"Değme Felek" adıyla da bilinen bu ağıtın ne sözü ne ezgisi anonimdir: ikisi de 2014'te ölen Gümüşhacıköylü Âşık Özlemi'nindir, asıl adıyla Muammer Badem'in. Türküyü Sabahat Akkiraz derlemiş, notayı Altan Demirel ile Erdem Çalışkanel yazmış, eser TRT repertuvarına 4250 numarayla ve konusu "ağıt" olarak girmiştir. Yaşar Özürküt'ün âşığın kendi anlatımına dayandırdığı öyküye göre türkü, Mart 1995'te Çorum'da bir televizyon stüdyosunda, sevdiği kadının ölüm haberini aldığı gün, canlı yayında doğmuştur.

Künye

  • TRT repertuvar no: 4250, kırık havalar; konusu ağıt
  • Yöre: Amasya; repertuvar ilçe yazmaz, Haluk Yücel'in listesi Merzifon der, âşık Gümüşhacıköy'ün İmirler köyündendir
  • Kaynak kişi: Âşık Özlemi (Muammer Badem)
  • Derleyen: Sabahat Akkiraz
  • Notaya alan: Altan Demirel, Erdem Çalışkanel
  • Derleme tarihi: künyede yok
  • Makam: Hicaz dizisi; karar ve bitiş La
  • Usul: 7/8
  • Söz ve müzik: Âşık Özlemi; 4 Mart 2014'te Okmeydanı Cemevi'ndeki törenin ardından Gümüşhacıköy'de toprağa verildi. Sözler telif kapsamındadır.
  • TRT bağlantısı: TRT repertuvar no 4250; TRT'nin eser sayfası olmadığından künye, sözler ve türkünün öyküsü Repertükül'de.

Sözleri

Sözler Âşık Özlemi'ye ait olduğu ve telif hakları sürdüğü için burada yalnız ilk kıta, repertuvar notasındaki biçimiyle verilmiştir:

Bugün benim efkârım var zarım var
Değme felek değme (değme) telime benim
Gül yüzlü cananı (dost dost) elden aldırdım
Ecel oku değdi (değdi) gülüme benim

Zar burada inilti, ağlayış demektir. Söyleyen, felekten sazının teline dokunmamasını ister: bugün içim dertli, ağlıyorum; gül yüzlü sevgilimi başkasına kaptırdım, ecelin oku gülüme değdi. Notada her kıtanın ardından "Değme zalım değme" diye başlayan bir dize gelir ve kıtanın son kelimesini tekrarlar. İkinci kıta derdin çaresizliğini anlatır: her derde deva bulduğuna inanılan Lokman Hekim gelse bu yarayı saramaz; söyleyen, hileci saydığı dostla arasını açmıştır, köşkü de sarayı da kalmamış, dalına baykuşlar tünemiştir. Üçüncü kıtada âşık mahlasını söyler, başını dumanlı dağlara benzetir, gözleri yaşlı, içi kan ağlar; güz gelmiş, bağlar bozulmuş, gülüne hazan yeli değmiştir.

Notadaki sözle öyküde aktarılan söz arasında küçük farklar vardır. Öyküde ilk kıtanın son dizesi "ecel oku değdi tenime benim" diye geçer, ikinci kıtada "hilebaz dost ile açtım arayı" denir. Notada ise "gülüme" ve "hilebaz dostunan açtık arayı" yazılıdır.

Hikâyesi

Türkünün öyküsünü Yaşar Özürküt "Öyküleriyle Türküler" başlığı altında yazmıştır. Kendi notuna göre iki kaynağa dayanır: Ankara Radyosu saz sanatçısı Ferhat Durmuş'un 20 Kasım 2001 tarihli mektubu ve Muammer Badem'in 20 Nisan 2005'te Yapı Kredi Yayıncılık'ın Sermet Çifter Salonu'nda yapılan müzikli bir söyleşide kendi ağzından anlattıkları. Âşığın gençliğine ve türkünün doğuşuna dair ayrıntıların tümü bu anlatıdan gelir.

Anlatıya göre Muammer ile Ümmü, Gümüşhacıköy'ün İmirler köyünde ortaokul yıllarında tanışıp sevdalanmış, köyün dışındaki bir tepede kuşburnu ağaçlarının altında buluşmuşlardır. İkisi de Alevi inancındandır ve aralarında verdikleri sözü bir ikrar olarak görmüş, birbirlerine söz yüzüğü takmışlardır. Muammer 1979'da Gazi Üniversitesi'nin Basın Yayın bölümünü kazanmış, aynı yıl aileler de yüzük takarak ilişkiyi resmîleştirmiştir. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Muammer, Ümmü için yazdığı ve bir derneğin duvarına asılan bir şiir yüzünden tutuklanmış; bir sendika davasına dahil edilerek idam istemiyle yargılanmış, yedi sekiz ayı hücrede olmak üzere iki yıl cezaevinde kalmıştır. Beraat ettikten hemen sonra askere alınmıştır.

Bu sırada Ümmü'nün babası, "idamla yargılanan" bir gence kızını vermeyeceğini söyleyip söz yüzüğünü geri göndermiş ve kızını bir devlet memuruyla evlendirmiştir. Öykü, Ümmü'nün bu evlilikte mutsuz olduğunu ve Muammer'e haber saldığını anlatır. Muammer de bir süre sonra evlenmiş, şiir ve saza devam etmiş, "Özlemi" mahlasını almıştır. Ümmü çaresiz bir hastalığa yakalanıp baba evine döndüğünde onu son bir kez görmek istemiş; Muammer, ikrarından döndüğünü düşündüğü için bu görüşmeye gitmemiştir.

Mart 1995'te Özlemi, Çorum'da Hitit TV'nin canlı yayınına çağrılmıştır. Otogarda kendisini karşılayan arkadaşları Ümmü'nün öldüğünü, buluştukları ağacın altına gömülmeyi ve cenazesinde Muammer'in de bulunmasını vasiyet ettiğini söylemiştir. Anlatıya göre âşık stüdyoda ne çalacağını bilemeden sazını eline almış ve bu türkü o an ağzından dökülmüştür. Öykü, Özlemi'nin yayından sonra cebinden çıkardığı, köşelerinde "M" ve "Ü" harfleri işli, ortasında kanadı kırık bir güvercin bulunan oyalı bir mendille biter. Özürküt öykünün başında olayın 1970'li yıllarda geçtiğini yazar; anlatılan olaylar ise 1995'e kadar uzanır.

Müzikal Özellikleri

Dizelerin ortasına giren "dost dost", "değme", "değdi" gibi kısa tekrarlar ve her kıtanın sonundaki "Değme zalım değme" dizesi, saz eşliğinde doğaçlama söylenmiş bir türkünün izini notada da korur. Dizi Hicaz, usul 7/8'lik aksaktır. Ezgi, karar ve bitiş sesi olan La ile onun üstündeki Fa arasında, altı sesin içinde kalır. Nail Demircioğlu türküyü tablosuna "Bugün Benim Efkarım Var" adıyla, Hicaz ve 7/8 olarak almıştır; Haluk Yücel de onu kırık havalar arasında sayıp usul tablosunda 7/8'liklerin yanında gösterir.

Okuyanlar ve Kayıtlar

Öyküye göre türküyü ilk kez Âşık Özlemi, Mart 1995'te Çorum Hitit TV'deki canlı yayında okumuştur. Repertuvar künyesinde icra eden bölümü boştur; derleyen olarak Sabahat Akkiraz'ın adı yazılıdır. Sözler başka bir yayında "Değme Felek" başlığıyla ve Âşık Özlemi adıyla yer alır. Plak ya da albüm kayıtlarına dair belgeli bir bilgi, başvurulan kaynaklarda yer almıyor. Amasya repertuvarının bütünü Yeşilırmak'ın Ezgisi yazısında ele alınır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar