Amasya'da Yeşilırmak'ın güneyinde, tren garının hemen yanında, çevre zemine göre biraz aşağıda kalmış bir türbe durur. Halk ona Kurtboğan Türbesi der. On beşinci yüzyıla ait olan yapı, dört iri ayak üzerine oturan ve tek kubbeyle örtülen bir baldaken türbedir. Adını, içinde yattığına inanılan zata ölümünden sonra takılan bir lakaptan alır. Anlatıya göre defnedildiği gece kabrine bir kurt gelmiş, mezardan uzanan bir el kurdu boğmuş, sabah olunca da hiçbir çabayla geri çekilmeyen bu el ancak yıkandıktan sonra kabre dönmüştür. Hikâye yüzyıllardır Amasya'da anlatılır. Ne kadarının tarihe, ne kadarının halkın hafızasına ait olduğunu kestirmek için önce adı geçen zatın kim olduğuna bakmak gerekir.
Şeyh Hamza Kimdir
Türbede yattığı kabul edilen kişi, Şerafeddin Hamza ya da kısaca Şeyh Hamza adıyla bilinir. Kaynaklarda Hamza Şâmî b. Mehmed biçiminde de geçer; "Şâmî" nisbesi Şam'dan geldiğini gösterir. Soyunun Hz. Ebû Bekir'e uzandığı, Avârifü'l-maârif'in yazarı Şehâbeddin Sühreverdî'nin torunlarından olduğu aktarılır. Anadolu'ya gelişi için kaynaklar 1383 ya da 1384 yılını verir; yerleştiği yer ise Amasya'ya bağlı Kavak'tır. Bugün Samsun'un bir ilçesi olan Kavak, o dönemde Amasya sancağının nahiyelerinden biriydi. Bu yüzden eski kayıtlardaki "Amasya'ya bağlı Kavak" ifadesi bugünkü şehir merkezini değil, bu geniş çevreyi anlatır.
Şeyh Hamza'yı tarihe asıl taşıyan, oğludur. Fâtih Sultan Mehmed'in hocası ve İstanbul'un fethi sırasında ordunun manevi gücünü ayakta tutan Akşemseddin, onun oğludur. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Akşemseddin 1390'da Şam'da doğdu, yedi yaşlarındayken babasıyla birlikte Anadolu'ya gelerek Kavak'a yerleşti (1396-97). Kur'an'ı ezberledi, güçlü bir dinî eğitim gördü, Osmancık Medresesi'nde müderrislik yaptı ve iyi bir tıp tahsili de gördüğü anlaşılıyor. Sonradan Hacı Bayrâm-ı Velî'ye bağlandı, şeyhinin vefatından sonra irşad makamına geçti ve hayatının son yıllarını Göynük'te geçirerek 1459'da orada öldü. Amasya'daki baldaken türbenin sahibi sayılan kişi, böylece Osmanlı tarihinin en tanınmış mutasavvıflarından birinin babasıdır. Menkıbenin Amasya'da bu kadar yaşamasında bu soyun payı olduğunu düşünmek yanlış olmaz, çünkü böyle bir ailenin kurucu ismi, olağanüstü olaylarla anılmaya halkın gözünde elverişliydi.
Yerel kaynaklar Şeyh Hamza'yı Halvetî şeyhi Pîr İlyâs-ı Amâsî'nin halifelerinden sayar ve türbede metfun olan zatı "Pîr Şerefeddin Hamza-i Halvetî" adıyla anar. Pîr İlyas'ın 1402-1406 yılları arasında Şirvan'da bulunduğu, dönüşünde Halvetî yolunu Anadolu'da ilk kez Amasya'ya getirdiği ve Şeyh Hamza'nın onun önce en yakın müridi, sonra ilk halifesi olduğu anlatılır. Yine de Şeyh Hamza'nın kendi hayatına dair elimizdeki ayrıntılar azdır ve çoğu menâkıb türü metinlerden gelir. Kendi kaleminden çıkmış bir eser ya da çağdaş bir vakfiye bilinmediği için, hayatı büyük ölçüde oğlunun biyografisi içinden ve onun etrafında anlatılan rivayetlerden okunur.
Vefat Tarihi ve Mezar Taşları
Şeyh Hamza'nın ne zaman öldüğü, kaynakların birbirini tutmadığı bir konudur. Bir envanter kaydı 1415'i verir. Yerel bir araştırma yazısı ise Hicrî 861, yani 1457 tarihini anar ve bunu türbede bulunan bir mezar taşına dayandırır. İki tarih arasında kırk iki yıl vardır. Akşemseddin'in 1390'da doğduğu hesaba katılırsa 1415'te oğul yirmi beş yaşında bir müderris olurdu; 1457'de ise babasının ölümü, Akşemseddin'in kendi vefatından yalnızca iki yıl öncesine düşerdi. Her iki ihtimal tarihsel olarak savunulabilir ve kesin bir belge bulunmadığı için tek bir tarih kesinmiş gibi sunulamaz.
Tarih tartışmasının bir yanı da mezar taşlarıdır. Amasya Müzesi'nden arkeolog Muzaffer Doğanbaş'ın aktardığına göre, türbede 2012 yılında yapılan kurtarma kazısında yapının ortasında betondan yapılmış bir mezar çıkmış, yaklaşık bir metre aşağıda ise özgün sandukaya ulaşılmıştır. Baş tarafta yer alan Arapça yazılı taşta "ihdâ ve sittîn ve semânmiye" ibaresi okunur ve bu ifade 861 (1457) yılını verir. Öteki taş dört satırlık Farsça bir kitabedir. İkisinin de ayak taşı olması farklı mezarlara ait olabileceklerini düşündürür. Taşlar Albert Gabriel'in 1930 tarihli gravüründe de görülür; iki ayrı döneme ait mezar şahideleri ise bugün Amasya Arkeoloji ve Mumya Müzesi'nde saklanır. Taş sayısı ile kişi sayısının örtüşmemesi, kabirde birden fazla kişinin yattığı ihtimalini gündeme getirmiştir.
Kurtboğan Menkıbesi
Menkıbenin elimizdeki en eski yazılı biçimi, Akşemseddin'in menâkıbnâmesini yazan Göynüklü Emir Hüseyin Enisî'ye aittir. TDV İslâm Ansiklopedisi, Akşemseddin'in hayatı hakkında en geniş ve doğru bilgilerin bu menâkıbnâmede bulunduğunu belirtir; eserin yazılışı genellikle on altıncı yüzyıla yerleştirilir. Metinde anlatılana göre Şeyh Hamza vefat edip defnedildiği gece "sırtlan didükleri kurd" gelir, kabri açar, mübarek cesedi yemek ister. Şeyh Hamza elini tabuttan çıkarır, kurdu boğazından tutup öldürür. Ertesi sabah ziyarete gelen halk durumu bu hâlde bulur, kurdu götürüp şeyhin elini tabutun içine koyar, ama el yeniden dışarı çıkar. Bir ehl-i feraset, el kurda değdiği için yıkanması gerektiğini söyler. Yıkarlar, el tabuta girer. Enisî, o günden sonra Şeyh Hamza'ya Kurdbogan dendiğini ve o diyarda mezarın hâlâ bu adla bilindiğini ekler. Hayvanın "sırtlan denen bir kurt" diye tarif edilmesi dikkat çekicidir, çünkü anlatıcı bile cinsi konusunda kesin konuşmaz.
Amasya tarihinin kaynaklarından Mustafa Vâzıh Efendi'nin eserinde de aynı menkıbe nakledilir. Sonraki derlemelerde hikâye biraz daha ayrıntılanır. Bu anlatımlarda kurt, bölgeye uzun süredir musallat olmuş bir hayvandır: yeni açılmış mezarları bulur, ölüleri kabirlerinden çıkarıp parçalamaktadır. Şeyh Hamza'nın kabri de onun hedefi olur. Sabah gelenler kurdun ölü yattığını, şeyhin elinin ise mezarın dışında durduğunu görür. Orada bulunan hâl sahibi bir kişi, kurt değdiği için elin yıkanması gerektiğini söyler ve el yıkanınca kabre çekilir. Kimi anlatılarda olayın birkaç kez tekrarlandığı da eklenir. Bütün biçimlerde ortak olan nokta, lakabın bu olaydan doğmasıdır: Kurtboğan, kurdu boğan demektir.
Menkıbe, bir olayı tarih kitabı gibi kaydetmeyi amaçlamaz. Evliya hayatlarını anlatan menâkıbnâme geleneğinde, bir velinin ölümünden sonra da koruyucu gücünü sürdürdüğünü gösteren mezar kerametleri yaygın bir türdür ve işlevleri, kişiyi kendi çağında ve sonraki kuşaklarda saygın kılmaktır. Kurtboğan hikâyesini bu çerçevede, Şeyh Hamza'nın hatırasının nasıl biçimlendiğini gösteren bir rivayet olarak okumak gerekir. Kitabe ya da vakfiye gibi hikâyeyi destekleyen çağdaş bir belgenin bulunmaması da bu tutumu doğrular. Anlatıyı yazıya geçiren Enisî de olayı "rivayet olunur ki" diye başlatır; yani kendisi de kesin bir tanıklığa değil, işittiği bir habere dayandığını belirtir.
Elin Yıkanması
Hikâyenin en dikkat çekici ayrıntılarından biri elin yıkanmasıdır. Kurda temas eden el, anlatıya göre yıkanmadıkça kabre dönmez. Menkıbede halkın tepkisi şaşkınlık ya da korku olarak değil, bilgili bir kişinin sakin bir önerisi ve onun uygulanması olarak gösterilir. Bu öneriyi yapan kimsenin adı verilmez; yalnızca "ehl-i feraset" ya da "hâl sahibi" bir zat olarak anılır. Anlatıcıların ilgisi olayın kendisinden çok onun nasıl çözüldüğündedir. Olağanüstü olay, gündelik dinî uygulamanın ölçüleri içinde sona erer ve el temizlenince yerine döner.
İstasyon Şefinin Rüyası
Kurtboğan Türbesi'nin etrafında ilk menkıbeden başka, sonraki dönemlerde eklenmiş anlatılar da vardır. Bunlardan biri, türbenin Amasya tren istasyonunun arazisine denk gelmesiyle ilgilidir. Dilbilimci ve folklor araştırmacısı Mehmet Şükrü Akkaya (1894-1971), Amasya'yı gezerken yaşlı bir anlatıcıdan şunu dinlemiştir: İstasyon şefi türbeyi kaldırtmak istemiş, ertesi gün için işçi tutmuştur. O gece Kurtboğan şefin rüyasına girmiş, boğazına sarılıp türbeyi yaptırmazsa gittiği gün olacağını söylemiştir. Şef de ertesi gün yıkmaya gelen işçilere türbeyi onarttırmıştır. Aynı derlemede türbenin "Kızıl Paşa" adıyla anılması, yanı başındaki Atik Ali Paşa'ya ait türbeyle bir karışıklığı düşündürür.
Bu karışıklık bugün de sürer. Hadım Ali Paşa ya da Gazi Atik Ali Paşa, II. Bayezid döneminde iki kez sadrazamlık yapmış, 1511'de Şahkulu isyanını bastırmakla görevlendirilmiş, Gökçay Muharebesi'nde ağır yaralanmış ve tedavi için götürüldüğü Amasya'da ölmüştür. Mezarı, Kurtboğan Türbesi'nin yanındaki kendi türbesindedir ve bu yapı aynı zamanda Kurtboğan Camii adıyla ibadete açıktır. Envanter kayıtları, türbenin çoğu kişi tarafından yanlışlıkla Kurtboğan Türbesi diye anıldığını, oysa iki yapının birbirinden ayrı olduğunu kaydeder. Bölgeyi ziyaret eden herkes bu yüzden hangi yapının hangisi olduğunu ayırt etmekte bir an duraksar. Konumu bildiren kaynaklar da ayrışır: kimi türbeyi İstasyon Mahallesi'nde, kimi Hızır Paşa Mahallesi'nde, tren garının güneyinde gösterir.
Kıbrıs Anlatısı
Menkıbeye yirminci yüzyılda eklenmiş bir bölüm daha vardır. Yerel derlemelere göre 1974 Kıbrıs Harekâtı'na katılan bazı askerler, savaş sırasında kendilerine yardım eden üniformalı bir askerin kim olduğunu sorduklarında "Beni Amasya'da Kurtboğan diye sorarsanız herkes size yerimi gösterir" cevabını aldıklarını anlatmışlardır. Harekâttan sonra Amasya'ya gelip Kurtboğan'ı soran bu askerlerin türbeye yönlendirildiği, orada gözleri yaşlı biçimde kabri ziyaret ettikleri aktarılır. Anlatı, Amasya Valiliği'nin 2014'te yayımladığı Amasya efsane, menkabe ve memoratları derlemesine dayandırılır. Çağdaş bir şahit anlatısı olduğu için belgesel bir doğrulaması yoktur. Ama menkıbenin yaşayan bir gelenek olduğunu, yeni kuşakların kendi deneyimlerini ona eklediğini gösteren açık bir örnektir.
Yapı
Türbe, erken Osmanlı dönemine ait olup baldaken planlıdır. Dört büyük taş ayağın üzerine pişmiş tuğladan örülmüş kemerler oturur ve bunların taşıdığı kubbe tuğla örgülüdür, üzeri kurşunla kaplıdır. Yapı, Anadolu'daki en büyük baldaken türbelerden biri sayılır. Baldaken, yani duvarsız ya da duvarları açık bırakılmış, ayaklar üzerinde yükselen kubbeli yapı tipi, Anadolu'da Beylikler ve erken Osmanlı döneminde yaygın olarak kullanılmıştır. Bu türbenin yakın akrabaları olarak Samsun çevresinde Havza İmaret Türbesi ile Ladik'in Ahmetsaray köyündeki Seyyid Zeynel Abidin Rufâî Türbesi gösterilir.
Yerel anlatılarda türbenin uzun süre bakımsız kaldığı, çevresine çöp atıldığı ve yalnızca kubbesinin görünür olduğu yıllar anılır. Bir anlatıya göre 2015 dolaylarında alan temizlenmiş, kabir ortaya çıkarılmış ve türbeye adını belirten bir tabela konmuştur. Bunu izleyen restorasyon çalışmasının ayrıntıları kaynaklarda belgelenmediği için burada aktarılmaz. Anlatılarda ayrıca türbenin bir yanındaki, kurdu boğmak için elin çıktığı yer olarak gösterilen delikten söz edilir. Bu ayrıntı, yapı ile menkıbenin birbirine ne kadar sıkı bağlandığını ortaya koyar.
Kavak'taki İkinci Mezar
Şeyh Hamza'nın gerçekte nerede gömülü olduğu da tartışmalıdır. Samsun Kavak Müzesi'nden arkeolog Emine Yılmaz'ın 2016'da yayımlanan çalışmasına göre Şeyh Hamza'nın nerede öldüğü ve defnedildiğine dair bilgiler son derece sınırlıdır; kaynaklarda genellikle "Amasya yakınlarındaki Kavak nahiyesi" ifadesi geçer. Yörede aktarılan söylencelere göre Şeyh Hamza Kavak'ın Mahmut Beyli köyünde müderrislik yapmış, Seyitali köyünün Çambaşı mevkiinde oturmuştur. Kavak'ın Soğuksu Mahallesi'nde, tapuda mezarlık olarak kayıtlı 73 metrekarelik bir alanda Şeyh Hamza'ya atfedilen bir mezar bulunur. Ancak mezarın ona ait olduğunu kanıtlayacak bir kitabe yoktur.
Yılmaz'a göre on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda Celâlî ve Sûhte isyanları sırasında Kavak ve çevresindeki birçok yapı zarar görmüştür; Havza, Ladik ve Vezirköprü'deki türbelerin yıkımı bunun örneğidir ve bu mezarın üzerindeki yapı da o dönemde yok olmuş olabilir. Yılmaz, Kavak'taki mezarın gerçek defin yeri olma ihtimalini yüksek görür. Amasya'daki baldaken türbenin ise bir "makam türbesi" olabileceğini, yani içinde defin bulunmayıp bir velinin manevi hatırasına adanmış olabileceğini düşünür. Yunus Emre ve Sarı Saltuk türbelerinin birden fazla yerde bulunması bu uygulamanın bilinen örnekleridir. Amasya'daki yapının içinde bir mezar bulunduğu 2012 kazısında görülmüştür; ama bu mezarın Şeyh Hamza'ya ait olup olmadığı kesin biçimde ortaya konabilmiş değildir.
Menkıbenin Anlamı
Şeyh Hamza hakkında elimizde birkaç tarih ve bir soy kütüğü vardır; ona şehrin hafızasında yer açan şey ise bir kurt hikâyesidir. Evliyalar derlemeleri onu Amasya evliyaları arasında Pîr İlyâs'ın halifesi ve Akşemseddin'in babası olarak sayar ve lakabın hikâyesini bu biçimde nakleder. Bu derlemelerde menkıbenin çekirdeğini üç öge oluşturur: ölümünden sonra bile kendini koruyabilen bir veli, ona saldıran vahşi bir hayvan ve olağanüstü olayı sıradan bir dinî kuralla karşılayan bir cemaat.
Lakabın payı büyüktür. Bir veliye verilen lakap, onu başka evliyalardan ayıran ve ağızdan ağıza taşınabilen kısa bir hikâye sunar. Amasya'da Pîr İlyâs, Şeyh Sâdî, Gani Baba, Kırklar Dede gibi daha birçok evliyanın adı anılır, ama bunların arasında Kurtboğan, adı bir anlatıyı da birlikte taşıyan ender adlardandır. Bugün de şehirde türbenin yerini soran birine kolayca yol tarif edilir. Anlatının tarihsel temeli ne olursa olsun, Şeyh Hamza'nın bu şehirde altı yüzyıla yakın bir süredir hatırlanması, menkıbenin işlevini yerine getirdiğini gösterir.
Kronoloji
1383/1384: Şeyh Hamza'nın kaynaklara göre Şam'dan Anadolu'ya gelip Amasya'ya bağlı Kavak'a yerleştiği yıl.
1390: Oğlu Akşemseddin'in Şam'da doğumu.
1396-97: Yedi yaşındaki Akşemseddin'in babasıyla birlikte Kavak'a yerleşmesi.
1402-1406: Pîr İlyâs-ı Amâsî'nin Şirvan'da bulunduğu yıllar; Halvetî yolunu Amasya'ya getirdiği anlatılır.
1415: Şeyh Hamza'nın vefatı için verilen tarihlerden biri.
1453: İstanbul'un fethi; Akşemseddin kuşatma sırasında Fâtih'in yanındadır.
1457 (H. 861): Türbedeki bir mezar taşında okunan tarih; Şeyh Hamza'nın vefatı için verilen diğer tarih.
1459: Akşemseddin'in Göynük'te vefatı.
1511: Hadım Ali Paşa'nın Gökçay Muharebesi'nde yaralanması ve Amasya'da ölümü; mezarı Kurtboğan Türbesi'nin yanındadır.
1930: Albert Gabriel'in türbedeki mezar taşlarını gösteren gravürü.
2012: Türbede yapılan kurtarma kazısı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Evliyalar Ansiklopedisi, "Kurtboğan Evliyâsı", https://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Evliyalar-Ansiklopedisi/Detay/Turkiye-Amasya-KURTBOGAN-EVLIYASI/41
- Melek Karadeniz, "Kurtboğan Evliyasının Bilinmeyen Hikâyesi", Maarifin Sesi, 2022, https://www.maarifinsesi.com/7613-2/ (Enisî, Menâkıb-ı Akşemseddin; Doğanbaş, Amasya Türbeleri; Balaban, Amasya Efsane, Menkabe ve Memoratları eserlerine dayanır)
Akademik çalışmalar
- Orhan F. Köprülü, Mustafa İsmet Uzun, "Akşemseddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/aksemseddin
- Emine Yılmaz, "Kavak İlçesinde Bulunan Akşemsettin'in Babası Şeyh Hamza Türbesi", Amisos, 2016, https://dergipark.org.tr/en/pub/amisos/article/282049
Resmî kaynaklar
- Amasya Valiliği, Discover Amasya, "Kurtboğan Türbesi", https://www.discoveramasya.com/icerik/247
Diğer kaynaklar
- Kültür Envanteri, "Kurtboğan Türbesi", https://kulturenvanteri.com/en/yer/kurtbogan-turbesi-amasya/
- Kültür Envanteri, "Gazi Atik Ali Paşa Türbesi", https://kulturenvanteri.com/tr/yer/gazi-ali-atik-pasa-turbesi-amasya/
- Samsun Bülten, "Kavak'ın Saklı Tarihi: Akşemseddin'in Babası Şeyh Hamza Türbesi", 2025, https://www.samsunbulten.com/kavak-in-sakli-tarihi-aksemseddin-in-babasi-seyh-hamza-turbesi_13846.html
Çevrimiçi kaynaklar
- https://islamansiklopedisi.org.tr/aksemseddin
- https://www.discoveramasya.com/icerik/247
- https://kulturenvanteri.com/en/yer/kurtbogan-turbesi-amasya/
- https://www.maarifinsesi.com/7613-2/
- https://dergipark.org.tr/en/pub/amisos/article/282049
- https://www.samsunbulten.com/kavak-in-sakli-tarihi-aksemseddin-in-babasi-seyh-hamza-turbesi_13846.html









