Âşık Özlemî, asıl adıyla Muammer Badem, Gümüşhacıköy'ün İmirler köyünde yetişmiş, Alevî-Bektaşî âşıklık geleneği içinde usta-çırak ilişkisiyle olgunlaşmış bir halk ozanıdır. "Değme Felek" diye bilinen ve ilk dizesiyle "Bugün Benim Efkârım Var" adıyla da anılan türkü onundur; "Gidiyorum Suna Boylum", "Açma Yaramı" ve "Yalan Dünya Senden Usandım" gibi parçaları TRT Türk Halk Müziği repertuvarına girmiştir. 2014'te ölen ozanın şiir dünyası, 2011'de hazırlanan bir lisans tezinde ve 2021'de yayımlanan ilk akademik makalede ele alınmıştır. Bu sayfa Özlemî'nin şair yönünü, eserlerini ve şiirinin konularını anlatır; hayat hikâyesinin ayrıntıları Tarihî Şahsiyetler bölümündeki biyografisindedir.
Hayatı
Muammer Badem, kaynakların çoğuna göre 1957'de, kimi kayıtlara göre 1951'de İmirler köyünde doğdu. Küçük yaşta saza başladı, Gümüşhacıköy'de ortaokulda okurken ilçeye konuk gelen Âşık Mahzuni Şerif'le tanıştı ve bir buçuk yıl kadar onunla Anadolu'yu dolaştı. Ankara'da Basın Yayın Yüksekokulu'nda okurken 12 Eylül 1980 darbesinin ardından, sevdiği kıza yazdığı "Bir Tanem" adlı şiir bir derneğin panosunda bulunduğu için tutuklandı ve yirmi sekiz ay hapis yattı. Askerlikten sonra köyüne döndü, evlendi, Gümüşhacıköy Belediyesi'nde çalışırken 1989'da açtığı saz kursunda yüzlerce gence saz öğretti. 1992'den sonra radyo ve televizyon programlarına çıktı. 2 Mart 2014'te İstanbul Okmeydanı'nda bir trafik kazasında ağır yaralandı, ertesi gün öldü ve İmirler'de toprağa verildi. Hayatının bütün ayrıntıları, kaynaklar arasındaki farklarla birlikte, Âşık Özlemî: Değme Felek'in Gümüşhacıköylü Ozanı yazısında anlatılmıştır.
Amasya ile Bağı
Özlemî'nin Amasya ile bağı doğumu, yetişmesi ve ölümüyle kesindir. Gümüşhacıköy'ün İmirler köyünde doğmuş, ortaokul ve liseyi ilçede okumuş, ömrünün büyük kısmını burada geçirmiş ve köyünün mezarlığına gömülmüştür. Şerife Özer ile Mustafa Topal, onun yetiştiği yöreyi Amasya, Suluova'nın bir kısmı, Merzifon ve Gümüşhacıköy ovalarını kapsayan ve halk arasında "Gaziler Ovacığı" diye anılan coğrafya içinde değerlendirir. Alevî-Bektaşî kültürünün yaygın olduğu bu bölge, Kul Fakir, Âşık Musa, Rıza Çulha ve Halil İbrahim Alkaç gibi pek çok âşık yetiştirmiştir. Özer ve Topal'ın andığı yöre âşıkları listesinde Özlemî de yer alır. Sitede bu geleneğin genel tablosu Amasya'da âşıklık geleneği yazısında verilmiştir.
Âşıklığı ve Mahlası
Özlemî bade içerek âşık olanlardan sayılmaz; geleneği bir ustanın yanında çıraklık ederek öğrenmiştir. Özer ve Topal, G. Uzun'un lisans tezine dayanarak onun ilk ustalarının Çorumlu halk âşıkları Âşık Borani ile Âşık Şekip Şahadoğru olduğunu yazar. Ardından Mahzuni Şerif'in çırağı olmuş, onunla birlikte Bektaşî sohbet meclislerinde ve Balım Sultan muhabbetlerinde çalıp söylemiştir. Ustalığa geçtikten sonra Davut Sulari, Âşık Hasan, Murat Çobanoğlu, Hüseyin Çırakman, Âşık Borani ve Âşık Gülabi ile meclislerde bulunmuş, yarışmalara katılmış, sonraki yıllarda Âşık Haydar Öztürk ile Hüseyin Çırakman'dan da yararlanmıştır. Uzun'un aktardığına göre ailesi, Hacı Bektaş Dergâhı'nda hizmet eden Hacım Sultan soyuna bağlanan bir sülaleye dayanır; aile Horasan'dan Tunceli'nin Hozat ilçesine, oradan bugünkü yurduna gelmiştir.
Mahlasın kaynağı konusunda iki anlatım vardır. Özer ve Topal, mahlası ona ilk ustalarından Âşık Borani'nin verdiğini söyler. Sitedeki biyografide yararlanılan başka bir anlatıda ise "Özlemî" adını ona Hacıbektaş şenliklerinde Mahzuni Şerif'in verdiği geçer. Özlemî'nin kendisi, Ankaralı ve arkadaşlarının 2000'de yayımladığı Dünden Bugüne Gümüşhacıköy'de aktarılan sözlerinde mahlasın anlamını çocukluğuna bağlar: çobanlık yaparken ilk sazını koyunların dinlediğini, dertlerini ve özlemlerini saza döktüğünü, âşık oluşunun nedeninin anne baba şefkatinden yoksun geçen çocukluğu ve bu sevginin özlemi olduğunu anlatır. Uzun'a göre bir aylıkken yanında hiç evladı kalmayan büyük dedesine evlatlık verilmiş ve büyük dedesi ölünceye kadar anne babasını tanımamıştır. Bu ayrıntı, mahlasın taşıdığı anlamı açıklar. İlk ustalarından Şekip'in soyadı ise kaynaklarda "Şahadoğru" ve "Şahatoğlu" biçimlerinde yazılır; doğru yazılışı belgelenemedi.
Eserleri
Özlemî'nin şiirleri kendi eliyle hazırlanmış bir kitapta toplanmamıştır. Bugün bilinen metinlerin başlıca kaynağı, G. Uzun'un Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda 2011'de hazırladığı Âşık Özlemi'nin Hayatı ve Eserleri adlı yayımlanmamış lisans tezidir. Özer ve Topal'ın makalesindeki şiir alıntılarının çoğu bu tezin 28 ile 71. sayfaları arasından alınmıştır; birkaç şiir de Dünden Bugüne Gümüşhacıköy'den aktarılmıştır. Bu kaynaklarda adı ya da ilk dizesiyle anılan eserleri şunlardır:
- "Değme Felek" (ilk dizesi "Bugün benim efkârım var, zarım var"); üç dörtlük ve nakarat.
- "Gidiyorum Suna Boylum Sen Ağlama"; ustalık döneminin ilk eseri sayılır, TRT repertuvarındadır.
- "Açma Yaramı" ve "Yalan Dünya Senden Usandım"; ikisi de TRT repertuvarına girmiştir.
- "Bir Tanem"; ölçüsüz, serbest dizelerle yazılmış aşk şiiri, 1980'deki tutuklanmasının gerekçesi.
- On İki İmam'ı sırasıyla anan, "Medet ya Allah ya Muhammed ya Ali" nakaratlı düvaz.
- "İnsan Hak'ta Hak insanda" nakaratlı tasavvufî deyiş.
- "Gider Ali Ali diye" nakaratlı deyiş ve "Doldur da ver içelim Ali Baba" dizesiyle biten muhabbet şiiri.
- "Gönlüm düştü güzel bir canana" diye başlayan güzelleme.
- "Vay başıma gelene bak gelene" nakaratlı şiir.
- "Geçip gitti benim ömrüm" nakaratlı şiir.
- "Dinle beni ey Keziban bacı" diye başlayan öğüt şiiri.
Sitedeki biyografide bunlara "Ben Gülmedim", "Felek Beni Adım Adım", "Deli Gönül" ve "Ömrüm Ömrüm" adlı parçalar da eklenir. Bir eser listesi ya da diskografi yayımlanmadığı için bu liste tamamlanmış sayılmamalıdır.
Şiiri
Telif notu: Âşık Özlemî 3 Mart 2014'te öldüğü için şiirleri, ölümünden sonraki 70 yıl boyunca, yani 2084 yılının sonuna kadar telif koruması altındadır. Bu nedenle şiirleri sitemizde ayrı sayfalar hâlinde yayımlanamamakta; aşağıda yalnız iki dörtlük alıntılanmaktadır.
Özer ve Topal, Özlemî'nin şiirini iki ana kaynaktan beslenen bir bütün olarak değerlendirir: Alevî geleneği içinde aldığı inanç terbiyesi ve kendi hayatında yaşadığı ayrılık. İnanç şiirlerinde Hz. Ali, On İki İmam ve ehl-i beyt sevgisi, Hacı Bektaş Velî ve Balım Sultan'a bağlılık öne çıkar. On İki İmam'ı sırasıyla andığı düvaz, Alevî-Bektaşî şairlerinin bu türdeki geleneğine doğrudan bağlanır. Bir başka deyişinde vahdet-i vücûd anlayışını, ölmeden önce ölmek ve Hakk'ın insanda tecelli etmesi fikrini sade bir dörtlük dizisiyle anlatır:
Ayet-i kuran insanda
Kabey-i mekân insanda
Suret-i ayan insanda
İnsan Hak'ta Hak insanda
Günümüz Türkçesiyle: Kur'an'ın ayetleri insandadır, Kâbe'nin kendisi insandadır, görünen her şeyin sureti insandadır; insan Hak'tadır, Hak insandadır. Dörtlük, Alevî-Bektaşî şiirinde sık işlenen "insan-ı kâmil" düşüncesini, Kâbe ve Kur'an gibi kutsal kabul edilenlerin insanın kendi varlığında bulunduğu fikriyle dile getirir. Sekiz heceli dizeler ve her dörtlüğün sonunda tekrarlanan nakarat, deyişin cem meclislerinde sazla söylenmeye uygun yapısını gösterir.
Şiirlerinin ikinci büyük kümesi aşk ve ayrılıktır. Okul arkadaşına duyduğu sevgiyi anlattığı güzellemede sevgilinin yanağı goncaya, boyu yeni çiçek açmış dala benzetilir; geleneğin Mecnun, bülbül ve gül imgeleri kullanılır. Kendi tutuklanmasından sonra sevdiği kızın başkasıyla evlendirilmesi ve yıllar sonra ölmesi, Özlemî'nin en tanınmış şiirlerinin konusudur. Özer ve Topal "Değme Felek"i ozanın sevdiğinin ölüm haberini aldığı gün bir televizyon programında sazıyla söylediği bir ağıt olarak anlatır. Türkünün ilk dörtlüğü şöyledir:
Bugün benim efkârım var zarım var
Değme felek değme telime benim
Gül yüzlü cananı elden aldırdım
Ecel oku değdi gülüme benim
Günümüz Türkçesiyle: Bugün içimde bir sıkıntı, bir inilti var; ey felek, sazımın teline, gönlümün teline dokunma. Gül yüzlü sevgilimi elimden aldırdım; ecelin oku gülüme değdi. "Telime" sözü hem sazın telini hem gönül telini anlatır; "gül" ise geleneğin sevgili için kullandığı en bilinen mazmundur. Türkünün kimi kayıtlarında "aldırdın" ve "tenime" gibi farklı okuyuşlar görülür; ağızdan ağıza dolaşan bir eserde bu farklar olağandır. Son dörtlükte ozan mahlasını söyler ve hazan yelinin gülüne değdiğini anlatarak ayrılığı mevsim imgesiyle kapatır.
Özer ve Topal'a göre "Değme Felek" Sabahat Akkiraz'a verildikten sonra ülke çapında yayılmış; Zafer Gündoğdu, Mustafa Uğur, Sümer Ezgü, Cengiz Özkan, Zara, Esat Kabaklı, Oğuz Aksaç, Ender Balkır, Sevcan Orhan, Emel Taşcıoğlu ve Tolga Sağ gibi pek çok sanatçı tarafından seslendirilmiş, televizyon dizilerinde de kullanılmıştır. Ayrılık temalı öteki şiirlerinde ömrün hızla geçtiği duygusu öne çıkar: ömür bir düşe, kafesten uçan kuşa, dudaktan çıkıp giden söze, açıp solan güle ve akıp giden sele benzetilir. "Vay başıma gelene bak gelene" nakaratlı şiirinde ozan, felekten ok yemiş, deli akarken durulmuş bir gönlü anlatır.
Üçüncü bir küme öğüt şiirleridir. "Dinle beni ey Keziban bacı" diye başlayan şiirde dost gönlünü kırmamayı, cahille yol yürümemeyi, paraya pula gönül vermemeyi ve ustayı unutmamayı öğütler; son dörtlükte kendini "halkın ozanı" diye tanıtır. Bu şiir, âşıklık geleneğinde yaygın olan nasihat söyleme alışkanlığının Özlemî'deki örneğidir. "Bir Tanem" ise onun hece ölçüsü dışına çıkan, serbest dizelerle yazılmış nadir şiirlerindendir; zulme ve kadere karşı öfkeyi bir aşk seslenişinin içine yerleştirir ve 1980'de siyasi bir çağrı olarak okunmuştur.
Edebî Kişiliği
Özer ve Topal, Özlemî'yi usta-çırak ilişkisiyle yetişmesi ve yaşadığı toplumun sözcüsü olmasıyla sözlü kültürün sürmesine katkıda bulunmuş bir âşık olarak değerlendirir. Yazarlara göre konservatuvar kökenli, geleneğe bağı zayıf âşıkların çoğaldığı bir dönemde Özlemî, geleneği bilen ustaların yanında yetişmiş olmasıyla geleneğin özünü taşıyan bir örnektir. Şiirleri hem Alevî geleneğinin inanç dünyasını hem de bir insanın kendi hayatındaki acıyı dile getirir; makale bu iki yönün onda birlikte bulunduğunu vurgular. Dili sade, söyleyişi içtendir; hece ölçüsünü, dörtlük nazım birimini, nakaratı ve mahlas dörtlüğünü geleneğe uygun biçimde kullanır. Şiirleri sazla birlikte söylenmek üzere kurulmuştur ve bir kısmının ezgisi de kendisine aittir.
Kaynakların Durumu
Özlemî'nin şiirleri üzerine bilinenler büyük ölçüde yayımlanmamış bir lisans tezine ve bu teze dayanan tek bir makaleye dayanır. Makalenin yazarları çalışmalarının ozan hakkındaki ilk bilimsel çalışma olduğunu belirtir. Kimi bilgilerde kaynaklar ayrışır: doğum yılı 1957 ve 1951 olarak, mahlası veren usta Âşık Borani ve Mahzuni Şerif olarak, ilk ustalarından birinin soyadı Şahadoğru ve Şahatoğlu olarak geçer. "Değme Felek"in hangi yayında ve hangi yıl ilk kez söylendiği de anlatıdan anlatıya değişir. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde Özlemî adına ayrılmış bir madde bulunamamıştır.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Şerife Özer – Mustafa Topal, "Âşıklık Geleneği ve Geleneğin Çerağlarından Amasyalı Âşık Özlemî", Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, 14(34), 2021, s. 652-665. https://doi.org/10.12981/mahder.869864
- G. Uzun, Âşık Özlemi'nin Hayatı ve Eserleri, Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, 2011, s. 23-71 (Özer – Topal 2021 aktarımıyla).
Kitaplar
- A. Ankaralı – S. Cin – A. G. Tuncay, Dünden Bugüne Gümüşhacıköy, Gümüşhacıköy: Ticaret ve Sanayi Odası, 2000, s. 188 (Özer – Topal 2021 aktarımıyla).
Çevrimiçi kaynaklar
