325 (1907) tarihlidir ve Mir Hamza Nigârî'nin Kazak'taki halifelerinden Mahmud el-Karanî'nin öncülüğünde, türbeyle birlikte yaptırıldığını bildirir; son cemaat yeri ise Karanî'nin oğulları Veys, Muhammed ve Ahmed Efendilerin gayretiyle tamamlanmıştır. Kapı ve mihrap bezemelerinde Azerbaycan sanatının motifleri ve on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğine özgü barok etkiler görülür. Nigârî de bu caminin bitişiğindeki türbede yatar. Olcay'ın hatıralarında Nigârî Mahallesi'nin sakinleri, onun müritleri, akrabaları ve Şirvan'dan gelen hemşerileri olarak anılır. Şirvanlı sözcüğü bu çevrede o kadar yerleşmiştir ki Anadolu'da Azerbaycan göçmenlerine bu ad verilir.

Bu tablo Şam anlatısının tersine yazılı kayıtlarla izlenebilir. Şamlar'daki Yukarı Türbe, mahalle adının yanına yeni bir manevî anlam eklemiş, İsmail Siraceddin'in mezarı mahalleyi Şirvan'dan gelenlerin ziyaret ve hatıra noktası hâline getirmiştir. Amasya'nın başka semtlerindeki evliya türbeleri de aynı hafızanın parçasıdır. Bir yerel yazar Kurtboğan'ın İstasyon'da, Hicabi Baba'nın Ziyaret'te, Pir İlyas'ın Sofular'da, İsmail Siraceddin'in Şamlar'da yattığını yazar ve Selamet Hatun'u Anadolu'da bilinen ikinci kadın evliya olarak anar. Halkın bu kabirlere gösterdiği ilgi, kerametlere ve menkıbelere duyulan saygıyla ilişkilidir. Kurtboğan ve İğneci Baba menkıbeleri bu bağlamda anlatılagelmiştir. Nigârî'nin yetiştirdiği şair Sebâtî ise İsmail Şirvânî'yi hiç görmediği hâlde ona şiirler yazmış ve onun türbedarı olmuştur.

Yirminci Yüzyılın Başında Şamlar ve Sofular

1887'de Sofular Mahallesi'nde doğan Osman Fevzi Olcay, iki mahallenin yirminci yüzyıl başındaki hâlini içeriden anlatır. Ona göre Şamlar'ın o günkü sakinlerinin hemen hepsi çeşitli yerlerden gelip yerleşmiş muhacirlerdi; yani Şam'dan geldiği söylenen eski topluluğun adı yerinde kalırken mahallenin nüfusu birkaç kez yenilenmişti. Şamlar'ın üzerinde bulunduğu geniş ve hâkim tepenin eteğindeki İhsaniye Mahallesi'ne ise 1292 (1876-77) yılında Kırım'dan gelen Tatarlar yerleştirilmiş, II. Abdülhamid'in ihsanıyla iskân edildikleri için semte bu ad verilmişti. Olcay, Şeyh İsmail Siraceddin'in "tepenin tam hâkim noktasında" yattığını hatırlatır. Türbenin çevresindeki bu semt için, şehrin giriş noktası olmasına karşın hiç gelişmediğinden yakınır ve Oltu muhacirlerinden semaver tamircisi Ali Bey ile Mütareke yıllarında maliye muhasebeciliği yapmış Lütfü Bey'i oranın sayılan kişileri arasında anar. Şair Sebâtî ile oğlu Ali Hâver Bey de türbenin civarında otururlardı.

Olcay'ın tarifine göre Sofular, Saraydüzü ile Pir İlyas Türbesi'nin arka tarafına düşen, şehrin hastanesinin bulunduğu tepeden başlayıp Sofular Camii'ne kadar uzanan alandı. Yokuşu dik ve yorucu, havası güzeldi; sakinlerinin büyük bölümü Türk ve Müslümandı. Pir İlyas Türbesi'nin tam karşısında, evlerle çevrili ve ortası dut ağaçlarıyla gölgelenmiş beş on hanelik küçük bir mahalle daha vardı; buradaki harap caminin avlusunda Pir İlyas soyundan Gümüşlüoğlu Pir Abdurrahman Çelebi yatıyordu. Olcay'ın verdiği isimler ve tarifler, iki mahallenin yüzyıllar içinde art arda gelen göçlerle ve el değiştiren evlerle sürekli yeniden kurulduğunu gösterir; ama aynı tarifler, Pir İlyas'tan Şirvanlı şeyhe kadar uzanan manevî noktaların mahalle hayatının ortasında durmaya devam ettiğini de ortaya koyar.

Adların Anlattığı Katmanlar

Şamlar ve Sofular adlarına birlikte bakıldığında birkaç ayrı zaman katmanı belirir. En altta Danişmendli hatıraları vardır: Dânişmendli Mülkü adı, Melik İsmail'in zaviyesi, Alagöz Baba ve Ayşe Gazi türbelerine bağlanan rivayetler ve Melik Gazi'nin harap camisi. Şamlar adı, Emevî çağına mı yoksa on dördüncü yüzyılın sonuna mı ait olduğu tartışmalı olsa da Şam'dan gelen bir topluluğun hatırasını taşır; Hamza Şâmî ile Alagöz Baba'nın mahalleye yerleşmesi ve 1485-95 yıllarında yükselen külliyeler, adın en az beş yüz yıllık olduğunu gösterir. Sofular adı ise Behram Şah'ın mülkü üzerinde Pir İlyas ve Gümüşlüzade ailesinin çevresinde biçimlenmiş bir manevî coğrafyayı yansıtır. Bunların üzerine, on dokuzuncu yüzyılda Şirvan'dan gelen şeyhin türbesi ve onunla birlikte gelen topluluk eklenmiştir. Şam'dan gelenler ile Şirvan'dan gelenler arasında doğrudan bir bağ kurulduğuna dair bir kaynak yoktur; ikisi aynı mahallede üst üste yerleşmiş farklı göç hafızalarıdır.

Kronoloji

750: Hüsameddin'in aktardığı rivayete göre Emevî Ebân bin Muâviye oğluyla birlikte Amasya'ya sığınır (Abbasî ihtilali, 132).

1389: Hüsameddin'e göre Mısır'daki iç çatışmadan kaçan Şamlıların bir kısmı Amasya'ya yerleşir (791).

1396-97: Akşemseddin'in babası Hamza Şâmî Amasya'ya gelip Şamlılar Mahallesi'ne yerleşir.

1402-03: Pir İlyas, Timur'un torunu Kara Mehmed Sultan'ın sınavından sonra Şirvan'a gönderilir.

1412-13: Çilehane Tekkesi'nin vakfiyesi Amasya Kadısı Rükneddin Mahmud tarafından tescil edilir.

1425-26: Alagöz Baba Şemseddin Ahmed Şâmî ölür (başka bir kayıtta 1404-05).

1485: Abdullah Paşa'nın Sofular'daki dârülhadisi kitabesine göre tamamlanır; II. Bayezid Pir İlyas Türbesi'nin vakıflarını düzenler.

1488-89: Hüseyin Ağa, Şamlılar Mahallesi'nde Büyük Ağa Medresesi'ni yaptırır.

1494-95: Ayas Ağa, Şamlar'daki cami, medrese ve mektebini vakfeder.

1501-02: Abdülkerim Bey, babasının dârülhadisinin vakfiyesini düzenler.

1544: Hoca Hacı Salih Çelebi, Şamlar Tekkesi'ni yaptırır ve vakıflarını düzenler.

1553-54: Nakşibendî Şeyh Abdullah Efendi, Sofular'da Şeyh Abdul Tekkesi'ni kurar.

1786: İsmail Siraceddin, Şirvan'ın Kürdemir köyünde doğar (kitabeye göre; Hüsameddin'e göre 1782-83).

1827: İsmail Siraceddin, Ahıska üzerinden Amasya'ya gelir.

1831-32: Râbıta tartışması üzerine Sivas'a gider.

1839: Mir Hamza Nigârî, şeyhi İsmail Şirvânî ile birlikte Amasya'ya gelir.

1840: İsmail Siraceddin ikinci kez Amasya'ya döner.

1848: İsmail Siraceddin Amasya'da vefat eder, Şamlılar Mezarlığı'nın üstündeki sırta gömülür.

1864-65: Mir Hamza Nigârî, oğlu Mir Siracî ile birlikte Karabağ'dan Amasya'ya göç eder.

1867: Oğlu Mehmed Rüşdü Paşa, Yukarı Türbe'yi yaptırır (kitabeye göre; diğer kayıtlarda 1867-68, 1869 ve 1870).

1876-77: Kırım Tatarları, Şamlar'ın yakınındaki İhsaniye Mahallesi'ne yerleştirilir.

1883: Sivas Vilayeti Salnamesi Amasya Sancağı'nda 308 hanede 1239 yeni muhacir kaydeder.

1892-93: Cünunzade Hacı Mustafa Ağa, Sofular Medresesi'nin dershanesini yaptırır.

1907: Azeriler Camii'nin kitabesi tarihlenir.

1938: Pirler Türbesi çevresindeki kabristan kaldırılır, alan park yapılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Şen, Ayşegül. Amasya Şehir Merkezindeki Dini Ziyaret Yerleri. Yüksek Lisans Tezi, Hitit Üniversitesi, 2019. amasya.bel.tr
  • Hakverdioğlu, Metin. "Anadolu'yu Aydınlatan Şirvânîler ve Amasya'daki Şirvânî Şairler." Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Amasya Özel Sayısı, 2022, s. 129-155. amasya.bel.tr
  • Azimova, Parvana; Doğanbaş, Muzaffer. "Amasya Tarihinde Azeriler ve Mimari Eserleri." Eurasian Art and Humanities Journal, 11, 2019, s. 15-30.
  • "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri." DergiPark, 2018, sayı 5.

Diğer kaynaklar

  • Tanman, M. Baha. "Ayas Ağa Külliyesi." TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 4, 1991, s. 201-202. islamansiklopedisi.org.tr
  • Tanman, M. Baha. "Dârülhadis Camii." TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 8, 1993, s. 534. islamansiklopedisi.org.tr
  • "Büyük Ağa Medrese." Wikipedia (İngilizce).
  • Hakverdioğlu, Metin. "Bir Taun Şehidi Şeyh İsmail Sirâceddîn Şirvânî ve Hakkında Yazılan Şiirler." 2020.
  • Çolaker, Isa. "Amasya'nın Manevi Sahipleri." 2014.
  • Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Şirvanlı İsmail Türbesi tanıtım kaydı.

Çevrimiçi kaynaklar